Bîjen Necdî | Toprağa Emanet

Bîjen Necdî | Toprağa Emanet

Arzu Tanrıverdi, Bîjen Necdî’nin “Toprağa Emanet” adlı öyküsünü Farsçadan Türkçeye çevirdi

Bîjen Necdî | Toprağa Emanet

Farsçadan Çev. Arzu Tanrıverdi

Tâhir duştaki şarkısını bitirip suyun sesine kulak verdi. Zayıf kollarının sallanan derisinden hızlı damlalar halinde yere düşen suya baktı.  Saçlarından sabun kokusu akıyordu.  Buharlı hava yaşlı adamın başının etrafında dolanıyordu.  Su, Tâhir’ i kucaklamıştı. Havluyu omuzlarına attığı zaman teninin yaşlılığının birazının,  o uzun ve kırmızı havluya yapıştığını, ayaklarındaki varisin artık ağrımadığını hissetti.  Yüzünü havluya gömdü ve banyo kapısının kenarında üşüyünceye dek bekledi.  Odadaki aynaya gitti, baktı, evet gerçekten yaşlanmıştı.

Aynada, kahvaltı sofrasının bir ucu, Meliha’nın yarı yüzünün yanındaydı. Semaver gürültüyle odada ve sessizce aynada kaynıyordu. Bunlarla, Tâhir ve aynadaki görüntüsü, her ikisi de ısınıyorlardı.

Meliha:

─ Bak pencere açık kalmasın,  üşütürsün ha!

Cuma, pencerenin arkasındaydı.  Kışın bütün cumalarına aynı inanılmaz benzerliğiyle. Kuşların karalığının altındaki elektrik tellerinden biri şişmişti. Odanın perdesi dikelmişti ve odun sobası serçe sesiyle yanıyordu.

Tâhir sofranın kenarına oturup radyoyu açtı (sıfırın altında on bir dereceyle ülkenin en soğuk noktası) çay bardağını eline aldı.  Meliha yüzünü pencereye doğru çevirdi ve:

─ Dinle, sanki dışarıdan bir ses geliyor?

Odalarının, köyün taş döşemeli tek sokağına bakan bir balkonu vardı. Trenin sesi haftada iki kez oradan yükselir, pencereden geçer ve çatının alçıdan yapılmış süslerinin kırık parçası üzerinde sona ererdi.  Tâhir’ in eski gazeteleri okumaya keyfi olmadığı ve eski kâğıt kokusunun içini baydığı günler, Meliha’nın canı takma dişlerinin arasından Gamar’in unutulmuş şarkısını söylemeyi istemezdi, onlar hiçbir zaman görülmeyen trenin sesini dinlemeye balkona giderlerdi.

─ Sana diyorum Tâhir, baksana dışarıda neler oluyor?

Tâhir bardağı sofraya bıraktı, ıslak ekmek ve peynirle dolu ağzıyla balkona gitti. Bir grup sokağın sonuna doğru koşuyorlardı.

Meliha:

─ Ne olmuş?

Şöyle böyle nereden baksan altmış yaşındaydı. Zayıftı. Dudaklarında ağlamanın eğriliği vardı. Artık yüzünün son tüyünü alışını hatırlayamıyordu.

Tâhir:

─ Bilmiyorum.

Meliha:

─ Yine bir ceset olmasın?.. dedi. Kesin yine bir ceset buldular.  Hatta eğer Meliha (yine bir ceset) demeseydi onlar yaza yapışık bir günü akıllarına getirerek kahvaltı yaparlar ve bir isim seçmek için birbirleriyle didişirlerdi. Güneşin Horasan sınırından geçtiği, Kâbus Kümbeti’ nin üzerinde biraz durup, oradan süt rengi sabahı Meliha’ nın çamaşır ipine yaymak için köye geldiği bir gün…

Tâhir pazar güneşiyle dolu yatağında her günün bildik müziği olan Meliha’ nın ayak sesiyle uyandı. Tahta kapının Meliha’ nın elleriyle açılmasına az kalmıştı ki, açılıverdi. Meliha ekmeği sofraya koymadan önce:

─ Kalk Tâhir, kalk.

Tâhir:

─ Ne oldu?

Meliha:

─ Fırında, köprü altına bir ceset düşmüş diyorlar.

Tâhir:  

─ Bir ney?

Meliha:

─ Bir ölü… Herkes ölüyü izlemeye gidiyor, kalk artık.

Köprüye doğru yürüyerek gittiler. Bir grup köprünün üzerinden aşağı bakıyordu. Halkın gürültüsü, sayılarından azdı. Dut döken rüzgâr, dut ağaçlarına doğru gidiyordu. Birkaç delikanlı köprü ağzına oturmuştu ve ayakları su sesine doğru sarkıktı. Jandarmalar bir jipin etrafında toplanmışlardı. Meliha ve Tâhir yetişene kadar onlar cesedi jipe yerleştirip gittiler.

Meliha genç bir kıza sordu:

─ Kimdi annem?

Kız:

─ Anlamadım.

Meliha:

─ Genç miydi?

Kız:

─ Anlamadım.

Meliha:

─ Göremedin mi?

Genç kız, Meliha’ dan uzaklaştı. Köprünün korkuluğuna yaslanmış olan adam:

─ Ben gördüm, şişmişti, kararmıştı, bir çocuktu anne, küçücüktü.

Tâhir, Meliha’ nın kolunu tuttu. Köprü, o adam, dere dönüp Meliha’ nın gözlerinden gittiler. Jipte sadece köye doğru giden bir avuç toprak gözüküyordu.

─ O adam bana anne dedi, duydun mu Tâhir? Bana dedi…

Güneş aşağı inmişti, küçük bir üçgen Tâhir’ in gömleğinin arkasında ter ıslağıydı. Meliha:

─ Şimdi o çocuğu nereye götürüyorlar? Öldürülmüş mü? Belki de su ile oynamaya gitmişti ki birden…

Dut döken rüzgâr, dut ağacı bulamadan dönmüş, Meliha’ nın göğsünün üzerindeki çarşafı kımıldatıyordu.

Meliha:

─ Kaç yaşında olduğunu anlamadım! Elimi tut Tâhir.

Tâhir:

─ Bir dakika oturalım ister misin?

─ Keşke ağaçlardan biri Tâhir’ in oğlu olsaydı. ( Meliha düşünüyordu.)

─ Nereye götürdüklerini birisinden sor?

Tâhir:

─ Kesin jandarma karakolu, sağlık ocağı…

─ Keşke onu görebilseydim. ( Meliha demişti.)

Tâhir:

─ Neyi görseydin? Bir çocuk işte.

Meliha:

─ Ben de onu diyorum işte.

Tâhir:

─ Yardımcının yanına gidelim ister misin?

Sağlık ocağının kapı kanatları açıktı. Birkaç uzun çam topluluğu, binanın merdiven boşluğuna kadar sıralanmış ve öylesine kurumuşlardı ki yaz etraflarında gözükmüyordu. Yardımcı doktor, Tâhir’ e elini uzattı ve Meliha’ya sordu:

─ İlaçlarınızı düzenli alıyor musunuz?

Meliha:

─ Evet, dedi.

Doktor Tâhir’ e:

─ Geceleri iyi uyuyor mu?

Meliha:

─ Doktor,  bir çocuk bulmuşlar, siz duydunuz mu?

Doktor:

─ Evet.

Meliha: 

─ Şimdi nerede?

Doktor: 

─ Ambara koydular.

Meliha:

─ Ambar? Bir çocuğu? Ambara?

Doktor:

─ Biliyorsunuz bizim burada soğuk hava depomuz yok.

Meliha:

─ Sonra ne yapacaklar?

Doktor:

─ Yarına kadar burada tutacaklar, eğer kimse onu almaya gelmezse, gömecekler.

Meliha:

─ Eğer gelmezlerse, eğer kimse aramaya gelmezse, bize verebilir misiniz?!

Doktor:

─ Ne yapayım?

Tâhir:

─ Çocuğu bize mi versinler? Verseler ne olacak Meliha?

Meliha

─ Gömeriz, kendimiz gömeriz. Sonra belki de onu sevebiliriz, dedi.

Hatta şimdi bile, sanki, sanki onu seviyorum…

Meliha çarşafının içine gömüldü. Köprüden Sağlık Ocağı’na kadar Meliha ile gelen ağlama, Meliha’ nın çarşafının altında kaynaştı ve yaşlı kadının zayıf omuzlarının üzerindeki çarşafı titredi.  Meliha’ nın çarşafının bir avuçluk kısmı burnundan akan suyla doldu.

Tâhir bir bardağı suyla doldurdu. Doktor Meliha’ yı tahta bir sıranın üzerine yatırdı. İnce bir iğne Meliha’ nın elinin derisinin altına geçti. İki damla kanla biraz pamuk sıranın yanındaki küçük kovanın içine düştü. O gün akşama kadar, tren sesi gelmedikten sonrasına kadar, Meliha gözlerini açmadı,  hatta tek bir kelime konuşmadı.

Cumaydı. Odanın perdesi dikelmişti ve soba serçe sesiyle yanıyordu. Beyaz kış, pencerenin öbür tarafında, beyaz soğukluğunu yola koymuştu.

Meliha:

─ Bu kadar isim, sonunda hiçbir şey, dedi.

Tâhir:

─ Sonunda bir isim buluruz, dedi.

Meliha:

─ Eğer hemen o gün bulamadıysak, şimdi hiç bulamayız, hangi gündü? Tâhir?

Tâhir:

─ Köprünün başına gittiğimiz gün mü?

Meliha:

─ Hayır, sağlık ocağına gittiğimiz diğer gün.

Pazar gününün ertesine kadar kimse cesedi aramaya gelmedi. Pazartesi,  beyaz bir parçaya sarılı cesedi, sepetle Sağlık Ocağı’ ndan mezarlığa gönderdiler. Sağlık Ocağı’ nın avlusunun dışında Meliha ve Tâhir siyah giyinmeden, ne güneşli ne de yağmurlu olan havada,  sepeti götüren, bazen elden ele geçiren, bazen yere koyan, bazen bir ağaç kesiğinin üzerine koyan adamdan biraz daha yavaş yola koyuldular. Köyün küçük meydanını dönüp var olan tek sokağına girdiler. Kahvehanenin önünde,  adam sepeti ağaca hiçbir benzerliği olmayan, bir ağaç boyunda yer üzerinde bitmiş elektrik direğinin altına koydu. Kahveci sürahiyle su döktü,  adam ellerini yıkadı ve hemen orada ayakta bir tas sıcak süt içti. Meliha yüzünü çevirdi ve göğsünün derisinden bir şeyin gömleğine sızdığını hissederek, sepetin yanından geçti. Tâhir adımlarını yavaşlattı. Onlar, hatta evlerine birkaç adım kalana dek adam gelip öne geçsin ve o sessiz cenaze taşıma hürmeti bozulmasın diye çok beklediler.  Hatta durup kendi evlerinin balkonuna baktılar. Penceresi tren sesi için hâlâ açıktı ve onda genç bir Meliha, eğilmiş saksıya su döküyordu. Başını kaldırdığı zaman, yaşlı bir Meliha, boş saksıları birbirinin üzerine koyuyordu. Meliha sıkı eti ve dökülmüş siyah saçlarıyla, perdeyi kenara çekiyordu. Meliha küçük suratı ve kınalı saçlarıyla, yağmurun arkasında yürüyordu. Yağmur biraz serpiştirdi ve adam sepetle mezarlığa girdi. Tâhir ve karısı ölü yıkama yerinden birkaç adım uzakta, mezar taşlarının arasındaki çimenlerin üzerinde yürüdüler. Gömme merasimi,  gri,  tozlu, o kadar uzadı ki sonunda çaresiz kalıp ıslak çimenin üzerine oturdular.  Mezarcılar gittiğinde, yine de kürek sesleri duyuluyordu.

Tâhir:

─ Kalk gidelim, gidelim.

Meliha:

─ Yardım et kalkayım.

Birbirlerine yapıştılar. Kimse hangisinin bir diğerine yardım ettiğini anlayamazdı. Kalkabildikleri zaman Meliha:

─ O artık bizim oldu, değil mi? Artık bizim ölmüş bir çocuğumuz var.

Etrafları taş ve isim ve doğum tarihi doluydu.

Meliha:

─ Ona mezar taşı yapmalarını söylemeliyiz, dedi.

Tâhir:

─ Tamam, dedi.

Meliha:

─ Ona isim koymalıyız, dedi.

Tâhir:

─ …

Meliha:

─ …

Cumaydı. Odun sobası serçe sesiyle yanıyordu. Balkonda sokağın sonundan dönen halkın gürültüsü kulağa geliyordu. O kadar gürültü yapıyorlardı ki Tâhir ve Meliha trenin geliş veya uzaklaşma sesini duyamadılar.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz