Gönül Yonar | Kayıp Aydınlanma’ya Uyanmak

Gönül Yonar | Kayıp Aydınlanma’ya Uyanmak

Gönül Yonar “Kayıp Aydınlanma’ya Uyanmak” adlı yazısıyla Edebiyat Daima’da.

Gönül Yonar | Kayıp Aydınlanma’ya Uyanmak

Kayıp Aydınlanma’yı mutlaka, didik didik, sorgulayarak, durup sorular sorarak okumak gerekir. Okuyucunun elinde bir kitap 3-5 gün hadi bilemediniz 10 gün sürünsün. Bu kitap için bunu söylemek zor. Belki de masada, yatak başında, cam kenarında, mutfak tezgâhında sizinle dolanıp durması gereken bir eserden bahsediyorum.

Kayıp sözcüğü çok anlam içerir. Görünmez olan, erişilemeyen, kay-ıp giden, muhafaza edilemeyen… Kayıplara karışmak, kayba uğramak, kaybolmuş nesil, kayıp eşya, kayıp vermek… Sözcüğe her ne anlam yüklerseniz yükleyin dip noktada duran anlam hep bir yitiktir. Yitiği olmak ise bir travmayla ilgilidir her zaman.

Biz Doğu’nun çocuklarının bir travması varsa eğer bu yitiğimiz yüzündendir. Bir yitiğimiz var ve asırlardır bu travmamızı boynumuza asılı bir muska gibi taşıyoruz. Buğday tenimiz, mahzun bakışlarımız, sessiz ah çekmelerimiz, tarihten kopup gelmiş bir yırtık kaftanın yamasına gözlerimizi dikip orada kaybolmamız hep bu travmanın sonucudur.

Bu düşüncelere dalmama neden olan S. Frederick Starr’ın Lost Enlightenment: Central Asia’s Golden Age from the Arab Conquest to Tamerlane adıyla 2013’te yayımlanan kitabıdır. Kitap 2019’da Kronik tarafından Kayıp Aydınlanma adıyla Türkçeye kazabdırıldı.

Kitabı bitirdikten sonra bu yazıya neden kayıp vurgusuyla başlamam gerektiğini düşündüm. Birçok konuda olduğu gibi medeniyet kavramı konusunda da Batılı terminolojinin kuşattığı bir jargon üzerinden düşünüyoruz ve konuşuyoruz. Aydınlama dediğimizde hemen Batı aydınlanması geliyor aklımıza. Tıpkı mitoloji dediğimizde pagan Yunan mitolojisinin geldiği gibi. Hatta bununla yetinmeyip mitoloji tarihini Yunan’la başlatan hocalar var. Şok edici bir körlük bu. Ama bu körlük de yukarıda ifade ettiğim ‘kayıp’lara dâhil. Göz kaybı, nazar kaybı bakış kaybı… Değerli Hasan Akay hocamdan mülhem şaşı nazar! Şaşırmış bakış!

Net ve açık bir soru: Aydınlanma dediğimiz zaman gösterdiğimiz ilk adres neden Avrupa rönesansıdır? Bu bilgi yanlış değil. Evet, biz aydınlanma dediğimizde sadece Avrupa aydınlanmasını biliriz. Çünkü yüzyıllardır bize böyle öğretildi. Tarih kitapları hala aynı minval üzere yola devam ediyor. Tıpkı mitoloji dediğimizde pagan Yunan mitolojisini düşündüğümüz gibi demiştim yukarıda. Halkbilim çalışmalarında binlerce belgeye bilgiye ve yapılan araştırmaya rağmen biz hala mit, efsane, destan ayrımlarını, sınıflandırmalarını, kategorizasyonları ‘ilkel’, ‘primitif’, ‘gelişmemiş’, ‘akıldışı dönem’ ‘kutsallar dönemi’ gibi kavramlarla Batılı mantalite üzerinden yapıyoruz.

Aydınlanmada da bu böyle. Avrupa aydınlanması dediğimiz olgu, Avrupa modernleşmesinin erken dönemleri olarak sinyallerini 14. yüzyıl Floransa’sında veren sanat, resim, heykeltraş, mimari, edebiyat, çeviri, psikoloji, sosyoloji, müzik, din, politika, teknoloji ve diğer tüm sahalarda antik kökenlere dönüşümü içeren bir kavram. Yunan ve Roman’nın antik kökenlerine yönelmeye ek olarak bu alanlarda büyük bir yenilik, atılım ve kendini aşma potansiyelleri kullanılarak insana dair ne varsa yeniden tanımlanan bir dönem aydınlanma. Ticaret ve sömürgeciliği de eklerseniz Avrupa aydınlaması, bugün modernizmle ilişkili hangi konudan bahsedeceksek ona atıf yapmaksızın açıklayamayacağımız bir etki ile modern hayatın tohumlarını atan bir olgudur.

Asya Aydınlanması

Peki, biz kendi tarihsel kökenlerimize baktığımızda bir aydınlama devrinden, döneminden bahsedebilir miyiz? Böyle bir dönem var mı? (Bu soruyu üniversite dâhil, eğitim gören çocuklarımıza soralım, bakalım kaç öğrenci evet vardır cevabını verecek. Acaba kaç öğrenci, bizim o büyük kaybımızdan haberli olarak ‘Asya Aydınlanması’ gibi baba bir laf edebilecek? (Bu soru yukarıda vurguladığım travmamızın bir mahsulü olsa gerek.) Oysa aydınlanma dediğimizde Doğu’nun da bir aydınlama dönemi var. Orta Asya merkezli bir aydınlanma. Üstelik antik Grek kültürünü kalbine kadar çeken, bu kültürle Avrupa rönesansından asırlar önce tanışan bir aydınlanma. Siyasetin kültürle, bilimin dinle, savaş kültürünün ticaretle, teknolojinin coğrafyayla üst düzeyde ilişkili olduğu bir aydınlanma. Üstelik doğuda Çin’e, kuzeyde Sibirya’ya, güneyde Hindistan’a batıda İran’a dayanan ve içine İskender’in seferleriyle taşıyıp getirdiği Helen kültürünün Ay Hanım gibi polislerini de alan bir aydınlanma.

MS 800- 1200 yılları arasında Arap fetihlerinden Timur’a kadar geçen süreçte bu muazzam coğrafyada neler oldu? Tarihsel, kültürel, bilimsel, sosyal ve ekonomik değişim ve dönüşümlerin inanılmaz bir dinamizmle yaşandığı bu coğrafyada Frederick Starr, Türklerin temel motivasyon sağlayıcı olarak bölgenin kaderini asırlarca etkilediğinden bahseder. Bu değişimin merkez noktasında Türk başkentleri vardır. En başta Horasan. Ardından en önemli kültürel gelişmelerin olduğu Merv, Buhara, Semerkant, Taşkent, Belh, Kabil, Kaşgar…

Sadece başkentler ya da kültür merkezleriyle değil, kuzeyde Talas’a Taşkent’e; doğuda Kaşgar’a, Hoten’e, Hindistan’a; güneyde Lahor’a, Kandahar’a, Sistan’a; batıda Nişabur’a, Tus’a, Hive’ye, Buhara’ya kadar geniş bir hinterland içinde Türk kökenli bir motivasyonla yoğun kültürel alışverişin olduğu bir coğrafyadan bahsediyoruz.

Doğu Rönesansı’nın Kahramanları

Afili sözlerin, göğüs kabartıcı övünmelerin ayakları yere basan hakikatleri gizlediklerini biliyoruz. Doğu’nun rönesansına imza atan kahramanlara baktığımızda birkaç ortak özellik ortaya çıkıyor. Bunlardan birincisi ve neredeyse en önemlisi bu kahramanların, içinde bulundukları konforlu alanları terkederek bir arayışa çıkmaları. İlim peşinde koşan, ömrünü bilimsel çalışmalara, el yazmalarına, evraklara, parşömenlere adayan çok az insan bulunduğu şehirden çıkmamış. Kahir ekseriyeti, kendi rahat ortamlarını geride bırakarak, binlerce kilometrelik mesafeleri aylarca katetmişler. Bu nedenle oldukça hareketli bir ilmi çeşitlilik var. İranlı bir ilim adamını Taşkent’de görmek, Kabil’den Kandahar’a geçiş hikâyesini takip etmek mümkün. Böylece her bölgenin ilmi birikimi homojen bir şekilde bölgede dolaşabilmiş.

İkincisi özellik, ilimle uğraşan insanların mutlaka bir hamisi olmasıdır. İlim ehline hamilik yapan genellikle iktidarın başı ya da vezirler olmuş. Sarayın, ilim ehline hamiliği prestij ve güç kaynaklı iken, bu insanların maişet derdine düşmeksizin ya da coğrafyanın netameli yerlerinde yol alırken ellerindeki belge işlerini çok kolaylaştırmış. Ama en başta maişet probleminin olmaması ilim ehlinin doğrudan kendiişlerine yoğunlaşmasını sağlamış.

Bir başka özellik, ilmi ve bilimsel tartışmalarda hoca-talebe ilişkisi başta olmak üzere oluşan tartışma meclislerinde çok üst düzey tartışmaların yaşanması. Özellikle de kelam ilmine dair bugün bile sorulduğunda büyük tepki toplayan soruların o dönemlerde ilim meclislerinde tartşılıyor olması oldukça önemli. Bu meclisler genellikle özgür tartışma merkezleriydi. Fakat sonraları özellikle siyasal bölünmelerin arttığı dönemlerde, saray dalkavuklarının, ihbarcıların ve zındıklık suçlamasıyla insan avına çıkanların cirit attığı yerler oldu. Nassları farklı yorumlayanların, kelami tartışmalar yapanların kolaylıkla zındıklıkla suçlandığı ve en acımasız şekilde cezalandırıldığı dönemlerde ilmi hayatın gittikçe zayıfladığı da biliniyor.

Asya’nın geniş ve çetin coğrafyasında boy gösteren kahramanlara gelince; Ahmed el-Fergani yıldız ilmi ve gök cisimlerinin hareketlerine dair Arapça yazılan ilk eserle batıda Alfraganus adıyla tanınır. Bir başka isim ise Harezmi’dir. Harezmi cebiri sistemli hale getirdi ve isimlendirdi. Dünya üzerinde 2.402 adet yerin konumunu tespit etmiş ve algoritmaya adını vermiştir.

İbn-i Sina, filozof, ilahiyatçı hazerfan (her alanda eser vermiş ilim adamı)dır. Tam beş asır boyunca hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da klasik tıp metni olarak kabul görmüş el-Kanun Fit’Tıp (Tıbbın Kanunu) eserinin müellifi. Akıl-iman üzerine felsefi tartışmaların karmaşık doğrulamalarına dair kuvvetli tartışmaların merkezinde olan İbn-i Sina, Doğu rönesansının yıldızlarından biridir.  Doğu’nun muallim-i Sani’si olarak anılan Farabi büyük bir mantıkçı olarak her alanda çığır açıcı fikirlerin temellerini atmıştır. Biruni ise başlıbaşına bir dehadır. Harezmli bir hezarfen olan Biruni, astronomi, jeodezi, tarih ve sosyal bilimlerdeki çalışmaları ile antik çağ ile Avrupa rönesansı arasında en önemli düşünür olarak kabul edilir.

Buzcani ünlü matematikçi. Sinüs ve tanjant tablolarını geliştirdiği metodu sayesinde sekizinci basamak noktasında isabetli neticeler ortaya koymuştur. Sinüs teoremini küresel üçgenlere uygulayarak açık denizlerde yön bulabilme yöntemlerinin önünü açmıştır. İran efsane abidesi Firdevsi ise ‘‘Kralların keskin görüşlü kitabı’’ olarak anılan Şehname’siyle lirik destanda bir öncü olarak anılabilir. Laboratuvar merkezli deneyselci bilimin babası olarak anılan Ebu Musa Cabir bin Hayyan ise kimyanın devi olarak kabul edilmiştir. Listeye sadece şu isimleri eklemekle yetinelim. Ebu Nasr MansurDakiki, Sicistani, Beyhaki, Faruki, Feridüddin Attar, Nişaburi, Razi, Ömer Hayyam, Rabia Belhi Cürcani.

Hülasa edersek, Frederick Starr, Kayıp Aydınlanma’da, seyyah âlimlerin çetin coğrafyalarda sürdürdükleri ilmi gayretleriyle bir boydan bir boya değişim gösteren bir coğrafyanın varlığını haber veriyor. Fakat ne yazıkki bu kadar hareketli ve değişkenlere bağlı dinamiklere sahip bir coğrafyanın hiçbir zaman bitmeyen siyasal savaşları, dini mezhep çatışmaları, muhalifi yok etme alışkanlığı, sultanların sefahat ve lüks düşkünlüğü, kelle koltukta seyyah âlimleri hiçbir zaman rahat bırakmamış. Kitapta İbn-i Sina’nın, Biruni’nin Ömer Hayyam’ın iktidarlarla olan imtihanına da şahit oluyoruz. Anlaşılan bu seyyah âlimler, sonraki yüzyıllarda evrensel bilim mirasına yaptıkları katkılarla birer hazine değeri görürken, kendi dönemlerinde açlığın, sefaletin, kovuşturmanın, takibin, tehdidin kıskacında bir hayat ile tek yitikleri olan ilmin peşinden gitmekte direnmişler.

Buradan hareketle Asya rönesansının kahramanlarını yeniden hatırlamak, yitiği bulmak gayretiyle heyecana gelmek, durup düşünmek ve kendimize ait olan bu mirası genç nesillere anlatabilmek için yeniden bir daha yitiğin peşine düşmek şart. Farz olan şart bu. Gerisi laf-ü güzaf…

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayçaerdura ayça erdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur Birgül Yangın Aslanoğlu birgülyangınaslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar bulutun gözyaşı burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz denizkarakavalcı Deniz Kara Kavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emel koşar emelkoşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eray sarıçam eraysarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkuttokman erkut tokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem haticetarkandoğanay Hatice Tarkan Doğanay Hatice Yıldırım haticeyıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale laleşeydagülsoy lale şeyda gülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet Muhammet Erdevir muhammeterdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye Saniye Kısakürek saniyekısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur uğurkarabürk Uğur Karabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler çakıroğlu çağ çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz