Erhan Çamurcu | “Çile” Şiiri ve Necip Fazıl’ın Açtığı Çığır

Erhan Çamurcu | “Çile” Şiiri ve Necip Fazıl’ın Açtığı Çığır

Erhan Çamurcu, Necip Fazıl’ın “Çile” şiirini incelediği yazısıyla Edebiyat Daima’da

Erhan Çamurcu | “Çile” Şiiri ve Necip Fazıl’ın Açtığı Çığır


Bir  kitabı bitirmiş olmanın en zor yanı, kitabın çağrısına kayıtsız kalmaktır. Her kitap çağırır çünkü. Çağrılan yere erinmek, erlikten sayılmasa gerek. Girmeye cesareti olmayanın kapı eşiğinde beklemesinde ne hikmet ola ki? Mademki kulak kabarttık, öyleyse dinlemek ve duyduklarımıza bir kıymet vermek gerekir. İrfanına muhtaç olduğumuz Anadolu’muzda güzel bir laf vardır. “Yediğin içtiğin senin olsun, sen gördüklerini anlat!” derler. Okuduğumuz kitaplara dair de gördüklerimizi anlatmak aynı irfanın gereği olsa gerek. Mehmet Kahraman’ın “Necip Fazıl’ın Çilesi” adlı kitabı Çile şiiri ve Üstad’ın sanat anlayışına dair önemli tespitlerde bulunuyor. Bu yazımızda biz de Çile şiirinde gördüklerimizi sizinle paylaşmaya çalışacağız.      

Çile sözcüğünün günlük kullanımdaki karşılıkları malûmunuz olmakla birlikte tasavvuf geleneğindeki yeri oldukça mühimdir. Bulmak, bir lütûf olarak sunulmaz insana; o, ancak çileli bir arayışın mahsulüdür. Bu arayış içe dönük bir arayıştır çünkü “Ben size şah damarınızdan daha yakınım.” buyuruyor Cenab-ı Hakk. Yine Yunus Emre, “Bir ben vardır bende benden içeri” derken yaradılıştaki İlahi sırra işaret eder ki insan olmanın esas gayesi o sırra varmaktır. O sır ki uğrunda evlad ü ıyalden geçmek gerekir. O sır ki kırk yıl dünyanın yükünü çekmek gerekir.      

Çile çekmeden bulmak olmaz. Derviş yayan gerek, derler. Bu söz gurbete işarettir. Gurbet olmadan kurbet olmazmış. Kurbet, yakınlaşma demektir. Yakınlaşma, yani bulma. Öyleyse bir şeyi bulmak için aramak, aramak için uzaklaşmak gerekir. Peki, neyden uzaklaşıp neyi bulur insan? Masivadan uzaklaşarak Allah’ı bulmaktır esas gaye. Masivadan kasıt insanı Allah’a yaklaştırmaktan uzak olan her şeydir. “Gönül Çalab’ın tahtı” diyor Yunus Emre. Nasıl ki bir tahtın bir sultanı olursa gönül tahtının da bir tek sultanı olur. Gönül tahtımıza dünyevî sultanları oturtmuşken oraya o yüce Sultan’ın gelmesini nasıl bekleriz! İbrahim Bin Ethem ile ilgili anlatılan meşhur kıssa ne güzel ifade ediyor bunu. Köylülerin kaybolan ineği nasıl ki sarayın damında olamayacaksa aradığımız İlahi hakikat de bu dünyanın incisinin, elmasının arasında olamaz.

  
Çile şiirini 1939’da yazmış Necip Fazıl. 1934’te şeyhi Abdülhakim Arvasi ile tanışmış ve beş yıllık bir sürenin ardından bu şiiri yazmıştır. Şiir, bir idrakin ifadesidir aslında. Şair beş yıl önce bulduğunu bu şiirle birlikte idrak ettiğini beyan eder bir anlamda. 


         “Gaiplerden bir ses geldi: bu adam,

Gezdirsin boşluğu ense kökünde!”

diyerek başlıyor şiir. Gaiplerden ses gelebilmesi için ya da gaiplerden gelen sesi duyabilmek için oraya kulak kesilmek gerekir. Tokmağı olmayan kapı misali ancak her daim dinlemekte olana gelir gaipten ses. O ses geldiğinde ise daha önce duyulmuş bütün sesler yepyeni bir anlamla yeniden kurulur zihinde. İşte bunu ifade edecek biçimde devam ediyor şiir:



         “Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
         Gök devrildi, künde üstüne künde…”


Çile şiiri, uzun bir tefekkürün nihayetinde erişilmiş bir idrakin ifadesidir dedik. Şair ,”Ok çekti yukardan, üstüme avcı.” diyor. Bu dize, kapının eşiğinde sabırla beklemiş bir taliplinin kapı içeriden açılmak suretiyle içeri kabul edilişini beyan eder bir anlamda. Ancak esas ağır yük bu kabulden sonra başlıyor ki şair devamında, “Ateşten zehrini tattım bu okun.” diyerek imtihandaki ağırlığı ifade ediyor. Bu dizelerin ardından gelen dizeler çok daha can alıcı:

        “Bir anda kül etti can elmasımı.
         Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un
         Kustum öz ağzımdan kafatasımı.”

Elmasın kül edilmiş olması iki açıdan önemli. Birincisi, elmas oldukça dayanıklıdır, buna rağmen bu ok elması dahi küle döndürmüş. İkincisi ise elmas kıymetli bir taştır, onu kıymetsiz hale getirmiştir. Can, elmasa benzetilmiş; esasen bu ok şairin gönlünde yer edinmiş bütün dünyevî zevkleri kül etmiş, tahtı esas sahibi için boşaltmıştır. Kelime-i tevhid inkâr ile başlar. Nasıl ki yakınlaşmak için uzaklaşmak şartsa kabul için de inkâr şarttır. Şair, “Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un” dizesiyle kelime-i tevhidin “La İlahe” kısmını ifade ediyor. Ve bir sonraki dize: “Kustum öz ağzımdan kafatasımı.” Bu dizede cılız aklın yüce hakikati anlamaya yetmeyeceğini, bu nedenle daha öncesinden öğrenilmiş bütün bilgileri silip atmak gerektiğini görüyoruz.

        “Ensemin örsünde bir demir balyoz,” diyor bir dizede. Örs, demir ve balyoz sözcükleri kılıç ve fetih kavramlarını çağrıştırması itibariyle mühim. Bu dizenin bulunduğu dörtlük,

        “Bu kanlı şafakta, bana çil horoz,
        Yepyeni bir dünya etti hediye.”

dizeleriyle bitiyor. Şairin 1943 yılından itibaren yepyeni bir medeniyet tasavvuru olarak     “Büyük Doğu” dergisini çıkarmaya başladığını düşünürsek yepyeni bir sabahtan ve fetih söylemimizden neyi anlamamız gerektiği daha açık hale gelir. 

İdrak, gerçeği bütün çıplaklığıyla görmektir. Şair, atılmaya niyetlendiği yeni yolun zorluklarının da farkındadır. “Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!” diyerek yolun zorluğunu, “Biricik meselem, sonsuza varmak…” diyerek de kararlılığı dile getiriyor. 

Üstad, Çile şiirinin ardından kırk beş yıl boyunca şiir, tiyatro, roman, inceleme, gibi pek çok türde yazarak ve Anadolu’nun pek çok yerinde konferanslar vererek “Çile”sini doldurmuş ve ardında bütün bir İslam aleminin yürüyebileceği bir yol bırakmıştır. Üstad’ın sanatı ve şahsiyeti değerlendirilirken onu döneminin herhangi bir şairiyle kıyaslamak büyük bir hatadır zira Üstad, yalnızca bir şair olmanın ötesinde bir medeniyet inşacısıdır. Mehmet Kahraman, kitabının son bölümü “Büyük Doğu’ya  Varis Olmak”ta şunları söylüyor: “Necip Fazıl,ne politikacı,ne de bilim adamıdır. Ancak onun açtığı çığırdan çıkıp gelen bir çok insanın kimi sanatçı, kimi şair, kimi bilim adamı, kimi politikacı, kimi düşünür olarak hayatta kendilerine yakışan yerlerini almaktadırlar.” Bu sözlerden anlaşılan odur ki “Çile”nin açtığı çığır, toplumda beklenen yankıyı bulmuştur. Mehmet Kahraman yazısını şu sözlerle bitiriyor: 

         “Büyük Doğu’ya varis olmak için, olmak gerekir. 
         Büyük Doğu’ya varis olmak için, sorumluluk almak gerekir. 
         Büyük Doğu’ya varis olmak için, dünü, bugünü ve yarını kavramak gerekir.”

Bu sözler, Üstad’ın “Çile” şiiriyle açtığı çığırın büyüyerek devam etmesi için Müslüman gençlere bir ihtar olarak okunmalı da sanıyorum. 





Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz