Nuri Tarkan | Yüzsüz Yüz

Nuri Tarkan | Yüzsüz Yüz

Nuri Tarkan “Yüzsüz Yüz” adlı öyküsüyle Edebiyat Daima’da

Nuri Tarkan | Yüzsüz Yüz

“İnsanın sevilebilmesi için yüzünü saklaması gerekir. Yüzünü birazcık gösterdi mi sevgi yok olur.” DOSTOYEVSKİ (Karamazov Kardeşler)

“Başkasından saygı görmek istersen, önce ve en önemlisi kendi kendine saygı duymalısın; ancak bu şekilde kendini saydırabilirsin.” DOSTOYEVSKİ (Ezilenler)

Ter damlası alnından yastığa doğru yavaşça süzülüyordu. Yatak odasının penceresinden yüzüne yoğun bir güneş ışığı geliyordu. Uykudan tam uyanamamıştı, ama güneşin ışıkları tüm gücüyle rahatsız ediyordu. Uykuda mı uyanık mı tam kestiremediği bir an. Çok fazla terlemiş. Hem uyuyor hem de vücudunun büyük bir kısmının terden ıslandığını fark ediyor ve rahatsızlık hissediyordu. Sabahın cıvıltısı ve canlılığı bütün gücüyle onu uyandırmaya çalışırken, o olanca gayretiyle uykuya devam etmeye çalışıyordu. Henüz çok erken olmalı. Vücudu ve kasları uyumaya çalışıyor. Dışarıdan gelen uyarıcılara beyninin verdiği tepki yüzünden kendini vücuduna teslim edip uykuya devam edemiyordu. Yavaş yavaş bulunduğu durumu idrak etmeye başladı. Yatak odasındaydı. Sabahın bilinmez bir saatinde. Uyumak istiyor. Güneş ve sıcak onu zorla uyandırıyor. Artık yeri de, zamanı da, koşulları da algılayabilecek kadar uyandı. Altını ıslattığını fark eden ama yataktan kalkmak istemeyen bir çocuk gibi, sanki tekrar uyuyabilse bu rahatsız edici durumdan kurtulacaktı. Gözüne gelen güneşten kurtulmak için kafasını diğer tarafa çeviriyor. Kafasını çevirmek için yastıktan kaldırıp tekrar koyduğunda yastığın ne kadar da fazla ıslandığını fark ediyor. Bütün ısrarına rağmen uyuyamadı. Artık kalkmalı. “Doğanın şartlarına daha fazla direnemeyeceğim. Ölmemişim! Kalkayım.”

Yavaşça doğrulup yataktan ayaklarını sallandırıp oturdu. Tişörtü ıslak, saçlarının içi terlemiş, yüzü nemli. Kaşından bir ter damlası süzülüyor, kenarından gözünün içine giriyor. Terin yaktığı gözünü tişörtü ile silmek istese de terden ıslanmış olduğu için gözü daha çok yanıyor. Çaresizce, gözünü kapatıp bekliyor. Yüzünü yere doğru eğdi, bekledi, gözünü birkaç kez kırpıştırdı. Yanma hissi azalmaya başlamıştı. Kendini çok bunalmış hissediyor. Bir süre ne yapacağını bilmeden öylece yatakta oturdu. Gözü komodinin yanındaki masketöre ilişti. Sabahın verdiği uyuşuklukla homurdanarak: “Bu masketörleri hiç sevmem. Evin her yeri bunlardan…” yatak odasında, salonda, çıkışta ve evin muhtelif yerlerinde irili ufaklı vardı bunlardan. Bugün işinin olmadığının aklına gelmesi sıkıntısını biraz azalttı. Ayağa kalktı, ıslak tişörtü çıkarıp, terli yüzünü ve saçlarını silip yere attı.  Yenisini giydi. İçeri doğru yürüdü. Hala uyku sersemliğinin verdiği gevşeklikle, “Maskesiz, kahvaltı, güzel.” Diye geveledi.

Salonun önünden geçerken kapısında durdu ve ne yapacağını bilmez bir şekilde içeri doğru baktı. Salon bu evde yaşayan insanın mutsuz bir insan olduğunu gösteren açık emareler barındırıyordu. Dağınıklığıyla, etraftaki boş şişelerle, hiçbirine başlanmamış kitaplarla, bacağı kırılmış bir sehpayla, tek camı kırılmış gözlükle, hiç temizlik yapma gereksinimi duyulmadığından yerlerde öbekleşmiş toz ve saç kalıntılarıyla içinde yaşayanın mutsuzluğunun veya umutsuzluğunun salonun her köşesine sirayet etmiş olduğu anlaşılıyordu. Yerde duran telefonuna bir mesaj geldi. Hışımla eline alıp mesaja bakmadan telefonu tamamen kapattı. Anlaşılmaz bir sesle söylendi “henüz maskemi takmadım dolayısıyla mesaj attığınız kişi değilim henüz.” Maske takmak zorunda oluşunu hatırlaması içindeki öfkeyi tazeledi.  “Ama neyse ki bugün tatil, gideyim önce bir şeyler tıkınayım.”

Salondan çıkarken ayağı kenarda duran masketöre takıldı. Masketör yere devrildi. Gülen maske, ağlayan maske, düğündemutluveisteklioynama maskesi, yanındangeçengüzelkızayakışıklıgörünme maskesi ve arkadaşınınaldığıpahalıarabayaeveveyaherhangibirşeyeseviniyormuşgibigörünme maskesi salonun içine televizyonun önüne doğru savrulurken, cenazedeüzgüngörünme maskesi, toplumunyüzdedoksanınıninanıyormuşgibigöründüğüinancainanıyormuşgibigörünme maskesi, hüzünlü maske, ilkbuluşmagünükendiniilginçleştirme maskesi ve çokyıllıkilişkidesadıkbirpartnerolma maskesi de salonun kapısından koridora doğru fırladı. Yeni uyanmıştı, maskesizdi ve rahat denebilecek bir havadaydı. Maskelerin etrafa saçılması bugününün de kötü geçeceğine dair bir düşünce oluşturdu kafasında. Toplamak istemiyordu, elini bile sürmek istemiyordu. Sabahın bu saatinde gereksiz yere kirlenmek istemiyordu. Yine de bu maskelerin hayatının bir parçasında da olsa var olduğu gerçeği onu yere çökmeye zorladı. İstemsizce olduğu yere bağdaş kurdu ve başını ellerinin arasına alarak kalakaldı. Gözü ilkbuluşmagünükendiniilginçleştirme maskesine takıldı. Uzun soluklu bir ilişkisi geçen aylarda bitmişti. İlk buluşmalarını hatırladı, ne aptalca şeyler konuşmuştu. Kızda da aynı maskeden vardı. Ama şimdi uzaktan bakınca kızın saçmalamalarından ziyade kendi zırvalamalarını daha aptalca buluyordu. “Acaba kız da şimdi geriye dönüp baktığında kendini mi yoksa beni mi aptal buluyordu? Kesin o da beni daha aptal buluyordur. Belki de ilişkiyi bu kadar uzun sürdürmemizi sağlayan ortak noktamız da buydu; ikimizin de beni aptal buluyor olması.” Maske takmayı sevmiyordu, ama zorundaydı. Sürekli, maskeli hallerinde yaptığı şeyleri irdeleyip duruyordu. Maskelerden şikâyeti olmayan ezici çoğunluk ise onun gibi kendisine yüklenen insanları görünce hiç fırsatı kaçırmayıp, kendilerini aklarcasına eleştiri maskelerini takıp olanca güçleriyle saldırıyorlardı. Bu ezici çoğunluğa göre maske takmamak en iyi tabiriyle sosyal uyumsuzluktu, ucubelikti. Biraz direnip meramını anlatmaya çalışınca ise işler çirkinleşiyor, ucubelik anarşistliğe, ahlak yozlaştırıcılığına, hainliğe, din ve millet düşmanlığına, toplumsal ayrıştırıcılığa varıyordu. Bu maske sevmezlerin maruz kaldıkları en büyük kötülük ise bir kez daha deneyimlenemeyen, tek sıkımlık olan hayatta(yaşantıda) ya maske takarak kalabalığın içinde yalnız kalmak ya da maske takmayarak gerçekten yalnız kalmaktı.

Salonun ortasına oturup kalmıştı elleriyle yüzünü yokladı. Dokunduğu şey gerçekti. Gerçek kendisiydi. Yüzsüzdü ama kendisiydi. “Yüzsüz” dedi, “ben Yüzsüz’üm…”

Yere dağılan maskeler sadece birkaçıydı. Daha çok vardı. Artık yeni yapılan evlerde maske odaları, dolapları, vestiyerleri, opsiyonel değil plandan tasarlanıp yapılıyordu. Biraz eski evlerde ise bu maskeler için değişik çözümler üretiliyor, bizim Yüzsüz’ümüzün de yaptığı gibi maskeleri asabileceğin bir sürü kolları olan masketörler kullanılıyordu. Genelde insanlar bu maskeleri görünmeyecek şekilde saklayabilecekleri bir düzenek oluşturuyordu. Birbirlerine misafirliklere gittiklerinde de ev sahibi misafirperverlik maskesini misafir ise bulduğunuyer maskesini takıyor ve ev ziyaretleri bu şekilde gerçekleştiriliyordu. Yüzsüz ise kimseye gitmez kimseyi de kabul etmezdi genelde. Kötü anıları vardı kendince. Bir keresinde bir misafirlikte, arkadaşının eşi o kadar iğrenç yemekler yapmıştı ki, ağzında çiğnemekte zorlandığı lokmayla ve ablak bir ifadeyle, yemeklerçokgüzelolmuşelinesağlık maskesini az daha yüzünden düşürecekti. Son anda odaya giren çocuk dikkatleri kendisine çekerek Yüzsüz’e, ağzındaki lokmayı peçeteye çıkartarak maskesini toparlama fırsatı tanımıştı. Sonuçta misafirlikte en temel maske bulduğunuyer maskesidir, bunu herkes bilir ve buna kimsenin itirazı olamaz. İtirazı olan da haindir, bölücüdür.

Uyum sağlamakta büyük zorluklar yaşıyor ve bazen hangi zamanda hangi maskeyi kullanması gerektiğini de karıştırabiliyordu. Bir keresinde de bir kız arkadaşı Yüzsüz’ün evine misafirliğe gelmişti. Bütün maskeleri ortadan kaldırdığını zannederken, kahve içmek için koltuğa oturduklarında mastürbasyon maskesi yastığın arkasından fırlayıvermişti. Kız da sanki kendisinde kendinidahagüzelveseksigösterme maskesi takmamış gibi Yüzsüz’le dalga geçmişti. Aslında o sırada da Yüzsüz’de özgüveniyüksekneyaptığınıbilenkuulgenç maskesi vardı. Esasen mastürbasyon gibi seks gibi cinsellikten utanmadığını gösteren tabularıolmayanentelektüel maskesi de vardı ama nereden bilecekti ki hazırlıksız bir şekilde yakalanacağını. Kız dalga geçince, yüzündeki maskeyle bu durumu ve maskesini toparlamakta zorlanmıştı. Keşke yastığın arkasında kitapkurdu maskesi fırlasaydı. O zaman sadece maskesini saklamayı becerememesinden utanırdı biraz. Kaşla göz arası içeri gidip yüzüne karşısındakiniezereküstünlüksağlama maskesini takmıştı da durumunu ancak toparlayabilmişti. Bu maske pek yüzüne oturmuyordu ama o günü kurtarmaya yetti denebilirdi. Yüzsüz, yaşadığı bu tip zorluklardan ötürü artık gerek kalmadıkça kimseye gitmiyor kimseyi de kabul etmiyordu. Hayatını minimum insan ilişkileriyle yürütmeye çalışıyordu. Gitgide yalnızlaşıyor ve dengesizleşiyordu.

Salonun ortasında, başı ellerinin arasında, yerde oturan Yüzsüz’ün, bu ve benzeri düşünceler zihninde heyulalar halinde dolaşıyordu. “Herkes biliyor, ama hiç kimse konuşmuyor, dillendirmiyor. Bütün bir toplumun bu kadar sıkı sıkıya el ele olması ve ortak bir noktada ağız birliği yapabiliyor olması ne muhteşem, ne dokunaklı,  ne göz kamaştırıcı, ne acınası, ne hüzünlü, ne adil, ne acımasız, ne kör, ne naçar, ne riyakar, evet evet en doğrusu bu galiba ne riyakar bir durum.” Diyerek kafasını kaldırdı. Canı çok sıkılmıştı. Güzel bir maskesiz gün geçirecekti. Bir türlü kendisini maskelerden sıyırıp gerçek kendisiyle baş başa kalamıyordu. İşte tam zamanıydı. Maske takıp dışarı çıkması gerekmiyordu. Sadece kendisiyle kendisi gibi var olabilirdi. Yoğun çalışma temposunda elde edebildiği nadir fırsatlardan bir andı şuan. Heyulalarını defedip kararlı bir şekilde ve bir hınçla ayağa kalktı. Bu güzel günü saçma sapan düşüncelerle mahvetmeyecekti. Salondan çıktı. Az önce yere savrulan maskelerden görüş açısında olamayan bir maskesi gözüne ilişti ve büyük bir tiksinti ve öfkeyle sert bir tekme savurdu. Havada savrulan maske mutfağın girişindeki diğer masketöre çarptı. O da mutfağa doğru devrildi ve üzerindeki bütün maskeler mutfağa doğru dağıldı. Hınçla tekme savurduğu bu maske idariamirlerineiyigörünme maskesiydi. Bu maske şuan çalıştığı işe girerken ki mülakatta kullandığı,  prezantablgayretlitambuişiçinyaratılmışgelecektekendisinişirketteyöneticikonumundagörenverilenbütüngörevlerimesailerisorgusuzyapanpatronununçıkarıonunçıkarıolandoğmanınveoluşturduğubütünkişiliğinintamdabuişiçinuygunolduğunuhararetlisözcüklerlesöyleme maskeydi. İşi aldıktan sonra da maskenin ismi değişip amirlerineiyigörünme maskesi olmuştu. O gün maskeye çok iyi uyum sağlamıştı. Çünkü hayatta var olabilmesi, varlığını iğrenç olarak algılasa da sürdürmesi gerektiğini düşünmesi, içsel motivasyonu, canlılığı, canlılık motivasyonu Yüzsüz’ü o gün en iyi kabiliyle teşvik etmişti ve tam anlamıyla maskenin hakkını vermişti. Bu maskeden çok iğreniyordu. Çünkü bütün hayatını bu maskenin yalan getirisi üzerine kurmak zorunda kalmıştı. Gerçekte olmadığı bir kişi gibi davranmıştı, mecburdu. Yoksa şirket umurunda bile değildi hatta batsındı. Genleri ve doğası gereği yaşamaya bir şekilde devam etmeliydi. Yalan bir karakterle almıştı bu işi ama bu maske, sıkıcı da olsa bir hayat inşa etmesine de vesile olmuştu Bu maskeye o zaman bu derece uyum sağlayamasaydı şuan nerelerde ne yapıyor olurdu bilemiyoruz. Bu iş sayesinde elde ettiklerine rağmen bu maske sanki bütün bir hayatının boş olduğu algısının altını çiziyor ve sürekli bir huzursuzluk oluşturuyordu.

Bir maketörün devrildiğini daha görmek Yüzsüz’ü kendinden geçirdi. Mutfağa doğru koştu ve olan gücüyle bir de masketöre tekme attı. Havalanan maketör mutfak tezgahının üzerinde duran boş şişelerden ve bardaklardan birkaçını yere düşürdü. Düşen camlar bir bir yere düşüp kırılırken onlara bakakaldı. Bütün şangırtı bittiğinde etrafına bakındı. Bardağı taşmak üzereydi. En dibi gören insanlarda mecburi görülen gailesiz bir ifade oturdu yüzüne. Kendi farkındalığıyla ne kadar güzel umutlarla başlasa da sabaha, buhranlı uyanışı yılların biriktirdiği bir şeyler söylüyordu kulağına. Ne dediği anlaşılmıyor ama bir türlü umduğu huzuru bulamıyordu. Yüzsüz son zamanlarda böyle günler yaşar olmuştu. Gitgide kendisini toparlaması zorlaşıyordu, bugün ise başlı başına yıkık dökük başlamıştı.

“Ben de mi gitsem acaba” dedi. “Uzaklara, uzaklarda yok olmaya.” Kimi Yüzsüz’ler vardı, cesur Yüzsüz’ler. Yalnız yaşamamak adına ülkelerini, şehirlerini, doğup büyüdükleri memleketlerini, ‘memleketim’ diyemedikleri için terk edip,  yüzsüzlüklerine saygı duyacak olan kimi coğrafyalara kaçarlardı. Oralarda birikip kendi komün hayatlarını kurarlardı. Bir nebze rahat yaşarlardı belki ama, içlerinde hep terk etmek zorunda kalmanın öfkesi ve hüznü kalırdı. Hep biraz eksik ve yarım yaşamanın verdiği hüzün ve öfke. Bizim Yüzsüz ise başka bir ülkenin, şehrin yeni ve sağlıklı bir kişilik sağlayacağına inanmadığı için terk edip gitmeyi hiç düşünmemişti. Terk edip gitmenin, kendini öldürmenin başka bir versiyonu olduğunu, başka bir dilde, başka bir kültürde atılan kahkahaların bile yabancı kalacağını düşünürdü.

“Maskeli huzurum zaten yok. Maskesiz de artık yok. Neden ölmüyorum.” dedi yanı başında duran terlikleri giyerken. Kırılan camların ayağını kesmesini istemezdi. “Yaşantımın hiçbir alanında ve zamanında mutlu olamıyorsam neden ölemiyorum? Anlamını bilmediğim, anlam arayışının bile boş olduğunu düşündüğüm bu hayatı neden ısrarla yaşayıp duruyorum?” Yere dağılan maskelerin ve kırık camların üzerine basarken tekrar kırılma çıtırtıları çıkıyordu. Tezgâhın önünde yıkık halde duran masketörü sol eline aldı. Diğer eline ise masketörün hemen yanında duran yabancımüziksevmetürkçemüzikleribayağıvesıradanbulma maskesini aldı. Yüzüne doğru kaldırdı ve bağırarak “ulan ben türkü de seviyorum, sanat müziği de, klasik müzik te hatta bazen oyun havası bile dinliyorum” diye bağırdı maskeye ve kasıtlı olarak karşısında duran mutfak dolabının camına doğru fırlatarak dolabın camını kırdı. Hiç oralı olmadı. Mutfak masasının üzerinde duran derin büyük kâseyi kafasına geçirdi ve mehteran adımlarıyla camların ve maskelerin üzerine basarak, “ölüm diyordum en son değil mi yaşamak diyordum, evet bunlar önemli.” Bir kralın halkını selamlaması gibi sol elinde tuttuğu masketörü havaya kaldırıp bağırarak; “Benim için üzülmeyiniz veya endişe etmeyiniz. Ölemediğim gibi başarısızlıklarla dolu bir hayatı omuzlayabilecek kadar da korkağın tekiyim hayata karşı. Haydi ya Allah” diyerek mutfağın diğer köşesine doğru yürümeye başladı. Yürürken iki ileri bir geri yapıyor, kollarıyla ritim tutuyor ve bundan tuhaf bir zevk alıyordu. Az önce camını kırdığı dolabın önünde durdu, üç yıl önce aldığı arabayı, arabası olmayan arkadaşlarına gösterirken taktığı buhayattaniteliklivebaşarılıolanbenimsizdeğilsiniz maskesini aldı. Duraladı. Bir süre hüzünlü bir şekilde baktı. Bir şeyler söylemek istedi, söyleyemedi. Kafasında ‘yüzsüz yüzünün ikiyüzlülüğü’ gibi imgelemler belirdi. Bu maske Yüzsüz’ü çok incitmişti. Bütün sinirinin öfkesinin altında anlamlandıramadığı bir şeyler yatıyordu sanki; geceleri uyutmayan, gündüzleri bütün enerjisini emen bir şeyler.

Bir elinde maske diğer elinde masketör, gözleri istemsiz kapanıp açılmaya başladı. Kendinden geçiyordu. Bir histeri krizinin vermiş olduğu duygu karmaşası bütün vücudunu titretmeye başladı. Camların ve maskelerin üzerinde, ayakta kendinden geçiyor, boynunu yırtarcasına kafasını yukarı kasıyor, gözleri yarı açık vaziyette anlaşılmaz kelimeler sarf ederek kendisinden geçiyordu. Bir süre sonra midesinin oralarda bir yerlerde çakan bir kıvılcım Yüzsüz’ü kendine getirdi. Etrafını ve bulunduğu durumu idrak etikten sonra elindekileri yere attı. Histeri nöbeti geçmişti ama dipteki insanın gailesizliği hala yüzündeydi. “Kendine gel” derken terliklerini ayağından çıkarıyordu. Bakışları soğuk ve sabit bir hal almıştı.

Bedenini bilmez bir vaziyette çıplak ayaklarla camların ve maskelerin üzerine basarak mutfak tezgahına doğru yürümeye başladı. Cam parçalarının küçükleri ayağına batıyor büyükçe olanlar ise kesikler oluşturuyordu. Sandalyeyi çekip oturdu. Çaydanlığa doğru bakıyordu. ‘sadece kendi kendime bir kahvaltı yapmak istemiştim’ diye geçiriyordu içinden. O sırada ayaklarında oluşan kesikler mutfak halısını kana boyuyordu.

Bir saat sonra.

Mutfak temizlenmiş. Ocakta çay kaynıyor. Masanın üzeri harika bir kahvaltı ile donatılmış, Yüzsüz de masaya oturmuş kahvaltısına başlamak üzere. Bütün buhranlarından arınmış hissediyor. Bütün ruhsal ve fiziksel dağınıklığını toparlamış. Sandalyeye oturmuş. Ayaklarının kanayan yerlerini sarmış. Mutlu bir şekilde kahvaltısına başlamaması içi hiçbir sebep yoktu. Az önce yaşadıkları hiç yaşanmamış gibiydi. Sadece aklından geçirmiş olduğunu düşündü. Evin dağınık hali ile şu anki düzenli hali arasında geçen sürede neler yaptığını hatırlamıyordu. Mutfağın viran halinden kalan hiçbir belirti göremiyordu. Kahvaltısını hazırlamış ve oturmuştu galiba sadece. “Peki o görüntüler neydi? Buhranlı uyanışım sırasında gördüğüm rüyalardı galiba” dedi. Ellerini ovuşturarak kahvaltıya başlamaya yeltendi. Çay koymadığını fark etti. Ayağa kalktı camı kırık olan mutfak dolabının kapağını açtı, bir çay bardağı aldı, dolabın kapağını tekrar kapattı. Gözü kırık dolap camına takıldı. “Şu dolabın camını da yıllardır değiştiremedim gitti” dedi. Çayını koydu tekrar masaya oturdu. Yine bir şeyler eksikti. Etrafına bakındı, bir şeyler aranıyordu ama ne olduğunu bilmiyordu. “Her şey tamam işte” dedi. Umursamaz bir şekilde tuzluğun yanında duran tatilgünühuzurluvemutlukahvaltıyapma maskesini taktı, ekmeğine tereyağı sürmeye başladı. Mutfağın çıplak zeminindeki fayanslara ayağındaki sargıların arasından sızan kanlar damlıyordu.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz