Nisa Eser | Başlıksız Şiir

Nisa Eser | Başlıksız Şiir

Nisa Eser, “Başlıksız Şiir” adlı öyküsüyle Edebiyat Daima’da

“Unutulmuş bir muhitte yaşıyorduk
Ben ve umudum.”

Mükerrem elindeki kalemi masaya usulca bıraktı. Sıkıntıyla verdi tuttuğu nefesi. Dirseğini siyah masanın ucuna iliştirip elini saçlarına götürdü. İçinde oluşan sıkıntıyı yazarak atıyordu sadece. Olur da aklıma bir mısra gelir, pejmürde yüreğimden bir bir hareler dökülür, hani olur da içimi tam anlamıyla dökeceğim bir şiire başlık bulurum umuduyla gök mavisi, iki bin on sekiz tarihli ajandasını masanın üzerinde hep açık tutuyordu. Ellerini dökülen saçlarından çekip kalemi aldı. Defteri biraz kendine yaklaştırıp birkaç mısra daha yazdı.

“Her gün birimiz ekmek alır,
Diğeri aç kalır…
Birimiz hamakta sallanır,
Diğeri sahile vururdu kendini.”

Parmaklarındaki dökülen saçlarını masanın ucuna koydu tiksintiyle. Kendininki bile olsa etrafta saç kılı görmekten hiç hazzetmezdi. Odanın ortasında duran geniş, siyah masadan ve ajandasından başka varlığı olmadığını hissediyordu. Kalemin yanında duran yarım bardak suyu tek seferde içip odaya göz gezdirdi. Tek odalı bir evdi burası, bozkırın yeşil denizinde onu selamlayacak şeylerin sayısı belliydi. Yaşadığı odanın sahibi muhtar ve küçük kızı, sabahlarının katili birkaç horoz, nefes almasına yardımcı olan çınar ağacı ve muhtarın köpeği. Bucaksız diyarlarda yarım kalan yalnızlığını yazarak ifade etmeye çalışıyordu Mükerrem.

Masanın sol tarafında iki kişilik dağınık bir yatak, sağ tarafında başlığı bozuk sürekli damlayan paslanmış musluk, karşısında kapakları kırılmış büyük bir gardrop, yerde duran üzerindeki çaydanlıkla odaya ses getiren küçük tüp ve masanın başında kendine bir anlam yüklemeye çalışan Mükerrem. Çoğu zaman neyi sorguladığını dahi unutan, ne için yaşadığını ve hatta ne için ağladığını dahi anlamayan Mükerrem. Eline tekrardan ucu körelmiş kurşun kalemini aldı. Gözyaşlarına engel olamayıp özgür bıraktı.

“Ben ve umudum çok yabancıydık birbirimize.
Kimi zaman öyle uzak kalırdık ki
Adını sanını,
Bana tattırdığı hissi unuturdum.”

Masadan kalkmaya gücü yoktu. Bacaklarının onu bugün taşıyamayacağını biliyordu. Ardında kalan pencereden baktı başını çevirip. Muhtarın küçük kızını köpekle oynarken gördü. Yüzüne küçük de olsa bir gülümseme yayıldı. Bir müddet tüm masumluğuyla kahkahasını odaya dolduran küçük kızı seyretti. Suretindeki gülümseme daha da artıp, Mükerrem’in içini sevgiyle doldurdu. Bedenini masaya doğru çevirip elindeki kalemi azat etti.

“Ardından bir yağmurla çıkıverirdi karşıma
Ben derdi,
Ben adım umut.
Unuttun mu yoksa?”

Karşısında duran kapakları kırık gardıroptaki dağınık görüntü dikkatini dağıtıyordu. Ayağa kalktı sonunda, sandalyesini masanın diğer ucuna koydu. Bu sayede çınar ağacını ve küçük kızı daha rahat göreceğini planlıyordu. Geniş masadaki boş bardağı alıp paslanmış musluktan yarısına kadar doldurdu. Tekrardan oturdu sandalyesine. Muhtarın küçük kızını göremiyordu fakat çınar ağacının yapraklarının gölgesi siyah masaya düşüyordu. Ne düşündüğünü hissedemeden bakıyordu kendisine uzak kalmış pencereye. İçeri dolan gök mavisinin asil duruşu umutsuzluğu hiçe sayıyordu sanki. Ajandasına bakıp neden mavi renkte aldığını düşündü. Ardından en sevdiği rengin mavi olduğunu anımsadı. Gözleri kurşun kalemini aradı, masanın diğer ucunda olduğunu görüp bir çırpıda uzandı.

“Unuttun mu sorusuna bile yabancı kalmıştım oysaki
Ben kimdim ve ne için vardım bu dünyada?
Sen kimsin ve ne için unutturup duruyorsun kendini?”

Unutmak neydi Mükerrem için ya da unutulmak? Unutulmanın ne demek olduğunu eski dostları öğretmişti aslında. Kendisini her daim negatiflikle suçlayan ve umutsuzluğun unutulmaya mahkûm oluğunu eski dostlarından çok ağır bir şekilde öğrenmişti. Unutmayı ise annesinden öğrenmişti. Ağabeyini tek kalemde silen annesi, kimsenin varlığının kendi varlığından üstün olmayacağını da öğretmişti bir nevi. İnsanı sadece menfaatleri çerçevesinde ele almayı ve hissizleşmeyi öğretmişti.

Mükerrem bunları sadece öğrenmekle yetinmiş, uygulamakta hep zorlanmıştı. O insanları iyi hatırlamakta ve hatırlanmanın nahifliğinde kilitli kalmıştı. Okuduğu şiirler, dinlediği kitaplar onun yüreğini adeta incecik ve kırılgan bir tüye çevirmişti.

Hissediyordu Mükerrem; bahçedeki kız çocuğunun mutluluğunu, yağmur yağdığı zaman çoğu insandaki hüznü, ekim ayının ikiyüzlü hissiyatlarını, yetim kalmış bir insanın gözyaşlarını, dünyadaki tüm acıları sanki kalbinin en derininde hissediyordu.

Ve sevgiyi tatmıştı yıllar önce. Sevgiyle birlikte yarım kalmışlığı da… Bir ruhun sahip olduğu her şeyi sevmişti. Bu oda, yıllardır yazamadığı geçmişi, sahip olduğu siyah masa bile artık acı veriyordu Mükerrem’e. Düşüncelerinin ağırlığı altında kalmıştı. Yusuf’un düştüğü kuyu, Yakup’un evlat acısı, Züleyha’nın çileli aşkı ve daha nice dinmeyen hisseleri yaşıyordu yıllardır. Ruhunun bir parçası gitmişti. Bunu kabullense hayatın bir ucundan tutacaktı fakat kabullenemiyordu. Gitmişti işte, onunla birlikte ruhu da bitmişti.

Elindeki sıkıca kavradığı kaleme baktı, yazdığı mısraları defalarca okudu. Pencereye doğru girip içeriye göğü doldurdu. Sandalyeye tekrardan ilişti.

“Gün olur devran döner
Bu sefer de ben kaybolurdum bozkırın yeşil denizinde
Sonra kimsesizlikten korkup
Umuda tek kelime etmeden döner,
Otururdum başköşeye.
O bana bıyık altından güler
Ben döneminin huzursuzluğu ile kapatırdım gözlerimi.”

Mükerrem elindeki kurşun kalemle mavi ajandasını alıp sırt çantasına koydu. Masada duran kavanozdan bir miktar para aldı. İstasyona gidip başka bir yeşil denize yelken açmak için bilet aldı. Fakat önce ardında bıraktığı bir avuç toprağa ve binlerce anıya veda etmeliydi. Elinde bir tutam kasımpatı ile köyün mezarlığına gitti. Eşi öldükten sonra hiç gelmemişti mezarına. Bunun verdiği utanç ile bir müddet sessizce ağladı. Çiçekleri mezarın üzerine koyup içini dökmeye başladı usulca.

“Muhtara söylediğim gibi yaptırmış mezar taşını. Güveniyordum o adama hep zaten Allah razı olsun…  Şey, Fidan ben gelmek istedim senin yanına ama cesaret edemedim. Özür dilerim. Aslında benim de ölüden bir farkım yoktu şu vakte kadar. Yıllarca o kasvet kokan odada senin yarım bıraktıklarınla yaşadım. Sen bana sevgiyi öğretmişsin Fidan. Bunu sen öldükten sonra fark ettim. Musluk paslanmış, dolabın kapağı kırılmış, mutfak yok, çaydanlık kireçlenmiş, tüp bitmiş… Sen öldüğünde fark ettim ben bu eksikleri. Hani sabah uyanmıştın, yarım bardak su içmiş sonra beni öperek uyandırmıştın ya. İşte ben hep o bardağı kullanıyorum, suyu yarısına kadar dolduruyorum. Belki gelir beni öpersin diye suyu içtikten sonra birkaç dakika yatağa uzanıyorum. Gelmiyorsun.  O siyah masaya renkli örtüler sererdin ya hani hatırladın mı? Masa odayı çok karartıyor Mükerrem lütfen örtüyü kaldırma derdin bana her sabah. Sen yine gel ört diye masaya hiç örtü sermedim. Her sabah radyoyu açıp TRT’yi dinledim buruk bir hevesle. Sen hayran hayran Müzeyyen Senar dinlerdin ya hani, işte o anlarını anımsayıp derinlerde yaşadım hep. İnanmadım; gittiğine, bittiğime… Senin yarım bıraktıkların beni tamamlamadı bir müddet sonra. Yazmaya başladım. Yazıklar olsun bana, senin varlığın değil de yokluğun yazmaya itti şu pejmürde yüreğimi. Gözlerimi her kapattığımda kara gözlerin karşıladı beni. Çok ağır geldi Fidan’ım, çok… Sen hep benimleydin zaten, buraya gelip sana bir tutam çiçek vermek seni kaybetmek demekti benim için.  Şimdi geldim karşına, elimde sevdiğin renkte kasımpatılar, küçük çocuk misali ağlıyorum. Yılların birikmişliği var gözyaşlarımda, hoş gör. Ve kaybettim seni. İnanıyorum artık bu yoksunluğa.  Buraya ben gidiyorum demek için geldim aslında. Yaşamak için gitmem gerek, sen nasıl yaşamak içim ölmeyi tercih ettiysen benim de gitmem gerek.  Başka bozkırlarda, başka ümitlerle, tek başıma, kalemim ve defterimle seni yazacağım.  Bu sefer umudum bitmek bilmeyen gökyüzü olacak. Hoşça kal, sevdiğim. Hoşça kal…”

Mükerrem istasyona geldiğinde tren kalkmak üzereydi. Hızlıca vagondan içeri girdi. Sırt çantasını kucağına alıp oturdu koyu mavi koltuklardan birine. Ağır ağır hareket eden trenin camından kendisine el sallayan muhtarın küçük kızı ve köpeğini gördü. Yüzüne sımsıcak bir gülümseme yayıldı. O da umutla el salladı. Küçük kıza ya da köpeğine değildi bu veda aslında. Geçmişine, yarım kalmışlıklarına, o kasvetli odaya, siyah masasına, ailesine, arkadaşlarına ve en çok da ruhunu tamamlayan Fidan’ına. Çantasından gök mavisi ajandayı çıkarıp yarım kalmış şiirini tamamladı.

“Sonra bir gün
Hiç olmayacak bir şey oldu
Unutulmuş muhite bir yabancı geldi
Sadece gelmemiş
Yanında derin bir hikâye getirmiş
Sormayın
Umudum da şaşkın ben de”

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz