Zübeyde Güllüce – Ruh Adam Romanı Üzerine “Aykırı” Bir Deneme

Zübeyde Güllüce – Ruh Adam Romanı Üzerine “Aykırı” Bir Deneme

Zübeyde Güllüce “Ruh Adam Romanı Üzerinde ‘Aykırı’ Bir Deneme” adlı yazısıyla Edebiyat Daima’da.

Zübeyde Güllüce | Ruh Adam Romanı Üzerine “Aykırı” Bir Deneme

“Toplum”uz. Sosyal bilimlerde olsun, gündelik hayatın kendisinde olsun farklı toplum tanımlarına ulaşırız. Âdettendir yer verelim, toplumbilimin isim babası Auguste Comte için toplum tanımı “tarihsel gelişim içinde kültürün ve uygarlığın somutlaştığı, bu niteliği ile de bireylerden farklı gerçekliği olan önemli bir bütünlüktür”[1] şeklinde olmuş. Kültür ve uygarlık, değerler bütünüdür deriz. Toplumsal değerler, toplumsal gerçeklikler bizleri kurallar çerçevesinin içinde sınırlar, bireyin dışında bir bütünlüktür bu, ulaşılmaz. Deyim yerindeyse eli kolu bağlı bir hâlde toplum olmaya, toplumdan olmaya çalışırız. Peki, bu bağlar koparsa ne olacaktır? Aşılmaz, anlaşılmaz bir sorudur, sosyal bilimler bu derde deva arasın dursun, biz edebiyata dönelim. Edebiyat bunun neresinde dersiniz, haklısınız. İki önemli sosyolog olan Park ve Burgess şöyle cevaplasın: “Tarih bir edebiyattır ve ilim olması mukadderdir”.  O hâlde, edebiyat da bir toplumun tarihidir diyebiliriz. Bu tarihte önemli yer edinmiş Hüseyin Nihal Atsız’ın “Ruh Adam” adlı eserindeki toplumsal, bireysel karmaşaları, değerleri ve “çerçeveyi zorlamayı” incelemek yerinde olacak.

Okuyanlar bilecek mutlaka, bilmeyenler için kısaca bahsedelim. “Ruh Adam” için konu itibariyle erdemi, ahlâkı, sadakati sorgulayan, bütününde bir mahkeme diyebiliriz. Kitap Uygur masalıyla başlar ve kitabın tamamında bu masalın dolaylı yansımalarını görürüz. Uygur masalı, bir yüzbaşının çam ağacı altında rast geldiği ay yüzlü güzele vurulmasını konu alır. Yüzbaşı kırık gün boyunca güzeli görmek için çam ağacına gider. Kırk birinci günde dilberi göremez ve dertlenme zamanı başlar. Aşkından yataklara düşen yüzbaşı, hasta yatağında vurulduğu dilberin adını sayıklayınca durumu fark eden karısı bu derde deva aramaya başlar. Sonunda bir çare bulunur fakat bu çareye göre karısını kurban etmesi gerekir. Yüzbaşı Burkay hiç düşünmeden karısını kurban edince, karısı ah eder ve yüzbaşının ruhu sonsuza kadar çam ağacının yanında ağlamaya mahkûm edilir. Masalın bitimiyle de romanın asıl konusuna geçilir.

Edebiyat öğretmeni Ayşe Pusat bu masalı eşine okur ve onun yorumlarını bekler. Romanın asıl konu bu şekilde başlar. Selim Pusat,  karşıt düşüncesi nedeniyle sadakatsizlikle yargılanır, Harp Akademisi’nin son sınıfında geleceğini yitirerek, önce hapsedilen daha sonra da kendi içine hapsolan bir yüzbaşıdır. Selim’in fikirlerini açıkça beyan etmesi yüzünden hem arkadaşı kendisiyle birlikte vatan haini ilan edilerek işsiz kalır hem de karısı mesleğinden uzaklaştırılır. Hapisten çıkınca da tek yakın arkadaşı olan Şeref intihar eder, Selim Pusat artık tamamen yalnız kalır. Ayşe ise üç senenin sonunda mesleğine geri döner. Selim artık ümitsiz, içine kapanık biridir. Evden yalnızca Çamlı Koru’da zaman geçirmek için çıkar. Bir gün Çamlı Koru’da bir ses işitir, bu ses ona bir şiir okumaktadır. Kim olduğunu tahmin eder ama asla öğrenemez. Daha sonra Ayşe’nin eski öğrencilerinden yeni öğretmen ve tahtın vârisi Leyla/Hanzade Mutlak/Mutlu ile karşılaşır. Selim Pusat daha sonra Ayşe’nin yeni öğrencileri, Selim’in deyimiyle “Kahraman/Işık Kızlar” olan Nurkan, Aydolu ve Selim’in hayatına dokunan Güntülü ile tanışır. Bu noktadan sonra Selim, yine Çamlı Koru’da gördüğü Yek’in, kendisine yirmi beş yaş küçük bir kızı seveceğini söylediği önsezini yaşama başlar. Selim için asıl savaş bu andan itibaren başlar.

Biz de bu yazının asıl “mesele”sine gelelim. Okuyanlar bilir, okumayanlar da keşfetsin. Atsız’ın bu romanını tahlil etmek mutlaka çok zor olacak, biz yalnızca kıyısından tutunalım. Görüyoruz ki kitaptaki karakterler, toplumun içinde yer alan günümüz insanın, çilelerinden farklı çileler çekmemiş. Bu romanı haybeden okuyup geçenler yalnızca karısını iki farklı kadınla aldatan, sırrını tutamadı diye hayatını mahveden bir adamın yaşam öyküsünü okumuş olur. Nispeten de öyledir. Fakat ayrıntılarını ve mesajlarını görmemek büyük Atsız’a saygısızlık olur, bunu da kabul etmeyiz. Pencerenin dışından bakınca görüyoruz ki her karakterin omuzunda taşıdığı yük farklı. Ayşe Pusat’ta Uygur masalında feda edilen kadını ve sabırları zorlayan sabrı ile asil Türk kadınının temsilini buluruz. Leylâ bir haksızlığın ve savunuşun temsili, Yek ise şeytanlığı ve yalakalığıyla bu savunuşun eksik yönü diyebiliriz. Güntülü ise yasak aşkın ızdırabı, mahkemenin temeli, kaçınılmaz olan olarak karşımıza çıkar. “Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın” (s.73) dizesinde gördüğümüz gibi. Güntülü, Selim’e hem can verir hem canından alır. Konunun bu kısmında en güzel tahlili Nazan Bekiroğlu yapar, yer verelim: “Baştan sona kadar anlatıcı-yazar, determinist bir tavırla ferdin; nedenine, niçinine bir türlü vakıf olamadığı, önüne geçemediği aşk duygusu karşısındaki güçsüzlüğünü ve çaresizliğini irdeler; kader ve insan ilişkilerini sorgular.” Yine Bekiroğlu, “İnsan, aşk ve kader karşısında söz sahibi midir, değil midir? Roman insanın aşkı ve kaderi karşısındaki ürpertici acizliğini vurgulayacak tarzda Selim Pusat’ın reel âlemden çekilmesi sembolüyle sona erer.” [2] Diyerek gönlümüzün tercümanı oluyor. Şeref ise adı üstünde şerefi temsil eder ancak vicdan yakıştırması daha iyi olacak, o yüzden Şeref karakteri, bu yazıyı yazana göre Selim Pusat’ın vicdanı, günümüz toplumunun ise bakmak istemediği, bakamadığı aynasıdır. Selim Pusat, yazının başlarında bahsettiğimiz o bağı koparmış bir kişiliktir. Nitekim toplumdan ayrıştırılmış, fikirleri yüzünden dışlanmış, zarar ve ziyana uğramış bir karakterdir. Selim Pusat’ta Atsız’ı görebiliriz demek maalesef ki yanlış olmaz.

“Ruh Adam” romanı hem gerçek hem olağanüstü öğeler ve imgeler içerdiğini görürüz. Şeref’in hayaliyle tokalaştıktan sonra kapı kolunun kan lekesi olduğunu fark eden Selim Pusat ile birlikte bizler de ürpeririz. Çamlı Koru’daki nemli, acı çeken o ağır hava, Yek’in gizemli çıkışları ve kayboluşları, Şeref’in ziyaretleri ve fotoğrafındaki değişimler, Selim/Yek doktorun otuz dokuz derece ateşi ruhî sebepten bulması,  karakterin sanrısından ziyade birer gerçeklik olarak yansır. Atsız, “Ruh Adam” romanında bu olağanüstü gerçekliği öyle başarılı kullanmış ki, roman birazdan üzerinde duracağımız mahkeme sahnesi nedeniyle, bir dönem toplum tarafından reddedildiği gerçeğini de es geçmemek gerekir.

Selim Pusat “Büyük Mahkeme”den , “Yasak aşk” suçuyla sanık olarak Yek tarafından çağrılır. Büyük mahkeme denilmesinin sebebi de büyük tabii. Prenses Hanzade, Işık Kızlar, ardında bıraktığı kan lekeleriyle Şeref mahkemeye doğru yol alırlar. Mahkeme Tanrı huzurunda gerçekleşir. Cebrail, Mikaîl ve İsrafil de oradadır. Çoğu okur tarafından kabul edilememesinin nedeni bu mahkemenin “aykırı” oluşundan fakat görmeliyiz ki bu mahkeme her gün hepimizin içinde farklı sebeplerden gerçekleşiyor. Sorun ise ancak gerçekleşmediğinde çıkar. Selim Pusat’ın mahkemesinde elbette onun ve onunla ilişkilendirdiğimiz Atsız’ın değerleri yer alır. Tanık olarak peygamberlerin konuşması bu nedenlerden biridir demek yanlış olmamalı. Savunma tanıkları olarak tarihin kahramanları yer alır ve burada bir sır perdesi aydınlanır. Savunma tanıkları da Selim Pusat’ı suçlu bulur. Sıra Selim’in yakınlarına gelir, yakınları ve Şeref’te beklenildiği gibi Selim’i suçlar. Yalnız bir kişi Selim’i savunur. Annesi. Sıra Selim’in kendisini savunmasına gelir fakat Selim kendisini Yaratan’ın savunmasını ister. Bu cesur söylemler aslında toplumun, bireylerin içinde yer alan vicdani savaşların, düşünmeye bile korktuğu düşüncelerin dışavurumu diyebiliriz. Çoğu okur için kabul edilemeyen şey bu mahkemede yer alan kişiler değil mahkemenin kendisidir. Çünkü toplum her zaman kendi gerçekliğini göz ardı etmiş, bu gerçekleri dile getirenleri ise aykırı ilan ederek gözden çıkarmıştır. Atsız’ın bu mahkemeyi kurmasının altında bu nedenler yer alıyor demek lazım. Mahkeme, Selim Pusat’ın onca suçlanmasına rağmen onun hükmünü kesin olarak veremez. Mahkeme sonucu kanlı bir rövanş sonucuna bırakılır. Uygur masalı ile başlayan roman, Uygur masalı ile biter.

Mutlak dikkatimizden kaçan ayrıntılar, önemli mesajlar var. Bu mesajların tamamına ulaşmak, bizler için ancak bir hayal olur. Bizlerin gücü daha fazla söylemeye yetmez elbet ama üstat Abdurrahim Karakoç söylesin:

“Hayal var ki hâkikatten evladır,

Çile var ki çok nimetten evladır,

Sabır, şükür her ziynetten evladır,

Üçüncü gözümle baktım dağlara.”[3]


[1] Nihat Erdoğan, “Toplum ve Toplumsal Yapı Üzerine”, Değişim Sosyolojisi Dünyada ve Türkiye’de Toplumsal Değişme, ed. Eğribel, Özcan,( Kitabevi, 2011).

[2] Nazan Bekiroğlu, “Ruh Adam Romanı Üzerine Bir Tahlil Denemesi” . Ocak, 2010 http://www.nazanbekiroglu.com/2000/01/02/ruh-adam-romani-uzerine-bir-tahlil-denemesi/ (Erişim Tarihi: 27.07.2020)

[3] Abdurrahim Karakoç, Bütün Eserleri-7 Akıl Karaya Vurdu, 3. Bs., (Ankara: Kadim Yayınları, 2019).

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz