Mustafa Soyuer | Hayal Tezgâhı

Mustafa Soyuer | Hayal Tezgâhı

Mustafa Soyuer “Hayal Tezgâhı” adlı öyküsüyle Edebiyat Daima’da

Mustafa Soyuer | Hayal Tezgâhı

Çiğdemciğim, bu gece canım öyle sıkkın ki… Nasıl anlatmalı, nerden başlamalı bilemiyorum.

Duştan sonra, gardırobun aynasından kendimi seyrettim biraz. Yine mi, diyeceksin. Elli küsur senedir, seyrede seyrede bıkmadın mı, diyeceksin. Şu aptal, siyah beyaz filmi, bir başyapıtmış gibi, tekrar tekrar izlemekten ne zevk alıyorsun, Allah aşkına diyeceksin? Diyeceksin de diyeceksin.

Haklısın, film berbat. Ne senaryo senaryoya benziyor ne oyunculukta iş var. Yine de insan koparamıyor kendini aynalardan. Yaşı kaç olursa olsun. Elli küsur senedir fark edemediğim bir güzellik alameti arıyorum belki, yüzümde ellerimde. Belki de aynanın karşısında ne kadar çok durursam o kadar güzelleşeceğimi zannediyorum. Bir çocuk vehmiyle,  masal kahramanları gibi, aynalardan iltifatlar duymak istiyorum belki de.  Oysa aynalar, kırıcı konuşmayı biliyor sadece.

Doğrusunu istersen Çiğdemciğim, aynadan duyduklarım çok ağırıma gitti bugün. Şöyle yakından baktım da kendime içim ezim ezim ezildi. Felek, kömür karası saçlarımın üstüne kalbur kalbur un elemiş, gerdanım mayalı hamur gibi teknesinden taşmış, belimdeki deri kıvrımları, nefes alıp verdikçe akordeon çalıyor, gözlerimin o eski katran siyahı çoktan solmuş, kaşlarım her zamanki gibi birbirine çatılı, yanaklarım poğaça gibi kat kat.

En çok da memelerim… Uçları nicedir artık ayak parmaklarıma bakıyor. Ellerimi kefe yapıp şöyle bir tarttım da… Tüy gibi hafif geldi. İçim çok fena burkuldu kız. Biliyor musun, bu kör olasılar, şu yaşıma değin ne heykel gibi bir adamın avuçlarını doldurdu ne de bir oğlan çocuğunun yumak yumak avurtlarını. Yıllanmış sarımsak demeti gibi, durduğu yerde, koflaşıp çürüdü içleri.

O an iğrendim kendimden. İnsan kendinden iğrenir mi diyeceksin. Vallahi iğrendim. Aynada kendimi değil de henüz tüylenen bir sıçan yavrusunu seyrediyormuşum gibi buruştu yüzüm. O kızgınlıkla makyaj masasından ruju kaptığım gibi, aynadaki yüzüme kocaman bir çarpı çektim.

“Tu sıfatına senin!” dedim. “Erkek olsam ben bile beğenmezdim seni be! Kim, netsin seni!”

Biliyor musun Çiğdemciğim, ben kimseden iltifat görmedim. Erkek kuşlar bile fersah fersah uzağımdan uçtu. Peşime düşmedi kimseler, laf atmadılar, yolumu kesmediler. Mahallenin oğlanları, komşu kızlara gönderdikleri ucu yanık mektuplardan bana göndermediler hiç. Kahvenin önünden geçerken okey oynayan amele takımı, taşları bir kenara ittirip şehvetten, yeşil on üçlü gibi büyüyen gözlerle arkamdan süzmediler. Tramvayın merdivenine sıkıştırıp kalçamı çimdiklemedi kudurgun bir ergen. Hasbelkader dükkânına giren dişi sineği bile gözlerinin çakırıyla, saçından topuğuna kadar soyan it gözlü Bakkal Şükrü, diğer kadınlara yaptığı cıvıklıkları, bana hiç yapmadı. Dükkânına vardığımda, buyur bacım, diyerek iki mahalle öteden karşıladı beni. Sırada başkaları varsa bile onları sallayıp pirinç, şeker, sana yağı, mintaks her ne istiyorsam bir an önce hazırlayıp beni hemen yola vurdu.

Hatta daha ilginç bir şey söyleyeyim mi sana? Hani evcilik oynardık ya çocukken. Sanki hemen koyunlarına girecekmişim gibi o sümüklü oğlanlar bile beni evin karısı olarak kabul etmezlerdi. Ben de sırf, adım mızıkçıya çıkmasın diye boynumu büküp evin kızını oynardım her seferinde.

Liseye geçtiğimde de bir şey değişmedi. Kimse sırasına ya da okulun bahçesindeki çam ağaçlarının gövdesine adımın baş harfini kazımadı. Diğer kızlar gibi, ikide bir disiplin kuruluna ifadeye çağrılmadım. Müdür yardımcısından fırça yemedim, Ayla Hoca, kaşlarını yıkıp manalı manalı, yarın annen okula gelecek, demedi hiç. Beni kızdan bile saymıyordu sınıftaki piçler. Erkekfatmaya çıkmıştı adım. Diğer kızların yanında tövbe billah konuşamayacakları en pis şeyleri benim yanımda rahat rahat konuşuyorlardı. En çok da bu zoruma gidiyordu. Hatta birgün, sınıflar arası futbol turnuvasında kalecilik teklif etmişlerdi bana. Ulan erkekfatma öyle olunmaz böyle olunur deyip ağzımı doldura doldura ana avrat küfretmiştim hepsine. Bütün sınıf, katıla katıla gülmüştü. Anam sana helal olsun be tertip, deyip pat pat alkış çalmıştı, takımın kaptanı olacak puşt. Çok ağlamıştım. Aklıma düştükçe hâlâ yaşarır gözlerim.

Sonrasını biliyorsun işte. Belki elli defa anlattım bunları sana. Lisenin son sınıfında bıraktım okulu. Pencerenin önüne oturup etaminlerde gül büyüttüm, hasalara kuşlar kondurdum, sandık sandık umut büyüttüm. Kulağım hep kapı zilindeydi. Ne gelen oldu ne giden. Yalandan olsun, koltuğunun altına bir kutu lokum sıkıştırıp kapımızı kimse çalmadı. Kahveleri şöyle güzel güzel köpürtemedim cezvelerde. Ne Allah’ın emri zikredildi evimizde ne peygamberin kavli. Ölmeden şu kızın mürüvvetini bir göreydik, diye diye ilk önce babam -arası çok sürmedi- ardından da annem gitti. Akranlarım gittiler birer ikişer. Ardı ardına oğlanlı kızlı çocuklar doğururdular. Bense şu pencerenin önünde, her sabah bir tel daha eskiyip gittim. Yani senin anlayacağın, harcanıp gitti ömür dediğin.

İşte böyle Çiğdemciğim. Ben de isterdim elbet, şöyle iri kıyım, bıyıkları kürek sapı kalınlığında bir kocam olsun, iman tahtasının yumuşacık kıllarına başımı yaslayıp uyuyayım, yemeğini ısıtayım, gömleğini ütüleyeyim, haftada bir sırtını keseleyeyim… Kim istemez. İsterdim elbet apartman günlerine katılıp görümcelerimi tatlı tatlı çekiştirmeyi, kaynanamdan dert yanmayı, lafı bir punduna getirip evimden, kocamın iyiliğinden, oğlumun haylazlıklarından bahsetmeyi. Ne bileyim işte,  yaz akşamlarında, bakın tapusu benim, der gibi adamımın koluna sımsıkı sarılıp kordon boyunda dolaşmayı, çekirdek çitlemeyi, yerine göre bazen itişip kakışmayı, ağız dalaşına girmeyi hatta arada bir dayak yemeyi bile… Hihihi! Döverse dövsün kız. N’olacak. Ancak gül biter onun vurduğu yerden.

Olmadı Çiğdemciğim. Olmuyor istemekle. Bundan sonra da olmaz zaten. İşin en berbat tarafı da ne biliyor musun Çiğdemciğim, şu iki göz delikte tek başıma geberip gideceğim. Öldüğümden kimsenin haberi bile olmayacak. Senin de ağzın dilin yok ki gidip birilerine haber edesin. Cesedim kaldığı yerde it leşi gibi kokacak. Mahalleli üç gün sonra fark edecek öldüğümü. Muhtar, koştura koştura gidip belediyeye haber verecek. Yarım saat sonra zehir yeşili bir cenaze arabası yanaşacak apartmanın kapısına. Çocukların meraklı bakışları arasında, üç beş zabıta, bir battaniyeyle sardıkları cesedimi, burunlarını tuta tuta alıp götürecek. Ölüm de dirim gibi anlamsız olacak. Bir üzülenim olmayacak arkamdan. Kurtuldu fukara, diyecekler en çok. Gidişim hiçbir şeyi eksiltmeyecek dünyadan. Birdenbire ortadan kayboluşumu, senden başka yadırgayan kimse olmayacak. Sahi kız, sizin kedi milleti nankör olurmuş, iyilikten hiç bilmezmişsiniz. Sahibinizin ölüsüne bile tamah edip elini yüzünü dişlermişsiniz. Doğru mu? Eğer bana dokunursan vallahi gebertirim seni Çiğdem! Bilmiş ol.

Boş ver şimdi ölümü. Hayattayız işte. Aynalar ne derse desin, yaşamak güzel şey. Şöyle biraz çekidüzen verelim kendime. Moralimiz düzelsin. Saçlarımızı tarayalım, allığımızı sürelim, rastığımızı çekelim, kokularımızı güzelce sürüneyim.

Bakıyorum da kucağıma iyice yayıldın. Gitmeye hiç niyetin yok. Bugün kendi minderinde uyuyorsun. Anlaştık mı? Laf aramızda, misafirim var bu gece. Hihihi! Kim mi? Kimseye söylemek yok ama. Metin. Metin de kim mi? İlahi! Kız kim olacak, kimse değil. Onu birazdan ben yaratacağım kafamda. İstediğim boyu biçimi vereceğim, gözlerini istediğim renge boyayacağım. Omuzlarından yiğitlik dökülen şöyle heykel gibi bir adam… İman tahtasına biraz kıl serpti mi kürek sapı kalınlığında bir bıyık çizdi mi suratına sırtına beyaz bir gömlek ütüleyip boynuna da kırmızı bir kravat taktı mı al sana Metin işte. Gerisi kolay. Beraber, kordon boyunda takılırız biraz. Topalak bir oğlan doğururum ardından. Memelerim sütten taşar. Köpürte köpürte emziririm yavrucuğumu. Sonra, oğlanın veli toplantısıydı, apartman günüydü, Metin’in akşam yemeğiydi derken bir sürü iş. Şşşt! Ne dersin, belki gece… Hihihi! Ay çok utandım valla! Konuşturma kız beni.

Metin’in inşası için şimdi bir ses gerek bana. Şöyle gürledi mi dalındaki yaprağı titreten bir ses… Yerine göre de bahar pınarı gibi tatlı tatlı çağıldayan bir ses… Şahver, Şahver Hanım ya da Şahverciğim… Şahverciğim… Evet, en iyisi bu. İçim bir hoş oldu kız. Bir ses… Ama gecenin bu vaktinde… Aaa, müşteri hizmetlerini arayabiliriz. Ne diyorlardı: “Welcome to customer care servises. To continue in English please press nine…” Hihihi! Karşımıza kim çıkarsa sesinden bir süyüm koparıp telefonu kapatırız yüzüne. Sonra, kopardığımız süyümü sündüre sündüre hayal tezgâhımızda kendi Metinimizi dokuruz. İman tahtası kıllı… Yumuşacık. Hadi arayalım.

İnternet hizmetleri için üçü, güncel fatura bilgisi için dördü… Beş, altı, yedi… Sonsuza kadar sayacaklar herhalde. Bitmedi gitti.  Hah çalıyor! Bütün müşteri temsilcileri, diğer müşterilerle ilgileniyorlarmış şu an. Lütfen biraz bekleyecekmişiz. Bekleyelim madem. Metin, kim bilir kimlere ilgileniyor şimdi. Çiğdemciğim, ister misin birisi Metin’in sesini çalıyor olsun benden. Vallahi boğarım onu. Tek bir hecesini bile paylaşamam kimselerle. O benim Metin’im. Tanrısı benim. Onu ben yarattım.

“İyi geceler. Ben Sevil. Nasıl yardımcı olabilirim?”

Hay senin Sevil’ine! Metin nerede Metin? Ben onun sesine ayarladıydım kulaklarımı. Sen nereden çıktın?

“Alo! Duyuyor musunuz beni?”

“…”

Hayır, duymuyorum, duymak da istemiyorum.

Görüyor musun Çiğdem, bizdeki şansı. Neyse… Yapacak bir şey yok. Varsın sesi olmayıversin Metin’in. Ben ikimizin yerine de konuşurum. Hadi bakalım Çiğdem, sen şimdi doğruca minderine… Bizi artık yalnız bırak. Hadi ama! Ayıp kız! Bak, kapatıyorum lambayı.

Oh! Nihayet baş başa kaldık. Yatayım artık ben de. Off! Bak şu adamın ettiği işe! Yatağı ortalayıp uyumuş yine.

 Şişt Metin! Metiiiinnn! Cancağızım, az öteye kayar mısın?

1 comment
Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

1 Comment

  • Hayati Yaman
    17 Aralık 2020, 19:10

    Harika bir öykü. Muhteşem anlatım ve muazzam betimlemeler…

    Yüreğine sağlık yazarın

    REPLY

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz