Çiğdem Erben | Yoksulun Türküsü

Çiğdem Erben | Yoksulun Türküsü

Çiğdem Erben “Yoksulun Türküsü” adlı öyküsüyle Edebiyat Daima’da

Çiğdem Erben | Yoksulun Türküsü  

Eşeğin yularından çekerek evin önüne indi. Elma ağacına eşeği bağladı her zaman ki gibi. Yükünü indirdi. Odunları, diğer kesilecek odunların yanına çekiyordu. Tam o sırada Babası paçaları birkaç defa yukarı katlanmış, kolları dirseklere kadar sıvalı, elinde bir ırbık, elma ağacının dibine; yaşlı, ağır ama bir o kadar da sağlam adımlar ile indi. Koltuğunun altına sıkıştırdığı yeşil yamalı eski püskü seccadeyi elma ağcının yapraksız bir dalına astı. Uykudan önce sapsarı geçmiş bir bir yapraklarını döken elma ağacı. Şöyle bir doğruldu sağ elindeki ırbığı gücü yetiğince kaldırıp oğluna seslendi:

– Karaoğlan bırak hele şu odunları. Gel suyumu dök, abdest alacam.

Karaoğlan babasının lafı daha bitmeden koştu geldi. Adam abdesti bittikten sonra sağa baktı sola baktı havlu olmadığını fark etti. Karaoğlan da bildi hemen kapının ağzına bağırdı:

– Aysel, havlu verin. Saniyeler içinde esmer güzeli çıtı pıtı Aysel kapıda belirdi elinde havluyla. Karaoğlan havluyu babasına getirdi. Sonra babası bastonunu istedi, onu da getirdi, şapkasını istedi onu da getirdi. Nefesi bile daralmadan, yorulmadan, yer, içer gibi oynar gibi keyifle.

– Odunları baya yığdık. Çok şükür. Yetmeye yetmez bu kışa da… Yine getiririz Allah’ın izniyle. Bah abilerine! Ne zamandır çekiyoh daha odunu kesip, kıyıp yerleştiremediler. Onlardan bize hayır yoh sen baltayı al, kıyıdan kıyıdan başla oğlum ancak biter.

Karaoğlan baltayı kaptı, bir vurdu, iki vurdu parça parça etti odunları. Nereden kırıldı koptuysa, kaç kere hıçkıra hıçkıra ağladıysa o kadar vurdu. Her defasında kırılıp da yen içinde kalan kol için vurdu. Odunların talaş olmasından, un olmasından korktu. Vurdu amansızca, boyundan büyük baltayla bana mısın demedi. Babası şöyle geriye çekildi namazını kıldı oğlunu seyretti. On iki yaşındaki oğluna bir babanın yapması gereken işleri yaptırdığı için utanıyor, aldığı nefes haram geliyordu. Farz olan beş vakitti ama ona on-on beş vakit farzmış gibi geliyordu. Utancından. Allah’ından, evlatlarından, karısından utanıyordu. Karısının babası yaşında, evlatlarının dedesi yaşındaydı.  Kalbindeki tevhit ve aşk olmasa bu yaşa kadar bunca dertle yaşayamazdı. Evi, serveti, malı mülkü, yaşama sebebi; altı evladı olmasa, gözünden sakındığı goncası olmasa…

Hep düşünüyordu, Allah’ın huzurunda babam olmak uğruna ellisinden sonra altı çocuk sahibi olmanın hakkını, ödeyemeyeceğini düşünürdü.  Evlatlarına sorsan “Babamız cihanda bir tane!” derlerdi köyün amcası, dayısı, bilgili dedesiydi. Civar köylerin ise en iyi ve dürüst çobanı. Mumla aranan adamıydı. Ama o kendini affetmedikten sonra cennet bile dar gelirdi.

O bunları düşünüp düşünüp ela, badem gözlerinden inciler süzerken kızı Aysel, sırtından sarıldı babasının şöyle içten içten:

– Babam! Dedi.

– Baban kurban. İhtiyar kızının mis kokusunu içine çekti özenle kesmediği gözünden sakındığı uzun siyak saçlarını avuçladı kokladı. Ciğerlerini kızının kokusuyla doldurdu. Aysel kollarını babasının boynuna sardı, bembeyaz, yumuşacık sakallarını okşadı. Onlar, baba kız oynaşırken, anneleri ağır ağır dizlerini tutarak dışarı çıktı, onun sesine Karaoğlan, babası ve kız kardeşi kafalarını kaldırdılar. Anne:

– İbo!

– Anam.

 İbo evin en büyük oğluydu. Üç ay sonra ilk kez eve gelmişti. Yazın başında çalışmak için bir ağanın yanına azat olarak gitmişti. Saçları ve bıyıkları biraz uzamış, her zamanki hercai halleriyle avlu kapısında göründü. Evet, her zamanki gibiydi ama besbelli bir karın ağrısı vardı ve elinde ne olduğunu anlayamadıkları bir paket. Karaoğlan, pür dikkat pakete bakıyor, abisinin ağzından çıkacaklara kulak kesilmişti, içten içe de ilgilenmiyor gibi tavır takınıyordu. Babası hafif kaşlarını çatıp kanı deli akan bu oğlunun gelişine bakıyor, bir hal olduğunu seziyordu.  İbo “Selamınaleyküm”  deyip hızlı hızlı eve girdi. Babasının yanından geçerken Aysel’in saçını çekip “Napıyon gız” dedi güldü. Aysel abisini tanıdığı için öyle sevdiğini biliyordu, güldü. 

  İbo içeri girdi gürül gürül yanan sobanın yanına üstündeki yamalı ceketi çıkardı dışarıdaki seslere kulak verdi. Babası Karaoğlan’la konuşuyordu:

– Ben camie gidiyorum oğlum hadi, hava kararmadan az daha kır da abin geldi ne olsa yarın o yapar.

Karaoğlan da babası da böyle olmadığını biliyorlardı. Ama ne çare sözü geçmiyordu büyük oğluna.

İbo babasının gittiğinden emin olduktan sonra siyah çantayı açtı. Siyah parıl parıl parlayan bir pikaptı bu. Bakıp bakıp gülüyor keyifleniyordu İbo pikapın altına koyduğu beş altı plağı çıkardı nasıl çalıştığını hatırlamaya çalıştı. Şöyle bir baktı, babasına çalıştığı üç aylık paranın yerine Ağa’dan pikap ve plak aldığını nasıl söyleyecekti. Söylemesi söyleyemeyecekti de görünce kıyamet kopacağına emindi. Sağını solunu kurcaladı, epeyce bir uğraştı çalıştırmak için sonunda olmuştu işte. Dönüyordu. Gözlerinin içi parladı, eline gelen ilk plağı koydu, pat çat okumasıyla üstüne baktı “Selahattin Bölük- Meyro”. Özenle yerleştirdi, iğneyi plağın başına koydu, Ağa’nın yiyeni de böyle yapıyordu, gözünün önüne geldi. İşte şimdi kendisinin de bir pikabı vardı diye böbürlendi.

İlk önce bir cızırtı geldi, korktu ki bozuk diye yüreği ağzına geldi. Hemen cızırtının ardına duyulan sesle büyülenmiş gibi olmuştu:

           “ Akşam olur tepenin ardından

             Bana gelsen ölür müydün acından

             Öğüt mü aldın zalim bacından

             Demedim mi Meyro düşen dillere

             Yığın olur bizim elin ekini

             Top top olmuş Meyro kızın kekili

             Ben gidersem Meyro kimler vekilin

             Demedim mi Meyro’m giden ellere”

Odun kesen körpe Karaoğlan, şöyle bir dikildi bir ses geliyordu. Daha önce beribenzerini hiç duymadığı bir ses. Nereden geldiğini anlamaya çalışırken daha da şaşırdı, ses sanki evlerinden geliyordu. Önce ihtimal vermedi ama şöyle bir kulak kesilince sanki evlerinden geliyordu. Babasının dediği geldi aklına, hava kararana kadar odunları kır demişti, kafasını kaldırıp göğe baktı. Hava yeni yeni çöküyordu. Babası ikindi namazı için gitmişti, akşam namazını da kılar öyle gelirdi. Merakına yenik düştü baltayı yere saplayıp ufak adımlarla ev doğru ilerledi. Gerçekten de ses evden geliyordu. Emin olunca hızlı hızlı eve girdi. Kapıyı açtı abisi ile şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. İbo kuyruğunu dik tuttu kaşlarını çatıp:

– Ne var n’oldu? Karaoğlan heycanlı heycanlı.

– Ne bu, nereden çıktı? Aman ne güzelmiş abi! Karaoğlan’ ın çok ilgisini çekmişti. Çocuktu neticede. Ama bu kadar ilgilenmesi İbo’nun pek hoşuna gitmedi. Yukarıdan yukarıdan bakışları ile:

– Görmüyor musun pikap pikap! Ne cahilsin, dedi güldü. Karaoğlan hiç bozmadan “Biliyorum da … Ben sen nereden buldun bunu diyecektim” dedi. İbo sertçe çıkıştı kabahatinin ortaya çıkacağını anlayınca.

– Nereden aldıysam aldım, git şuradan! Deyip elinin tersiyle ittirdi Karaoğlan’nı. Zavallıcağız tökezleyip düştü. Bu gürültüye annesi ve kız kardeşleri de geldi. Annesi bağırarak kapıyı açtı:

– Napıyonuz siz? Ne bu tantana, sen odunları kesmiyor muydun? İki oğlan da bir ağızdan kendilerini anlatmaya çalıştılar hiçbir şey anlaşılmıyordu söylediklerinden. İbo sesini yükselterek üste çıktı, bastırdı küçük kardeşini. Karaoğlan da pes edip ufacık boyuyla annesinin bacağının arasından sıvışıp kaçtı. Gizlice kapının oraya pusup abisini dinlemeye devam etti.

– Ana, Ağa’nın evinde bir pikap vardı. Ben oradayken Almanya’dan abisi geldi yeni bir pikap getirdi Ağa’da bunu bana verdi.

– İşiniz gücünüz kudurukluk zaten. Bir işin ucundan tutayım deme! Biz seni oraya çalış eve para getir diye gönderdik. Yazın üç ay oğlumuz çalışır da yazın kışı biraz daha rahat geçiririz dedik. Şunun uğraştığına bak. Sustu. Herkes bir ağızdan sustu. Kapının ardında Karaoğlan’da susarak odunların yanına gitti. Bir iki daha kırayım derken hava karardı. Eve girmedi. Hava serinlemiş ve üşümüştü. Kapının ağzına oturup, boynunu büküp bakıyordu öylece. Az sonra avlu kapısından babası girdi.

-Karaoğlum Nusrat’im niye oturuyorsun burada. Hiç bir şey söylemedi. Beraber arka arkaya eve girdiler. İki kız kardeş köşede oynuyordu. Evin büyük oğlu anası ile soba yakıyordu. Soba tutuşunca babasının karşısına geçip oturdu. Baba:

– Ee, İbo ne yaptın görmeyeli.

– Çok şükür baba.

– Ağa nasıl?

– Nasıl olsun baba Ağa işte, selamı var sana.

-Aleykümselam, dedi

Baba oğul arasındaki bu sohbetin soğukluğunu yanan saba bile ısıtamadı. Şefkatli bir ana şirin bir çocuk

Babası şöyle bir sağına soluna bakarken pikap dikkatini çekti. Daha önce gençken İzmir’e gittiğinde orada görmüştü. Şaşırdı, karısına dönüp sordu.

– Hanım bu nereden geldi. İbo telaşla atıldı annesinden önce:

– Baba, Ağa’nın Almanya’dan abisi yeni pikap getirmiş eskisini de bize verdi. Şükrü dönen dümeni anlamıştı şöyle bir kafasını sallayıp gözünün altından oğluna baktı. İnşallah tahmini doğru çıkmaz diye ümit etti. Üç aydır çalıştığı para karşılığında Ağa’dan bu zımbırtıyı alıp eve getirmemiştir diye içinden geçirdi.

– Demek öyle. De hele, para ne kadar verdi? İstemesek söylemeyecen hiç, vermeyeceksin herhalde. İbo kemküm etti bir şey diyemedi.

– Sus sus! Anladım ben anlayacağımı. Bu kışta bu pikabı yersiniz, soğukta ayağınıza da giyerseniz.

Nasıl dünyaydı bu! Ya karnını doyuracaksın ya da türkü dinleyecektin öylemi? İkisi bir arada olmaz mıydı? Kim yazmıştı bu kanunları?

İbo çok suçlanmıştı. Ama o dik tavırlarıyla aldırmıyor gibi yapmaya devam ediyordu. Şöyle pikabı yanına çekti, Karaoğlan yine çok mutlu oldu hevesle abisinin nasıl çalıştırdığına baktı. Yine aynı türkü çalmıştı. Nusrat babasına baktı elinde tespih kimseye göstermeden ağlıyordu. Ama o görmüştü. Anne homurdanıp duruyor vah tüh ediyor, abisine kızıyordu.

Türkü bitti, Karaoğlan anında başladı aynı Selahattin Bölük gibi söylemeye. Sesi de oldukça gürdü, çocuk aklıyla aynı duyduğu sesi taklit ediyordu. Babası güldü. Babasının güldüğünü görünce içinde kelebekler uçarmış gibi oldu yoksul bir minderin üstünde, açlıktan kokan ağzıyla yoksul bir türküydü onunki. Kız kardeşleri, abim de aynı onun gibi söylüyor, demişlerdi. Bütün evin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Ufak ufak babasını da mutlu etmişti. Evin gerginliği gider gibi olunca çocuklar esnemeye başladı. Kızlar sobanın dibinde kedi yavrusu gibi uyumuştu. Nusrat, türküyü söyleye söyle babasının dizine uyumuştu, hala mırıldanıyordu “ Top top olmuş Meyro kızın kekili”.

Evde herkes uyumuştu. Yoksulun sobası ilk akşam yanardı, gece soğuk uykulara, boş mideler ile yatılırdı. Bu gecede öyle oldu. Ama nam-ı diyar Karaoğlan, Nusrat bugün ilk kez türkü denen bu

büyülü şey ile tanışmıştı. Sanki yarın başka biri olarak, başka bir hayata uyacaktı. Türkü bilen, türkü söyleyen bir Karaoğlan.

5 comments
Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

5 Comments

  • Emre Eranıl
    6 Ocak 2021, 17:15

    Müthiş bir anlatım tarzı olmuş, olaylara bakış açısı yaşanmışlık kokuyor. Yeni bir tarz doğuyor olabilir. Kesinlikle takip edilmesi gereken bir yazar. Emeğinize yüreğinize sağlık

    REPLY
  • Ayşe
    6 Ocak 2021, 22:02

    Çok akıcı güzel yalin doğal severek okudum kesinnik le devam etmeli yazmaya

    REPLY
  • Canan
    8 Ocak 2021, 11:51

    Çiğdemcim başarılarının devamını dilerim. Çok güzel anlamış anlatmış ve yazmışsın.

    REPLY
  • sema
    9 Ocak 2021, 15:24

    çok güzel olmuş çidoş başarılarının devamını diliyorum ❤️

    REPLY
  • Hatice Nur Doğan
    10 Ocak 2021, 10:53

    Kalemine sağlık çok güzel bir hikaye. Okurken çok keyif aldım, Ölmüşlere rahmet kalanlara sağlık dilerim.

    REPLY

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayçaerdura ayça erdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur Birgül Yangın Aslanoğlu birgülyangınaslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar bulutun gözyaşı burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz denizkarakavalcı Deniz Kara Kavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emel koşar emelkoşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eray sarıçam eraysarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkuttokman erkut tokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem haticetarkandoğanay Hatice Tarkan Doğanay Hatice Yıldırım haticeyıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale laleşeydagülsoy lale şeyda gülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet Muhammet Erdevir muhammeterdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye Saniye Kısakürek saniyekısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur uğurkarabürk Uğur Karabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler çakıroğlu çağ çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz