Nisa Eser | Halep

Nisa Eser | Halep

nisa Eser “Halep” adlı öyküsüyle Edebiyat Daima’da

Nisa Eser | Halep

Derin bir nefes alıp sessizliğe gömüldü Fatıma. Kara gözlerini umutsuzca yere devirdi. Yavaş yavaş nasır bağlayan parmaklarıyla oynamaya başladı. Yutkundu. Boğazında bir kuruluk hissetti. Bir daha yutkundu. Başını hafifçe kaldırıp boynunu sağa doğru büktü. Nefes alırken zorlandığını hissetti. Zorlanıyordu, çünkü aldığı nefesten acı bir tat alıyordu. Bu tadı tanımlayacak olsa adına ‘kimsesizlik’ derdi. Gazetecinin sorusuna cevap vermek istiyordu ama o küçücük yüreğindeki cesaret buna yetmiyordu ya da kelimelerle ifade edemiyordu hissettiklerini. 

 “Babana ne söylemek istersin?” diye sormuştu mikrofonu uzatan kız.

Sustu Fatıma. Sustu… Sustu… Belki de sessizliği bir kaçış yolu olarak gördü. Veya sığınacağı bir liman… Gazeteci, küçük Fatıma’nın saçını okşadıktan sonra hüzünlü bir şekilde uzaklaştı. Fatıma bir müddet de gazetecinin arkasından baktı. Gözlerinden dökülen yaşlara inat gururluydu. Başı dimdikti. Fakat şu aciz gözlerinden akan yaşlar buğulandırıyordu etrafı. Gazetecinin hangi yöne gittiğine bakmak için gözyaşlarını sildi. Başını kaldırıp tekrardan baktığında gözden kaybolmuştu kadın. Fatıma’nın kulaklarında sorulan soru çınlıyordu sürekli: “Babana ne söylemek isterdin?” Yolun ortasında düşündü dakikalarca. Babasına ne diyebilirdi ki? Halep’te yıkılan, yakılan evleri mi? Okulları mı? En önemlisi camileri mi? Bir caminin duvarının delik deşik olması her şeyi açıklıyordu oysaki. Bu sefer ki yutkunuşunda da yüreği parçalandı adeta. 

Babasının camilere düşkünlüğünü hatırladı. Küçüktü Fatıma, yedi yaşında ya vardı ya yoktu. Babasıyla Halep Ulu Camii’nin bahçesinde oturuyordu. Fatıma en çok babasının ellerini tutmayı seviyordu. Kocaman ellerini tutunca yüreği hop hop eder, ne derdi varsa unuturdu yol boyunca. Halep sokaklarında bahar bir başka olurdu babasıyla. O güzelim kayısı ağaçlarında açan çiçekleri koklaya koklaya gülüşürlerdi. Arnavut kaldırımda, babasının ellerinden tuttuğu halde ona yetişmek için hızlı hızlı adım atar, bir eliyle de nisan güneşinin alnında biriktirdiği terleri silerdi. Yoldan geçerken arkadaşlarına kahkahalarla cevap verir,  babasıyla onlara nispet yapar gibi bakış atardı. Kalabalık sokaklardan geçerken Fatıma’dan mutlusu yoktu. Arada bir babasının elini bırakıp onun yürüyüşünü taklit eder kahkahalara boğulurdu. Babasının kolundaki siyah gösterişli saatle oynar, saatin kaç olduğunu sorardı. Babası da hiç bıkmadan cevap verirdi. Şadırvanın tahta oturaklarına oturdular neşeli bir şekilde. Çoraplarını çıkarırken Fatıma’ya döndü babası.

 “Biliyor musun kızım, bir rivayete göre dünyada en son camiler kalacakmış. En son onlar yerle bir olacakmış. Bu yüzden camilere inancın tam olsun. Ne zaman canın sıkılırsa gel şu şadırvanın altında yüzünü yıka. Bankların altında otur. Yaşlıların sana meraklı gözlerle bakmasını bir medet bil. Sen de onlara bak çaresizce. Sonra gir içeri iki rekât namaz kıl. Alnın her secdeye geldiğinde şükretmesini bil. Ağlamak mı istiyorsun, git caminin avlusuna ağla. Ama gözyaşların dinince başını göğe kaldırmayı unutma. Kaldır ki acizliğini göresin. Kimsesizliğini ve çaresizliğini fark edesin.”

Fatıma gözyaşlarını tutamıyordu artık. Babasını çok özlemişti. Her baktığı yerde, rüyasında bile onu görüyordu. Çaresizce yürümeye başladı. Ayakları onu camiye götürüyordu. Yavaş yavaş adım atarken kaybolmasın diye koluna bağladığı kardeşi Ahmet’i fark etti.  Yeşil gözleriyle Fatıma’ya bakıyor, sanki ondan bir çift teselli cümlesi bekliyordu. Ahmet ablasının elinden tuttu sıkıca. Yol boyunca ikisi de ağladı. Birbirlerinin hıçkırıkları ve iç çekişleri arasında caminin yıkılmış şadırvanının önüne oturdular. 

Babasının dediği gibi şadırvanın önünde oturmuş ağlıyordu. Fakat ortada ne iki rekât namaz kılacak yer vardı ne de meraklı gözlerle bakacak insanlar…  Halep sokakları ise sessiz sakindi, insanın içinde umut bırakmıyordu. Aylardan mayıs olmasına rağmen ne bir ağaç çiçek açmış ne de Arnavut kaldırımdan inatçı bir şekilde gelincikler filizlenmişti. Her taraf yıkılmış ve toz duman eksik olmuyordu. Aldığı nefesten korkar olmuştu Fatıma. Küçük Ahmet korkuyla ablasına baktı, zayıflıktan incecik kalmış kolunu dürttü. Fakat ablası oralı olmamış, Ulu Camii’nin yıkılan duvarlarına bakıyordu. Ahmet bir kere daha dürttü. Fatıma istemsizce başını Ahmet’e çevirdi. Kardeşinin kara gözlerindeki çaresizliği görünce kendi derdini unutup suçluluk duygusuna kapıldı. Beş yaşında olmasına rağmen konuşamayan Ahmet, ablasına bir şeyler anlatmak istercesine huysuzlanıyor ve ayağa kalkıp Fatıma’nın kolunu çekiştiriyordu. Kardeşinin gözlerindeki endişeyi görüp, ona her şeyin güzel olacağını söylemek istiyordu ama olmayacağını Fatıma da Ahmet de çok iyi biliyordu. Yere diz çöküp kolunu çekiştiren kardeşine sarıldı. 

Ahmet’e sarılmasıyla mermi seslerinin duyulması bir oldu. Bir hışımla kardeşini kucağına aldı Fatıma. Koşarak bir duvarın arkasına sindi. Ama mermi seslerinin ne taraftan geldiğini anlayamıyordu. Arkasına yaslandığı duvardan ve şadırvandan geçen mermileri gördükçe daha çok endişeleniyor ve korkuyla bağıran kardeşine sarılıyordu. Yere yatıp mermi seslerinin dinmesini beklediler bir müddet. Dinmeyen mermi seslerinin arasında Ahmet’in sessizliğiyle ürperdi Fatıma. Kargaşanın arasında kardeşine yüksek sesle bağırdı. Her bağırışında sesini daha çok yükseltiyor ama Ahmet’ten cevap alamıyordu. Fatıma çıldırmak üzereydi adeta. Başını kaldırıp Ahmet’e bakmasına bile müsaade etmiyordu mermiler. Gözyaşları içinde yarım saat çaresizce yattılar caminin avlusunda. 

Mermilerin sesi dinmişti ama Fatıma’nın gözyaşları dinmek bilmiyordu bir türlü. Ahmet nefes almıyordu. Kalbinden akan kanlar avluyu kırmızıya boyamıştı. Fatıma şoka girmişti ve ağzından tek bir kelime çıkmıyordu. Yalnızca bitmek bilmeyen gözyaşları kardeşi Ahmet’in kanlı gömleğine dökülüyordu. O küçücük bedeni cılız kollarına alıp gazetecilerin yanlarına doğru gitti Fatıma. Bir daha saldırırlar korkusuyla adımlarını ne kadar hızlı atarsa atsın bacakları bir süre sonra yere yığdı zayıf bedenini. Kısılmış sesiyle bağırmaya başladı.

   “Yardım edin! Kardeşime yardım edin! Yardım edin!”

Nasırlı elleriyle kardeşinin başını dik tutmaya çalışan Fatıma’nın son gördüğü şey “Babana ne söylemek isterdin?” diye soran gazetecinin onlara doğru koşması oldu. Bitkin bir şekilde sıcaktan kavrulmuş topraklara düştü başı. 

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz