Yunus Çinçin | Ferit Edgü’yle Bir Gemide

Yunus Çinçin | Ferit Edgü’yle Bir Gemide

Yunus Çinçin “Ferit Edgü’yle Bir Gemide” adlı yazısıyla Edebiyat Daima’da.

Yunus Çinçin | Ferit Edgü’yle Bir Gemide

Ferit Edgü’ nün 1979 Sait Faik Armağanı’nı alan “Bir Gemide” adlı öykü kitabında, yazarın özgün tarzını yansıtan sekiz öykü yer alıyor. Ferit Edgü, bu kitabında da alışılmışın sınırlarını zorlayarak, okurlarını şaşırtmaya devam ediyor.  “Bir Gemide” adlı kitapta, “Kaza, Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku, Bir Gemide, Kanca, Dönüş, Seksek, Olanak-Siz, Melek Cici” adlı sekiz öykü yer alıyor. Ferit Edgü , “Bir Gemide ” adlı kitabının arka kapağına, Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı eserinden bir cümlesini not düşmüş: Bir Gemide, “toplumsal ve bireysel felaketlerle dolu günler yaşıyoruz. ” Bu kitapta, yaşanılan felaket günleri, yazar tarafından edebi ve evrensel düzeyde dile getirilmiş.

“Kaza” adlı öykü, kitabın en ironik ve bizi, insanımızı anlatan öyküsü. Öykünün anlatıcısı Muhtar Güde; insanların toplumda yaşanan olumsuzlukları kanıksadıklarını, toplumu oluşturan bireylerin başkalarının yaşadıkları acı ve sorunlara duyarsız kaldıklarını, empati yeteneğinden yoksun olduklarını belirterek bu durumdan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Muhtar Güde,  insanların yaşadıkları olaylara toplumun duyarsızlaştığını belirterek kendisinin de kazazedelerinden biri olduğu, basında herhangi bir kaza gibi yer alışından şikâyet ettiği otuz sekiz kişinin ölümüyle sonuçlanan kazadan bahseder. Ferit Edgü’ nün “Kaza” adlı hikayesi, neredeyse her satırında gerçeküstü ve absürt ögeler barındırıyor. Ferit Edgü’nün ele alışıyla, olağan yaşantılar olağanüstüleşiyor. Yazar kurmacanın olanaklarını ustaca kullanıp olağanı olağanüstüleştirip kıvrak zekâsı ve farklı, özgün bakış açısıyla gözler önüne seriyor.

Muhtar Güde, ölen tanıdıklarının cenazelerine katılıp ölenin kendi olmamasından moral bulan, yaşamak için bu durumlarla motive olan biridir. Muhtar Güde, başkentte kişisel bir işini halletmek için, bir otobüs firmasının sabah sekiz otobüsünde yer ayırtır. Otobüse bindikten sonra, yolculuk sırasında başından geçenleri ve insanların yolculuk hallerine ilişkin izlenimlerini anlatır. Ferit Edgü’ nün öykülerinin çoğunda yer alan alışılmışın dışındaki olaylardan biri de bu hikâyede yaşanır. Muhtar Güde’nin bindiği otobüs, bir süre yol aldıktan sonra bir dinlenme tesisinde mola verir. Molanın ardından, yolcular otobüslerine binerler. Otobüs yola çıktıktan bir süre sonra, Muhtar Güde birden kendini bir yolcu uçağının içinde bulur. Otobüsle yolculuk yapan anlatıcı, bu duruma anlam veremez ve bir uçağın içinde yolculuk yaptığını düşünürken içinde bulunduğu otobüs uçurumdan aşağı düşer. Otobüs uçurumdan aşağı düşerken kaptan şoför otobüsün kapısını açar ve otobüsten atlar. Uçurumdan uçan otobüsteki yolculardan otuz sekizi ve şoför ölür. Kazadan sadece Muhtar Güde sağ kurtulur ve hastaneye kaldırılır. Kaza sonrası, kazayı araştırmak için Muhtar Güde’yi hastanede ziyaret eden savcı, uçak kazasından sağ kurtulan tek kişi olan Muhtar Güde’ye, otuz sekiz kişinin hayatını kaybettiği uçak kazasına ilişkin gazete haberini gösterip kaza hakkında bilgi almak ister. Muhtar Güde, kendisinin bir otobüsle yolculuk ettiğini ifade ederek yaşananlara bir anlam veremez. Kazazede Muhtar Güde’yi hastanede eşi de ziyaret eder. Muhtar Güde’nin eşi, kendisini uçak yolculuğu yapmaması konusunda uyardığını ve uçak yolculuklarının riskleri hakkında bilgilendirdiğini belirterek Muhtar Güde’yi azarlar. Muhtar Güde, eşini yanından kovar. Savcı, yanında bir yazmanla gelip Muhtar Güde’ye yaptığı uçak yolculuğu ve yaşanan kaza hakkında sorular sorar. Muhtar Güde, başkente gitmek için bindiği otobüsün yolculuk sırasında uçuruma uçtuğunu tekrarlar. Savcı, Muhtar Güde’nin hafızasını yitirdiğini düşünerek kendisini yeniden ziyaret edeceğini belirtip yazmanla kazazede Muhtar Güde’ nin odasından çıkar.

“Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku” adlı öykü, Ferit Edgü’nün tarzını belirgin şekilde yansıtan hikâyelerden biri. Edgü, bu öyküsünde, koku metaforunu kullanarak kent yaşamının, modernizmin, birey ve toplum yaşamında yarattığı yozlaşmayı konu edinip irdeliyor. Hikâyenin kahramanının kentte aldığı kokuyu kendisinden başka sadece bir kız çocuğunun alması da yetişkinler kent yaşamının yozluğu içerisinde yozlaşıp kokuşurken çocukların masumiyetlerini koruduklarını ve yaşanan yozlaşmadan rahatsız olduklarını anlatır okuyucuya.

Burnu çok iyi koku alan ve kokular konusunda hassas olan kahraman anlatıcı, bir sabah dayanılmaz derecede iğrenç bir kokuyla uyanır. Bu iğrenç koku dışında hiçbir şeyin kokusunu alamayan kahraman,  kokunun kaynağını araştırmaya başlar. Kahraman, yaşadığı şehirde kokunun kaynağını araştırırken şehirdeki yetişkinlerin bu iğrenç kokuyu almadan yaşadıklarını fark eder ve kendinden şüphe eder. Bu sırada kahraman, deniz kenarında oynamakta olan bir kız çocuğuna, şehri saran iğrenç kokuyu alıp almadığını sorar. Kız çocuğu sağ eliyle burnunu tıkayarak şehri saran iğrenç kokuyu aldığını ifade eder. Kahraman anlatıcı, şehri saran bu iğrenç kokuyu yazıp insanlara anlatmak için evine döner.

“Bir Gemide” adlı hikaye, kitaptaki metaforik hikayelerden bir diğeri. Kahramanın bir gemide yolculuk yapması ve gemide üç farklı mevkide ( birinci mevki, ikinci mevki, üçüncü mevki), farklı sınıflardan insanların olması, aynı ülkede yaşayan farklı sınıflardan insanları çağrıştırıyor. Günlük yaşamdaki, “Hepimiz aynı gemideyiz.” ifadesini de hatırlatıyor gemi metaforu. Yine, gemide bulunduğu süre içerisinde geminin kaptanını hiç görmemiş olan kahraman anlatıcı, geminin kaptanının kim olduğunu, geminin rotasının nasıl ve kim tarafından belirlendiğini sorguluyor.

Ferit Edgü’ nün her öyküsü okuru felsefi sorgulamalara ve farklı çağrışımlara yöneltiyor. Ama özellikle yazarın bu hikâyesinde, hikâyenin kahramanı, gemi metaforu üzerinden ülke yönetimi, ülkeyi yöneteneler, yönetilenler ile ilgili sorular sorup derin sorgulamalara girişiyor ve okur da kahraman anlatıcı ile birlikte bu sorgulamalara katılıp hikâyede sorgulanan konulara kafa yoruyor. Ferit Edgü’nün kitaba da ismini veren “Bir Gemide” öyküsü, bir gemide yolculuk eden ve yolculuk ettiği gemiye ne zaman bindiğini hatırlamayan kahraman anlatıcının geminin güvertesinde geçmişi sorgulayıp hatırlamaya çalışmasıyla başlıyor.

Farklı sınıflardan ve geminin farklı mevkilerinde seyahat eden insanların bir arada olduğu gemide, sıcaktan bunalan kahraman anlatıcımız, serinlemek için geminin güvertesine çıkar. Kahraman anlatıcı, içinde bulunduğu gemiye nasıl geldiğini ve geminin nereye gittiğini sorgularken güvertede genç biriyle karşılaşır. Gençle girdiği diyalogda; genç, geminin birinci mevkiinde yolculuk yaptığını, amacının kaptan köprüsüne çıkıp geminin yönetimini ele almak; gemiye yeni bir rota çizip gemiyi ılıman bir ülkenin limanına ulaştırmak; bütün yolcuları ve tayfaları bu limana çıkarıp ardından gemiyi batırmak olduğunu belirtir.

Öykünün ilerleyen satırlarında; kahraman anlatıcının yazar olduğunu, arada bazı metinler kaleme aldığını, amacının yolculuk ettiği gemideki insanları mutlak kurtuluşa erdirmek için gemiyi batırmak olduğunu öğreniriz.

Kahraman anlatıcının güvertedeki gençle sohbeti sırasında, genç yolcu ve kahraman anlatıcı kırmızı bir ışık görürler. Kahraman anlatıcı; gençken, kolları güçlüyken gemiden atlayıp kırmızı ışığa doğru yüzüp kurtulmak istediğini, bunu yapmadığını, artık istese de yapamayacağını ama gencin bunu yapabileceğini belirtir. Genç, bunun bireysel bir kurtuluş olacağını, amacının gemideki herkesi kurtarmak olduğunu belirterek “Öyle günler yaşayacağız ki bu geminin üstünde, yalnız gençler bilecek.” deyip kahraman anlatıcıya “iyi geceler” bile dilemeden aşağıya, makine dairesine iner ve öykü son bulur.

“Kanca” adlı öykü,” Gün” ve “Gece” başlıklı iki bölümden oluşuyor. Hikâyenin “Gün” başlıklı bölümünde, öykünün anlatıcısı delikanlının, temmuz ayında,  ablasının arkadaşının kızı Gün’le, deniz kıyısındaki evlerinin önünden tekneyle denize açılmaları ve sonrasında yaşadıkları anlatılıyor.

“Gün” başlıklı bölümde, tekneyle denize açılan delikanlı ve Gün’ün denizde zaman geçirdikten sonra, tekneyi Bozkayalar’ ın güneyindeki kumluk bir koya bırakmaları; kıyıda sohbet edip birlikte zaman geçirmeleri; sevişmeleri; Gün’ün bu sevişmelerden birinde bekâretini yitirmesi; delikanlının Gün’le sevişmeleri sonrasındaki duygu ve düşünceleri, yaşadığı mutluluk anlatılır. Delikanlı, Gün’le Bozkayalar’ ın güneyindeki kumluktan evine döner.

Öykünün “Gece” başlıklı bölümünde, eve dönen delikanlı ve Gün, delikanlının ablası ve Gün’ün annesiyle akşam yemeği yerler. Yemekte, Gün’ün annesi delikanlının dizine dizini değdirir, yemekten sonra da delikanlıyı tahrik edecek davranışlarda bulunur. Gün, yemekten sonra uyumak için odasına gider ve ağlar. Delikanlı da uyumak için odasına gider ama uyku tutmadığı için odasından çıkıp rıhtımdaki ablasının yanına gider. Ablası delikanlının Gün’e ne yaptığını sorar? Delikanlı Gün’le yaşadıklarını anlatmak ister ama anlatamaz. Daha sonra üşür ve ablasıyla birlikte rıhtımdan evlerine dönerler.

Öyküde anlatılanların, yaşlı bir adamın deniz kıyısındaki evde yağmurlu bir günde hatırlayıp anlattığı anılar olduğunu öğreniriz öykünün sonlarına doğru. Deniz kenarındaki evde, tek başına, geçmişi ve ne olduğunu bir türlü bulamadığı, hayatında eksik olan şeyi sorgular. Bahçedeki odunlarla ve kuru yapraklarla yaktığı ateşin geçtiğini görünce evin döşeme tahtalarından birkaçını sökerek ateşe atar. Ateş küllenince, yaşlı adam elini keyifle küllerin üzerinde gezdirir. Küllerin arasında, bir temmuz günü koca bir orkinosun gırtlağından çıkardığı, kurşunu ateşte erimiş bir kanca bulur.

“Dönüş” adlı öykü, Ferit Edgü’nün Kafkaesk özellikler gösteren bir öyküsü. Tıpkı, Franz Kafka’nın öykü ve romanlarında kahramanların yaşadıkları belirsizlikler, kahramanların iradelerinin dış koşullarca teslim alınması/alınmaya çalışılması ve anlamsız yasaklar gibi olaylarla gelişir “Dönüş” adlı öykü. Öykü, anlatımındaki sadelik ve öyküde anlatılan olayın basitliğine rağmen kurgusunun usta işi olmasıyla okuru çok anlamlılığa ve pek çok çağrışıma yöneltiyor. Öykü kahramanının yaşamında olmasını istemediği her şey kahramanın istek ve iradesi dışında gerçekleşiyor öyküde ve kahramanın iradesini etkisiz kılıyor.  Bu öykü,  kurulu düzene, aile kurumu dâhil tüm kurumlara, alışkanlıklara ve konforlu yaşamın yarattığı sıradanlığa yazarın başkaldırısı olarak düşünülebilir. Öyküye ilişkin bu yorumum öykünün bize düşündürdükleri ya da bize çağrıştırdıklarının sadece bir kısmı. Yazar bu öyküsüyle de okuruna zengin bir okuma olanağı ve öyküye ilişkin ifade ettiklerimden çok daha fazlasını sunuyor.

Baba evinin bulunduğu adaya, ölene dek yazmamak, bahçesinde çiçek yetiştirip denizde balık tutup yaşamak için gelen bir yazarın adada yaşadıklarını anlatıyor.  Kendisine bakması için arkadaşlarının buldukları; kendi halinde, sessiz bir kadınla yaşamaya başlayan yazarın arkadaşları, yazardan, birlikte yaşamaya başladığı kadından bir çocuk yapmasını isterler. Evliliğe ve çocuk sahibi olmaya niyetli olmayan yazar bunu kendisiyle yaşayan kadına en baştan belirtir ama kadın hamile kalır. Adadan ayrılmak isteyen yazar, adaya gelecek yolcu gemisi için bilet almak ister ama iskeledeki biletçi memur, yazarın adadan ayrılmasına izin vermez. Biletçi ile yazar arasında, adadan ayrılıp ayrılamayacağına ilişkin polemik yaşanır. Biletçi memur, yazarın adadan ayrılabilmesi için adanın mülki amirinden izin alması gerektiğini belirtir. Anlatıcı yazar, gerisin geri evine döner. Evine yaklaştığında evin penceresinden masa başında oturmuş daktiloda bir şeyler yazarken eşinin getirdiği kahveyi yudumlayan kendini görür.

“Seksek” adlı öykü, ayaklarında derman olmayan yaşlı birinin bir halk bahçesinde, ulusal parkta dinlenirken, genelde çevresiyle ve kendisiyle olan iletişimiyle, bazen de aklından geçenlerle şekilleniyor. Parka dinlenmek için gelen yaşlı, asosyal kahramanın parkta sarı saçlı küçük kız çocuğuyla olan iletişimi, parkta oturmuş düşünürken aklına gelen, bir askeri gemide kendilerine kokuşmuş et yedirilmeye çalışılan askerlerin isyanını anlatan sessiz film, zihninden geçen düşünceler kahramanın anlatımıyla dile getiriliyor. İletişime geçtiği kız çocuğunun kendisinden elindeki gazeteyi ısrarla istemesinden rahatsız olup parktan çıkmaya çalışan yaşlı adam, parkta yürürken içinde cehennem yazan, çocukların çizdiği bir daireye girer. Çocukların yaşlı adamı daireden çıkması için bağırarak uyarmalarından ve dairenin içindeki cehennem yazısından rahatsız olan yaşlı adam daireden çıkmaya, parktan çıkış yolunu bulmaya çalışır ama ayaklarında derman olmadığı için daireden çıkmakta zorlanır. Yaşlı adam çocukların oyun için çizdikleri daireden çıkmaya çalışırken yağan yağmurla ayaklarında güç bulup daireden çıkar.

Ferit Edgü’ nün bu öyküsünde de metaforik bir anlatım söz konusu. Yazar yaşlılık ve çocukluk, cehennem ve yağmur zıtlıkları üzerinden pek çok metafor yaratmış öyküsünde. Ferit Edgü’ nün öykülerindeki çağrışıma açık anlatım okuyucuya zengin bir okuma olanağı sağlayıp geniş bir anlam alanı yaratıyor. “Olanak-Siz” adlı öykünün anlatıcısı, öykülerinde kendinden söz etmekten sıkılıp yazmak için yeni konular arayan bir yazar. Öykü, bir yazarın kendini aşma ve kendini sorgulama çabasını yazarın gözünden anlatıyor.                               

Anlatıcı yazar, çeşitli konularda öyküler yazmaya girişir. Bazı konularda öykü yazma denemelerinin sonunda, hasır bir iskemle ile üzerine oturan sahibinin öyküsünü iskemlenin ve sahibinin gözünden ayrı ayrı anlatır. Olanak-Siz adlı öykü, öykü kahramanı anlatıcı yazarın niçin yazdığına dair sorulara verdiği cevaplarla biraz da Ferit Edgü’ nün yazma nedenlerini ortaya koyar. Genelde monologlar seklinde süren öykü, kimi zaman hikâyede kim olduğu belirtilmeyen bir kişi ile anlatıcı yazarın diyalogları şeklinde devam eder. Anlatıcı yazar diyalog halinde olduğu kişiye, kim için ve neden yazdığını anlatır:

Öyleyse niçin yazıyorsun?
Yazmak için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Kurtulmak için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Anlatmak için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Susmak için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Kusmak için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Mutlu günler için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Bilinmek için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Umutsuzluğu yenmek için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Güçlüğü yenmek için.
Öyleyse niçin yazıyorsun?
Çünkü
için-
yazıyorum. (s.99-100)

“Melek Cici” adlı öykü, öykünün yazara Kuzgun Acar tarafından bir film öyküsü olarak yazdırıldığını, filmler yandığı ve oyuncular kaçtığı için filmin ancak yarısının çekildiğini belirten yazarın notuyla başlıyor. Yazar, bu notta öyküsünü Kuzgun Acar’ın anısına yazdığını ifade ediyor. “Melek Cici” adlı öykü, Boğaz’ın Anadolu yakasındaki eski ve çökmekte olan bahçeli bir yalıda, kedilerle birlikte yaşayan bir balıkçı ve yaşlı bir kadının yaşantılarından bir kesit sunmakta. “Melek Cici ” adlı sinopsis-öyküde, eski yalının içinde gezinen Melek Cici’nin gözünden yalının eşya dolu alt katı ve kullanılmayan eşyalarla dolu olan, güvercinlerin de yuva yapıp yumurtladığı, kimi güvercin yuvalarında yavruların bulunduğu üst kat anlatılıyor. Melek Cici’nin yalnızlığı nesnelerin durumu aracılığıyla anlatılıyor öyküde. Zaman zaman bir “ses” ,”Ben Melek Cici’yi tanıyorum.” diyor ve yaşadığı deniz kenarındaki yalıda, nesneler aracılığıyla Melek cici ve yaşantısı anlatılıyor.

Ferit Edgü’ nün, birbirinden güzel, özgün ve keyifle okunan sekiz öyküsünün yer aldığı bu güzel kitabı okumanızı öneririm.

Ferit Edgü, Bir Gemide, Ada Yayınları, İstanbul, Ekim,1984

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz