Arzu Özdemir | Bir Trajedinin Doğuş Mekânı Olarak “Anayurt Oteli”

Arzu Özdemir | Bir Trajedinin Doğuş Mekânı Olarak “Anayurt Oteli”

Arzu Özdemir “Bir Trajedinin Doğuş Mekânı Olarak ‘Anayurt Oteli'” adlı incelemesiyle Edebiyat Daima’da.

Arzu Özdemir | Bir Trajedinin Doğuş Mekânı Olarak “Anayurt Oteli”

“Anayurt Oteli”, Yusuf Atılgan’ın ikinci romanıdır. Kafka, Proust, Camus gibi yazarları yoğun olarak okuduğu bir dönemde yazdığı bu roman, kendi ifadesiyle “bunalımlı   yıllar”ın[1] ürünüdür. 1973 yılında Bilgi Yayınları arasında çıkan roman, “Aylak Adam” hakkında yapılan tartışmaları gölgede bırakacak derecede sert yankı uyandırır. Kimileri Atılgan’ın toplumsal sorunlara ele almayıp, sadece marazi bir karakterin cinsel sapmaları (parafili)  üzerinde durmasını eleştirir[2] kimileri de Atılgan’ın toplum olarak dışladığımız adeta onları patolojik bir kişiliğe mahkûm ettiğimiz bireylerin, aslında tüm insanlığı kuşatan; hatta aşan duygu yoğunluğuna sahipliklerini duyurmak istediğini iddia ederek, romanı göklere çıkarır.[3] Roman, esasen Camus’un “Yabancı” adlı romanıyla benzerlikler gösterir. Yabancı’nın başkahramanı Meursault da tıpkı Zebercet gibi saçma denilecek bir sebepten (gözüne yansıyan güneş ışınları yüzünden) başkasını öldürür. Olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kuramamak ve bununla birlikte olasılıkların çokluğu, hayatın bir anlamının olmayışı, her iki karakterin dünyasında da vardır. Her ikisi de Tanrı’ya inanmamaktadır ve bir üst güce sığınamamanın verdiği bunalım, hayatlarını çıkmaza sokmaktadır. Meursault, mahkemede adam öldürmekten çok takındığı tavırlarla yargılanır. Çünkü yaptıklarının bir sebebi yoktur. Kendisine sebeplerin sorulması onu bunaltır. Zebercet, mahkemede yargılanmamıştır fakat sorguya çekildiğini düşünürken işlemiş olduğu cinayetin bir nedeni olmadığını söyler. Aslında Zebercet’i ortalıkçı kadını öldürmesinden çok, insanların onu sorgulayacağı düşüncesi tedirgin etmektedir.  Ancak Meursault, dış dünyayla arasındaki duvarı kendi örmüştür. Kız arkadaşının sevgi dolu sözcükleri bile ona saçma gelmektedir. Zebercet de ise durum tam tersidir. Zebercet doğumundan itibaren sevgiyle tanışmamıştır. Sevgisizlik onun yaşamdan zevk almasını engellemektedir ve onu acı sona doğru hızla savurmaktadır. İki karakteri de aynı son beklemektedir: Ölüm. Zebercet yaşamına kendi elleriyle son verir,  Meursault ise ölüme mahkûm edilir. Meursault’un yaşamının sonlarına doğru içinden geçirdiği şu düşünceler, Anayurt Oteli’nin, Camus’un “saçma” (absürde) anlayışıyla paralellik göstermesi bakımından dikkate değerdir; 

“(…)Ama herkes bilir ki, hayat yaşamaya değmez. Aslına bakarsanız, insan ha otuzunda ölmüş ha yetmişinde pek önemli değildi. Çünkü, her iki halde de, pek doğal ki başka erkekler de, başka kadınlar da yaşayacaklardı, hem de binlerce yıl. Sözün kısası hiçbir şey böylesine açık değildi. Şimdi de olsa, yirmi yıl sonra da olsa yine bendim ölecek olan(…)” [4] 

   Zebercet’in hayata bakış açısı da sevgiye dair tüm umudu tükendikten sonra Meursault’unkiyle benzeşmeye başlar;  

“(…)Yorumlar, nedenler önemsizdi; kesin değildi. Önemli olan insanın edimleriydi. Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: Ölüm.” (AO., s.105.)  

“(…)Dayanacak mıydı ağırlığına on sekiz gün sonra? Neden, neyi bekliyordu? Yatağı titredi. Yirmi sekiz kasımda olursa süreksizliğin, tutarsızlığın, saçmalığın bir anlamı m ı olacaktı sanki?” (AO., s.105.)  

 Yalnızlık teması, Atılgan’ın romanlarında yoğun olarak işlenmiştir. Tüm yaşantıların derin ve onulmaz gerçeği olan yalnızlık; “Anayurt Oteli”nde insanı                                                    ürkütücü bir sona yuvarlayan, yaşamı anlamsızlaştıran bir azaptır. “Aylak Adam”daki C. daha çok başkaları gibi olmama kaygısıyla yalnızlığı seçer. Oysaki Zebercet, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadından sonra böyle bir duygunun varlığını hissetmiştir. Kendi çaresizliğini ve yaşamına mutluluk getirecek girişimlerde bulunmaya dair elinin kolunun bağlanmışlığını, ona gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın hatırlatmıştır. Atılgan da aynı şekilde bir arkadaşıyla kaldığı otelde, otelin kâtibini görünce zihninde önceden yazmayı planladığı roman şekillenmeye başlar. Refik Durbaş’la yaptığı bir söyleşiden “Anayurt Oteli”  romanının nasıl tasarlandığını öğreniriz;

  “—Hiç otelde kaldın mı? 

— Sürekli olarak kalmadım. 

— Ya Anayurt Oteli’nde…

 — Onu anlatayım. Manisa’da ‘Anavatan Oteli’ diye bir otel vardı. Ben Hacırahmanlılar’danım biliyorsun. Manisa yandıktan sonra oraya yerleşmişiz. Babamla Manisa’ya her gidişimizde Anavatan Oteli’nde kalırdık. Çünkü otelin sahibi babamın iyi arkadaşıydı. Oteli de Ahmet Efendi ile oğlu Zebercet işletirdi. Romandakinin tersine Zebercet babası, Ahmet Efendi oğluydu. Bir gün bu oteli yazma isteği doğdu içime. O sıralar arkadaşlarla Birgi’ye gideceğiz. Gece Aydın’da bir otelde kaldık. Bir otel işte. Kapıdan giriliyor, karşıda yukarı çıkan bir merdiven var. Kâtibin yeri de bu merdivenin altında. Önünde bir küçük masa. Gece arkadaşımla konuşurken ‘Yahu’ dedim, ‘Bu adamın buradaki hayatı ne olabilir?’ Merdiven altında oturan bir adam. Nasıl bir adamdır bu? Üstelik benim bunaldığım zamanlar. Böyle bir ikilem içinde olduğum bir durum. Anavatan Oteli ile bu adamı birleştirdim, kendi ruh durumumu da yansıtmaya çalıştım. Bu roman çıktı.  — Anavatan Oteli duruyor mu hala Manisa’da? 

— Duruyor, ama artık otel değil. Otel kapandı, yapısı duruyor.

 — Ya Zebercet? 

— O da yaşamıyor.  

 —Peki, Zebercet romanı okumuş muydu?

—Yok, çoktan ölmüştü. Okuyamadı. Ama Zebercet’i tanıyanlar romanı gördükleri zaman ‘A, biz bunu biliyorduk’  demişler Manisa’da.” [5]

            Roman baskıya girerken yayıncı Ahmet Küflü’nün önerisi ile Anavatan Oteli, “Anayurt Oteli” olarak değiştirilir. Bir de Zibende Hanım vardır. Zibende Hanım da Semra olmuştur.[6] Romanda kasaba tanıtılırken “1922 yılı Eylül başlarında Yunanlılar giderayak burayı yaktılar.” (AO.,s.10.) demesinden daha bir yaşındayken başına gelmiş bir olaya telmih yaptığını anlamaktayız. Romanda belirtilmese de mekânın Manisa olduğu fikrine Yusuf Atılgan’ın kendi hayatını anlattığı şu satırlardan varabiliriz;

 “…1922 yılı Eylül başında Yunanlıların kaçarken yaktıkları kentten bizler dağa sığınırken ne babam ne de dayım alabilmiş beni anamın kucağından; o sıralar incecik, çelimsiz, bir kadın olan anam çıkarmak zorunda kalmış beni dağa.” [7]      

“Anayurt Oteli”, bireyi esas alan, toplumdaki aksaklıkların kaynağında bireyi göstermeyi amaçlayan bir romandır. Ancak Atılgan, toplumsal olayların birey üzerindeki etkilerini açıkça belirtmese de uzak hatırlatmalar yapmayı ihmal etmez;

 “Bilmem Anayurt Oteli,’nde dikkat ettin mi? Keçecizade Malik Ağa vardır, orada konağı yaptıran. Konağın kapı kemerinde şöyle yazar: Bir iki iki delik / Keçeci Zade Malik. Arap rakamlarıyla  ‘bir iki iki delik’ 1255 ediyor; şimdiki tarihle 1839 ( Tanzimat Fermanı’nın ilanı), 1876’da (1. Meşrutiyet’in İlanı) Haşim Bey konağın hâkimidir. Rüstem Bey de 1908’de ( İttihat ve Terakki’nin baskısıyla Kanuni Esasi yeniden yürürlüğe konur. 17 Aralıkta da Osmanlı Mebusan Meclisi açılır,) evlenir. En sonunda da konak 1923’te (Cumhuriyet’in ilanı) otel olur. Ben romanlarımda politik ya da toplumsal durumları böyle telmihlerle geçiştiririm. Bunlar benim toplumsal olaylara dokundurmam gibidir. Yeni yazmakta olduğum romanda da daha belirgin halde bu konu.” [8]

            Atılgan, yazarlığından çok günlük yaşamı daha önemli olduğunu belirtir.[9] Belki bu yüzden romanlarında kendisine ait pek çok iz bulabilmekteyiz. Romanın başkahramanı Zebercet, düşündüklerini söyleyemeyen, içedönük (introvert)[10] bir tiptir. Çevresindeki insanlar tarafından horlandığında, alaya alındığında söylemek istediklerini içinden geçirir sadece. Atılgan da bu bakımdan Zebercet’e çok benzer. Lise yıllarında İngilizce öğretmeni bacak bacak üstüne atarken dizkapağındaki yara masanın kenarına değer. Atılgan’dan  “uff” diye bir ses çıkınca İngilizce öğretmeni kızar. Atılgan da yıllarca hocasına onu yanlış anladığını, yaranın acısını kendinde hissettiği için böyle bir tepkide bulunduğunu söyleyememenin acısını duymuştur.[11] 

Roman Kurgusu: Yoğun Çatışmalar

 Anayurt Oteli, Tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği sene Keçecizade Malik Ağa tarafından konak olarak yaptırılmış, Cumhuriyet’in kurulduğu yıl otele çevrilmiştir. Keçecizade Malik Ağa’nın oğlu Haşim Bey, konaktaki beslemelerle ilişki kurduktan sonra bu beslemeleri evlendirir. Zebercet’in ninesi de bu beslemelerden birisidir. Keçecizadeler, rejimin değişmesiyle topraklarını elden çıkarma yoluna gitmiş; bu yüzden Zebercet’in babası Ahmet Efendi’ye otelin idaresini bırakarak o muhiti terk etmişlerdir. Romanın başkahramanı Zebercet, Anayurt Oteli’ni babasıyla birlikte idare eder.  Babasının ölümünden sonra tek başına oteli yöneten Zebercet, otelin hizmetlerinin görülmesi için bir kadın tutar. Gerdek gecesi kız çıkmadı diye geri gönderilen sonra bir dulla tekrar evlendirilen kadın, çok uyuduğu için yine geri gönderilmiştir. Dayısı olduğunu söyleyen bir adam, kadını otele iş yapması için bırakır. Arada otele uğrayıp kadının birikmiş parasını almaktadır.  Zebercet, kadın uyumaya gittiği zaman kadının odasına gider ve onunla birlikte olur. Ancak kadın uykuya çok düşkündür. Kadın uykusu bölünmesin diye artık iç çamaşırı giymeden yatmaya başlar. Zebercet’e gece ‘köpek’ diye hitap eden kadın, sabah hiçbir şey olmamış gibi ‘ağa’ der. Ortalıkçı kadın çaresizdir. Gidecek bir yeri de yoktur ve Zebercet’in bu tutumuna karşı da oldukça kayıtsızdır. Zebercet’in rutin hayatı, perşembe gecesi gecikmeli Ankara treniyle gelen kadından sonra tamamen değişir. Otelde bir gece kalan, nüfus cüzdanı olmadığı için adını bile bilmediği bu kadına tutku ile bağlanan Zebercet, o zamana kadar tatmadığı duyguları tatmak ister. Gerek ailesinin gerek çevresinin horlamalarına, aşağılamalarına maruz kalarak büyüyen Zebercet için bu kadın, ona sevgiyi tattıracağını düşündüğü bir umuttur.    Zebercet, ortalıkçı kadının odasına gitmemeye başlar. Çünkü artık tek taraflı bir ilişki yaşamak istememektedir. Otele gelen çiftlerin sevişmelerini dinlerken hep o kadının hayalini kurar. Kendisine yeni elbiseler alır, bıyığını keser ve gecikmeli Ankara treniyle gelen kadını beklemeye başlar.  Günler geçtikçe gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının geleceğine dair umudu kaybolur. Geçmişinde yaşadıkları bilinçaltından gün ışığına çıkmaya başlar. Aşağılanmışlığını, önemsenmezliğini hatırına getirir. Babasının ve annesinin tavırları,  çocukluk arkadaşlarının kendisine taktıkları lakaplar, askerlik arkadaşı Fatihli’ye yakın olmak adına kendini kullandırması aklına gelir. Bu dönemde Zebercet, otele müşteri almamaya başlar. İçkili lokantalara gider. Ekrem adındaki bir soğuk demirciyle tanışır. Onunla sinemaya gider. Ekrem’e cinsel bir ilgi duyar, onu otele çağırmak ister ama çağıramaz.  Zebercet’in psikolojisi iyiden iyiye bozulmaya başlar. Ortalıkçı kadının odasına gider. Onu uyandırmak ister. Amacı otele gelen çiftlerden duyduğu gibi karşılıklı bir sevişme yaşamaktadır. Ancak ortalıkçı kadın uyuklamaktadır. Zebercet, bu durum üzerine geçici bir iktidarsızlık geçirir ve kendini kaybeder. İktidarsızlığına sebep olarak gördüğü ortalıkçı kadını boğarak öldürür. Atılgan, bu durumu bir röportajında şöyle belirtir;   

“- Zebercet, otele gelen çiftin sevişmesini dinliyor. Sonra orada duyduğu sözleri, mastürbasyon yaparken tekrarlayacaktır. İlgi beklemek gibi bir tutum… 

—Oteldeki ortalıkçı kadının durumunu biliyorsun. Hatta onu öldürmesinin bir nedeni de budur. Orada soğuk kadınlara bir tepkimdi. Yani bu işi yapıyorsan erkeğine uy. Yani erkekle birlikte yap. Oysa orada adamın yaptığı bir çeşit mastürbasyon gibi. Zebercet’in o kadını görünce dünyası değişiyor. Sonra o dinledikleri de var. Bütün bu birikim onda bazı şeylere neden oluyor. Mesela orada bir çocuk vardır, buna yakınlık gösterir, neredeyse onu götürecekti otele.”[12]

Bu olaydan sonra geçmişte yaşadığı hadiseleri aklına getirmeye bir de kendi içinde yaptığı hesaplaşma eklenir. Mahkemede bir duruşma dinler. Hâkimin sanığa sorduğu sorulara sanki kendine soruyormuş gibi cevap verir. Sanık, gerdek gecesi kız çıkmadı diye karısını öldürmüştür. Hâlbuki söz konusu olan, sanığın kendi beceriksizliğidir. Bunu gururuna yediremeyip masum birini öldürmüştür. Zebercet de bu sanıkla kendini özdeşleştirmiştir. Hâkim, mahkeme tarihini 28 Kasım’a erteler. Zebercet için de kendi infaz tarihi belirlenmiştir. Ancak hayatın omuzlarına yüklediği bu yükü o tarihe kadar çekecek durumda değildir. Bu yüzden 28 Kasım’ı beklemez. 10 Kasım’da dayısı Faruk Bey’in kendini astığı yerde, yine aynı şekilde kendini asarak intihar eder.  

Bir Romanı İnşa Etmek

 “Anayurt Oteli” de tıpkı “Aylak Adam” gibi vaka zamanı esas alınarak kurgulanmıştır. “Aylak Adam”daki vaka, mevsimlere bölünmüşken, bu romanda günlük gelişmeler şeklindedir. Bu şekilde, bilinçte tutulan isteklerin ve hazların bilinçdışına savrulmasıyla gelişen bir takım olaylar ve ruhsal değişikler, daha çarpıcı bir şekilde anlatılır. Romanda Zebercet’in içine düştüğü bunalımın grafiğini çok yakından takip ederiz. Günden güne değişen psikolojisi, yaşanılan olayın dramatikliğini daha çok hissettirir okuyucuya. Umut dolu bir Pazar günü başlayan roman, 22 gün sonra trajik bir şekilde biter. Bu kısa gibi görünen 22 günlük süre zarfına o kadar yoğun duygular sığdırılmıştır ki; böylelikle yaşamın bizlere ne zaman ne getireceği belli olmayan yönü ürkütücü bir şekilde vurgulanır.    Romandaki temel güç, (étimon spritüel) bireyin kendisiyle aynı zamanda toplumla çatışmasıdır. İçedönük, yani geri çekilmeci bir davranış biçimi sergileyen Zebercet; kendine,  insanlara hatta nesnelere karşı güvensizliği sonucu, hayali bir umudun peşine takılmasıyla intihara doğru sürüklenir. Zebercet’in bilincinde tutamak bulamayan hisler, romanın olay örgüsünü belirleyen unsurlar durumundadır. Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının gelmesiyle o zamana kadar bastırdığı (represe) itkiler, su yüzüne çıkar. O da tıpkı diğer insanlar gibi sevdiğini söylemek ve sevilmek istemektedir. Ancak olaylar, onun kurguladığı şekilde gelişmez. İstasyona her tren geldikçe pır pır eden yüreği, günler geçtikçe ağrımaya başlar. İçindeki çatışmayı, umudu tükendikçe dışa yansıtır. Otele müşteri almamaya başlaması, ortalıkçı kadını öldürmesi, cinsel ilgisini bir erkeğe yönlendirmesi, tavayla kediyi öldürmesi, çatışmasını dış dünyaya yönelttiği davranışlardır.  

“Anayurt Oteli” de “Aylak Adam” gibi tanrısal (hâkim) bakış açısıyla yazılmıştır. Zebercet’in geçmişini ve aklından geçenleri en ince ayrıntısıyla bilen anlatıcı, genelde üçüncü tekil kişidir. Ancak Zebercet’in özellikle kendisiyle hesaplaşmasının anlatıldığı satırlar, birinci tekil kişi ağzından anlatılır. Romanda ayrıca roman kahramanları, kasaba, kedi, emekli subay olduğunu söyleyen adam, odadaki iki havlu, tiyatro eseri üslubuyla tanıtılır. Bu betimlemelerde de, söze yazarın egemen olduğunu görürüz. Ancak bilgi olarak okuyucuya sunulanlar genelde Zebercet’in bilgisi kadardır.   Zebercet, 33 yaşında olduğuna ve doğum tarihi de 28 Kasım 1930 olarak belirtildiğine göre olay, 1963 yılında geçmektedir. Kendini astığı tarih ise 10 Kasım’dır. Geriye doğru günleri hesapladığımızda roman 20 Ekim Pazar günü başlamaktadır. Romanda, Zebercet’in Perşembe günü gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının kaldığı odaya üç gün sonra girdiği söylenir. Yani 17 Ekim 1963 tarihini, Zebercet’in yaşamını alt üst eden tarih olarak belirleriz. Romandaki zaman tabakalaşmaları, şimdiyle geçmişin birbirine karıştırılması şeklindedir. Zamansal geri dönüşler genelde Zebercet’in çağrışımlarıyla sağlanmaktadır. Zaman tabakalarındaki bu gidiş gelişler oldukça süratlidir. Bu sebepten geçmişte yaşadığı hadiseler ve bunların algılanış şekli, noktalama işareti kullanılmadan verilir. 

Yazar, okuyucunun Zebercet’in psikolojisindeki deformasyonun yoğunluğunu daha çok duyumsayabilmesi için,  düşüncenin akış hızını kesmeyen bu metodu kullanmıştır.   Romana adını veren Anayurt Oteli, romanın başlıca mekânıdır. Tanzimat Dönemi’nde konak amacıyla yaptırılmış bu yapı, Cumhuriyet’in ilanından sonra otele çevrilmiştir. Feodal aile tipinin zaman içinde çözülüp yitmesini simgeleyen otel, Zebercet ile aynı kaderi paylaşmaktadır sanki. Zebercet’in kapalı dünyasının tek tanığı olan bu dar mekân, romana kasvetli hava estirir. “Konak, bütün geçmişi ile çok şey bilen fakat bu bildiklerini eşya ve dekora sindirmiş bilge, suskun ve ağır bir kahraman gibi”[13] kendine sahip olanlara aynı kaderi yaşatır, lanetlenmişliğini bulaştırır.   Zebercet’in günlerinin çoğu gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının gelmesine kadar hep otelde geçer. Otelden ayrıldığı zaman kötü bir şey olacakmış hissine kapılmaktadır çünkü. Otel, onun dış etkilerden korunmasını sağlayan ve sahip olma güdüsünün verdiği güveni hissettiren biricik barınağıdır. Ancak gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının tekrar döneceği umuduyla kendine yeni elbiseler almak, bıyığını kestirmek için kasabaya çıkar. Kadının tekrar gelmeyeceğine kanaat getirdikten sonra da zamanını otelin dışında geçirir. Yemek yediği içkili lokanta, soğuk demirci Ekrem ile gittiği sinema, yaşlı bir adamla sohbet ettiği park, horoz dövüşünün yapıldığı alan, karakol, mahkeme diğer mekânlardır.  Atılgan’ın romanlarında kurgu, tek bir kahraman etrafında yoğunlaşır. Bu kahramanların psikolojilerini anlatmak amaçlandığından ikinci derecedeki kahramanlar, sadece başkahramana etki eden ve onları yönlendiren unsurlar durumundadır. “Anayurt Oteli”nin başkahramanı Zebercet’tir. Romandaki diğer kahramanları yaşayanlar ve ölmüş olanlar olmak üzere iki kısımda incelemek yerinde olur. Çünkü bilinç akışı metodunun kullanıldığı satırlarda, ölmüş olan karakterlerin de Zebercet’e önemli ölçüde etki ettiğini görürüz. Keçeciler ailesine mensup Haşim Bey, Nureddin dayı, Rüstem Bey, Faruk Bey, Rüstem Bey’in karısı Semra Hanım, Kadriye Kalfa, beslemeler, annesi ve babası yaşamayan kahramanlar arasındadır. Zebercet’in geçmiş yaşamındaki kahramanlardan da Kürt Muhittin’i, askerlik arkadaşı Fatihli’yi, Halil Onbaşı’yı sayabiliriz. Zebercet’in şimdiki zamanı içinde ona etki eden kahramanlar ise şunlardır: gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın, ortalıkçı kadın, Emekli Subay, soğuk demirci Ekrem, parktaki yaşlı adam, fahişe, otele gelen müşteriler, polisler, hâkim, horoz dövüşü sırasında karşılaştığı kişiler… Bir de muhtemelen hayal ürünü olan karakterler de vardır. Otele gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının unuttuğu havluyu almak için gelen iki kişiyle, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının sevgilisi, Zebercet’in zihninde var olduğunu farz ettiği kişilerdir. Ortalıkçı kadını öldürmesine tanık olan kediyi ve gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının unuttuğu havluyu da karakterler arasında belirtebiliriz.

 “Anayurt Oteli”nde değerler sınıflaması daha çok kavramlar düzleminde kurulmuştur. Kavram düzlemindeki karşı değerler (ezilmişlik, itilmişlik, güvensizlik, kimliksizlik, ötekileşme, aşağılanma ,yabancılık, edilgenlik, boyun eğme, yalnızlık, saçmalık, yurtsuzluk), ülkü değerlere (sevilmek ihtiyacı, paylaşım, sevgi, değer verilme, kabul görme, şefkat, tek yanlı olmayan cinsel birliktelik, kendilik)    dönüştürülemediğinden Zebercet’in yaşamı bir çıkmaza doğru sürüklenir. Zebercet’in kişilik yapısını, tipolojisini kavram dizgesinden yararlanarak açımlayabiliriz. Kavramsal görünümler, bilinçdışına ait unsurları yansıttığından Zebercet’in ruh iklimi, bu unsurlar üzerinde yoğunlaşarak anlaşılmaktadır ancak. Romandaki kabul görme/aşağılanma, paylaşım/güvensizlik, kendilik/ötekileşme, sevişme/tek yanlı olan cinsel birliktelik gibi karşıtlıklar eytişiminin çokluğu da trajediyi farklı boyutlara taşımaktadır.     


[1] Yüksel,  Turan, “Yusuf Atılgan’ın Özgeçmiş Belgeseli”, Yusuf Atılgan’a Armağan, s.47. 

[2] İleri, Selim, “Bir Roman-Bir Eleştirmen”, Yeni Ortam, 10 Ocak 1974; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.195–199; Karacanlar, Yusuf Kenan, “Bir Roman: Yusuf Atılgan”, Yeni Ufuklar, S. 245, Şubat 1974; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.200–205; Gültekin, Mücahit,“İnsana Karşı Çıkış ve Anayurt Oteli”, Yansıma, S. 29, Mayıs 1974; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.206–209; Cömert, Bedrettin, “Yazık Oldu Zebercet Efendiye”, Yansıma, S. 35, Kasım 1974; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.220–227.

[3] Mutluay, Rauf, “Bir Roman Başarısı”, Cumhuriyet, 20 Aralık 1973; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.191– 194, Prof. Dr., Güleç, Cengiz, “Anayurt Oteli: Zebercet’in Dünyası”, Varlık, Şubat 1992; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.364-369.   

[4] Camus, Albert,  “Yabancı”, (Çev.:Vedat Günyol), Can Yay., İst. 2003, s.108.

[5] Durbaş, Refik,  “Aylaklık En Zor İş Ona Göre”, Cumhuriyet Dergi, S.:102, 7 Şubat 1988; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.71–72.

[6] Yüksel, Turan, “Yusuf Atılgan’ın Özgeçmiş Belgeseli”, Yusuf Atılgan’a Armağan, s.47

[7] a.g.m., s.11.

[8] Balabanlılar, Mürşit, “Anayurt Oteli’nin Yazarı Yusuf Atılgan’ın Yöneldiği Üç Tema: Hapis, İntihar ve İşkence”, Cumhuriyet, 11 Aralık 1987; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.67.

[9]  Durbaş, Refik, “Aylaklık En Zor İş Ona Göre”, Cumhuriyet Dergi, S. 102, 7 Şubat1988; Yusuf Atılgan’a Armağan, s.73

[10] Fordham, Frieda.,  Jung Psikolojisinin Ana Hatları, (Çev: Aslan Yalçıner), Say Yay., 5. baskı, İst. 2001, s.35.

[11] Yüksel,  Turan, “Yusuf Atılgan’ın Özgeçmiş Belgeseli”, Yusuf Atılgan’a Armağan, s.116–117. 

[12] Balabanlılar, Mürşit,  “Yazarlığım İnsanlığımdan Sonra Gelir”, Yayın Dünyasında Çerçeve, S. 51, Aralık 1989; Yusuf Atılgan’a Armağan,  s.403–405.

[13] Kolcu, Ali İhsan.,  Yusuf Atılgan’ın Roman Dünyası,  Toroslu Kitaplığı, İst. 2003, s. 151.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz