Galip Çağ | “Akademisyenlik” Üzerine-l

Galip Çağ | “Akademisyenlik” Üzerine-l

Galip Çağ “Akademisyenlik Üzerine-l” adlı incelemesiyle Edebiyat Daima’da.

Galip Çağ | “Akademisyenlik” Üzerine – l

Talibi Kurtarmak ya da Zeytinlikte Nü Bir Heykel

Akademi kelimesinin zihninizde hemen canlanan yüksekokul ya da bilimsel bir kurul manasının ötesinde köken olarak (Yunanca) Atina yakınlarındaki bir zeytinliğe (Akademia) izafe edildiğini ve bu zeytinliğin Platon’un ders verdiği yer olması hasebiyle (M.Ö. 4. yüzyıl) bilinen ilk akademi olarak kabul edildiğini kaç kişi bilir. Bir zeytinlik. Ancak daha ilginci bu kelimenin çıplak modelden çalışılmış, yapılmış insan resmi manasına da gelmesidir[1]. Zeytinlik ve çıplak insan resmi kavramları bile ilk etapta akademiye dair tüm bilinenleri ters düz etmeye yeter iken dikkat çeken bir başka nokta her iki kavramın da zihinde oluşturduğu özgürlük hissi galiba.

Bu çalışmanın başlığında dikkat çeken nokta daha en başından “akademiklik” sınıflandırma ya da kavramsallaştırma iddiasını terk ederek birçokları için bu cümleden itibaren ciddiyet ve kullanılabilirlik vasfını yitirmesidir. Neyse ki bu satırların sahibi için böyle bir kaygı ya da beklenti bulunmamakta. Zira yine bu satırların sahibi için asıl motivasyon kaynağı ve hedef kitle; henüz akademiklik denen modernitenin en fazla katılaştırdığı ve dejenere ettiği özgürlük alanına hapis olmamış talipler, talebeler ya da en hafifinden adaylardır. Bundan hareketle bu üç kavram çalışma boyunca birbiri yerine kullanılabilecektir, hazır olun.

Eğitim anlayışının bir kariyer hazırlığı ötesine geçmediği zaman ve mekânlarda, kitaba uzak kalan nesillerin alabildiğince kendilerinden uzaklaşması ile yazamadıkları, yazmakta aciz kaldıkları öykülerinin, yükseköğrenim denen safhada zannedildiği kadar yüksekte olamamaları ile yeknesak bir zaman tüketimine dönüşmesi, bugün kendilik bilincini kaybetmiş bir çağ insanı yığını oluşturdu. Bu uzun cümle, iddianın aksine akademik bir analizin parçacığı gibi dursa da gaye asla bu değildir. İnsan, gelecek, kendilik bilinci, kitaplar ve yükseköğrenim sarmalının bir cümleye sıkıştırılma çabası ancak bu kadar sade bir inşaya izin verdi. Bu noktada beklenen çıkmaza girmeden temel sorunsalı ortaya koyup ilerlemekte fayda vardır:

Akademisyen olmak istiyorum” diyen talip neyi kastediyordur ve aslında ne olmalıdır veya olabilecek midir?

*          *          *

On yedi, on sekiz yaşlarında yükseköğrenimine, en iyi ihtimalle hazırlığına bir kaç yıl önce başladığı bir sınavla geçen – eskiden seçmek ve yerleşmek ifadesi kullanılırdı, bkz. ÜSS, ÖSS, ÖYS – bir üniversite öğrencisi için akademisyenlik, çoğunlukla daha önceki öğrenim hayatında karşılaşmadığı tarzda bir öğretici kadrosu ile görece daha özgür bir ortamda yaşadığı tecrübeler sonucu oluşan bir özenme -dikkat ediniz özenti değil- sonucu beliren emel, hayal, olmak gayesi ya da hülyasıdır. Lisede olmadığı şekli ile öğrenciye yakın, belirli sınırları kalkmış, onun daha önce duymadığı şeyler söyleyen, anlatan, dersten istediğinde çıkan hatta belki dersi derste yapmayan bir “hoca tipi”, özgürlük arzusu bu yaşlarda zirve yapan öğrenci için engellenemez bir hedef hissine dönüşür. Bu evrede kendine tekrarladığı en sık cümle “ben de böyle olmak istiyorum”dur. Ve yine bu evrede yapması gerekenin sadece belirlediği tipin -burada kasıt hocanın şahsı değil tavrıdır- şekline bürünmek çabası olduğunu düşünür. Şüphesiz bu, akademisyenlik denen “mesleğin” modern zaman tanımlaması için yeterli bir eylemsel çabadır ve birçoklarına göre de yeterlidir.

Zaman en çok insanı değiştirir, dönüştürür ve geliştirir. Çünkü insan zamanla öğrenir, öğrendikçe değişir ve sonra dönüşür. Bu süreçte sorduğunuz soruda problem yoktur kaldı ki tek istediğiniz şey “nasıl akademisyen olunduğunu” bilmektir. Ancak soruyu sorduğunuz muhatabın doğru seçilmemesi ya da cevap beklemeden yanlış bir “tipi” cevap olarak kabul etmesi, varlığınıza ihanet edeceğiniz ve asla sonunu getiremeyeceğiniz bir hikâyeyi kendi hikâyeniz yapmanızla sonuçlanacak bir süreci başlatabilecektir.

Türkiye’de basitçe akademisyen olmak şartlarını, yükseköğrenimini ismi gibi yüksek bir ortalama ile bitirmek, ALES sınavından yüksek bir puan almak, Yabancı Dil Sınavlarının en az birinden belirli bir puan almak, şanslı ise istediği, bildiği, araştırıp karar verdiği bir anabilimdalında yüksek lisans programına yerleşmek ve en sonunda da bir üniversitenin önce YÖK sonra da kendi belirlediği bazı kriterlere uygun olarak ilan ettiği kadrolara, uygun görülürse, yerleşmek şeklinde özetlemek mümkündür.   Bu aşamaları arttırmak mümkün iken herhangi birini devre dışı bırakarak ilerlemek mümkün değildir, tabi ki akademisyenliğin bu olduğu kabulünde ısrar ettiğiniz takdirde.

Peki, yine felsefi bir cümle ile bu akademik olmayan bilgi yığınını dağıtırsak, insanın hele ki yükseköğrenim düzeyinde zihinsel bir yeterliliğe ulaşmış bir bireyin, talibin, tüm hikâyesinin bu süreçten ibaret olduğunu düşünmek, insanın varlığının ya da varoluş gayesinin dünya için zor lakin yaratılış gibi bir mucize için fazlaca basit kaldığını açıkça ortaya koymaz mı?

Kim sadece, yıllarca süren teorik ve/veya pratik öğreniminin yaratılışının tüm gayesinin ortaya koyan bir eylem olarak kabul eder de kendini tanımak ve geliştirmek gibi bir iddiayı bu şekilde bitirir?

Varoluşun Peşinde Mektebi/Akademiyi/ Üniversiteyi Tanımak

Nurettin Topçu; mektep, gence bilgiler yükleyici bir fikir antreposu değil, aklın yetkilerini, ayrı ayrı işletmeyi öğretici bir maharet kazandırma ve olgunlaştırma atelyesidir[2] derken aslında yazının banisinin bunca cümle ile anlatamadığını basit ama yüklü şekilde ifade eder. Bilinenin olmasa da çoğu zaman kabullenilenin aksine üniversite/akademi bir kariyer basamağı olarak modern akademisyenlik mesleğinin safhalarından biri olmanın çok ötesinde bir olgunlaşma sürecidir. Talibin kendini tanıması iddiasının en mühim şartı olan özgürleşmenin başladığı noktadır. Ve yine zannedilenin aksine bu özgürleşmenin yüksek ortalamalar ile sonuçlanan bilgi yüklemeleri ile gerçekleşmesi kabili mümkün değildir. Bunu çok da uzak olmayan bir geçmişte kaleme alınan ve açıklayana dayalı öğrenime dair bir karşı duruş ortaya koyan eserinde Jacques Ranciere şöyle ifade eder: Açıklayana dayalı sistemin mantığını yıkmak lazım. Anlama konusundaki kapasitesizliği tedavi etmek için açıklamaya ihtiyaç yoktur. Aksine açıklayana dayalı dünya tasavvurunu yapılandıran kurmaca, işte bu kapasitesizliktir. Anlamayanın açıklayana değil, açıklayanın anlamayana ihtiyacı vardır; anlayamayanı bu vasfı ile kuran, var eden o açıklayandır. Birine herşeyi açıklamak, herşeyden önce, ona kendi başına anlayamadığını göstermek demektir[3]. Ya da başka bir ifade ile biri gibi olmak, açıklayana bağlı kalıp ona benzemek ya da ona uygun gelişmek, istediği gibi olmak düzeni, yıkılması ve değiştirilmesi gereken bir anlayış iken günümüzde akademisyenlik isteminin karşılığı haline gelebilmekte.

Yine Topçu’nun ifadesi ile; üniversite, bir milletin kültür merkezi ve millet kültürünün kaynağıdır. Üniversite bir medeni cemiyetin beyni demektir[4]. Yani yukarıda ifade edilen tüm o teknik safhalarının her hangi bir evresinde kültüre dairler konumlandırılmadığı takdirde ortaya çıkacak olan tablo, kişiyi medeni bir cemiyetin beyni olmaktan öte bilinçsizce hareket eden bir refleksi haline getirir ki, herkesin malumudur, vücutta ki istemsiz hareketler çoğu zaman bir arıza olarak kabul edilir.

Üniversite talibin kendini tanıma iddiasının kendi içindeki çatışma sonunda verdiği kararla bir yöne doğru evirildiği dönemdir. Bu karar onu hayatı anlamaya ve dolayısıyla hürriyetine yöneltir ve artık çok daha ıstıraplı bir süreçte okumak ve yazmak iştiyakının esiri olarak giderek daha iyi gören ama artık sınırların dışında bir talibe dönüşür. Sormaya, değiştirmeye ve hayata katmaya başlar. Özgürlük aslen budur zira hürriyet yaratıcılıktır[5].

Çoğu genç, bir mekân ve zaman dilimi olarak üniversiteye, kendine doğal olarak vaat edilen ve ruhen hazırlatıldığı özgürlüğe kavuşmak için geldiğinden, ilk zamanlar bu özgürlüğü kullanmak konusunda hataya düşer. Özgürlük onun için zamanı istediği gibi kullanmaktır. İstediğini istediği zaman yapmak ve o zamanın kendine ait olduğunu kendine inandırmak. Sonrasında yeni alışkanlıklar kazanarak belirlenen ders saatlerine göre düzenlediği öğrenim hayatını formal akademisyenlik yolunda bir süreç kabul etmek. Şüphesiz düzen ve program bu dönem için gerekli bir durum olsa da alışkanlık haline gelmiş bir zaman yönetimi özgürlüğün önündeki bir engel olmaktan öteye geçmez. Hâlbuki İnsanlar, ancak alışkanlıklarına gem vurabilecekleri nisbette, hürriyete hak kazanırlar der Edmund Burke.

Akademi sizi değiştirmedikçe bu veçhesi ile ve değiştikçe özgürleşecek bir bilgiye sahip olmadıkça, bağlılıktan kurtulmaktansa bir programa, hocaya hatta ekole bağlanmaktan başka çare bulamıyorsa talip, olmak istediğini olabilecektir elbette ama olması gerekeni olması bir hayalden ve dahi kandırmacadan öteye geçemeyecektir.

Bu kısımda son olarak ifade edilmesi gereken şey ise akademisyenliğin seçkin ya da ayrıcalıklı statü olarak görülmesi hatasına düşülmemesi gereğidir. Talip akademisyenliği bir ayrıcalık olarak gördüğü anda özgürlüğünden vazgeçmiştir. Zira Denis Diderot’un ifadesi ile her ayrıcalık, özgürlüğe bir saldırıdır. Akademisyen hem kendi hem de yetiştirdiği bireyler için ayrıcalıklardan kurtulma ve moderniteye karşı bir özgürlükçü karşı duruşu ifade etmelidir. Biçimci kaygılar ya da maddi konumlandırmalarla elde edilecek bir akademik duruş talibin hayalini kurduğu akademisyenlik uğraşısının karşılığı olamaz. Hiç olmayı göze almadan hep olma derdine düşen, hepten hiç olur ki bu önce zamanına sonra da kendi öyküsüne ihanet olacaktır.


[1] https://www.google.com.tr/?gws_rd=ssl#q=akademi+ne+demek [e.t. 22.05.2017]

[2] Nurettin Topçu, Ahlak Nizamı, Dergah Yay., İstanbul, 2008, s. 54.

[3] Jacques Ranciere, Cahil Hoca Zihinsel Özgürleşme Üzerine Beş Ders, Çev. Savaş Kılıç, Metis Yay., İstanbul, 2013, s. 14.

[4] Topçu, Ahlak Nizamı, s. 59.

[5] Topçu, Ahlak Nizamı, s. 280.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz