Lale Şeyda Gülsoy | Ahenk Apartmanı

Lale Şeyda Gülsoy | Ahenk Apartmanı

Lale Şeyda Gülsoy “Ahenk Apartmanı” adlı öyküsüyle Edebiyat Daima’da

Lale Şeyda Gülsoy | Ahenk Apartmanı

-Çocukluğuma ve mavi düşlerime-

bir bitmeyecek şevk verirken beste
bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir
bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir…
Yahya Kemal

“Haydi çocuklar, oyun saati. Rüya adasına gidiyoruz hep birlikte” demişti ilkokul öğretmenim. En sevdiğim oyundu Türkçe derslerinde. Sonra tahtaya karışık harfler yazmıştı. H N K E A. “Adada bulmanız gereken sözcük bu”. “Gözlerinizi kapayın” dedi sonra. “Şu an, rüya adasında deniz kenarında yürüdüğünüzü hayal edin. Pırıl pırıl güneş. Ilık bir rüzgâr esiyor. Suların şırıltısını, ağaçların hışırtısını, kuşların cıvıltısını duyuyorsunuz. Birde, biri sesleniyor size orada. Kimin sesi bu?” Benimki dedemin sesiydi. Rüya adasında, ‘Ahenk’ sözcüğünü bulmama o yardım etmişti. Çocuklar kendi aralarında gülüştüler bunu söyleyince. “Dedenden mi duydun bu tuhaf şeyi yani?” dediler Dedemden! Dedem… Dedem, çok uzaklara gitti benim tamam mı? Ananemin burnu çok kanadı o gidince. Mavi bir maşrapayı, doldurup doldurup boşalttılar anneannemin kanıyla. Maşrapanın rengi kırmızıya döndü. Gördüm ben. Sonra, halamgiller geldi. Beni zorla götürmeye kalktılar o evden. Onlarla gitmek istemedim hiç. “Anne, ben hiç sesimi çıkarmam, valla billa” dedim. Annem, hiç konuşmadı benimle. Sarıldı. Baktı öyle. Başka biri gibi, baktı bana yalnızca. Halamgillerin evinde tahtakuruları vardı. Kan emici tahtakuruları. Tahtakurularıyla ve dedemi uzaklara götüren beyaz Renoyla boğuşup durdum orada rüyalarımda. Dedemin gözü gibi baktığı beyaz Reno, artık gıcır gıcır değildi. Yamru yumru bir şeydi. “Cida, sana boşuna mı böyle sesleniyorum ben? Cida, inadın adıdır dediydim ya sana. İnadın…”. Dedem, geceleri rüyalarımda bunları söyleyip durdu bana. “İnat umurumda değil, sizin alaycılığınız da umurumda değil, dedemi özledim ben tamam mı? Hem de çok özledim!” demek istedim sınıftaki çocuklara. Sınıfın ortasında, tepine tepine ağlamak istedim. Yapamadım. Öğretmenim başımı okşadı. Çünkü olanları biliyordu. “Madem öyle, ahenk sözcüğünün anlamını da söyle de tam olsun” dedi. Çünkü hiç durmadan sözlük ve ansiklopedi maddesi okuyordum ve öğretmenim, bunu da biliyordu. “Ahenk” dedim. “Uyum ya da uzlaşma demektir”. Böyle yazar sözlüklerde ahenk sözcüğünün karşısında. Hiç kimsenin bilmediği şey şuydu: Ben, aslında tanımları sevmiyordum. Sözcüklerin saçtıkları kokuyu seviyordum. Taşıdıkları rengi, kendilerine ait seslerini seviyordum. Üstelik duyuyordum o sesleri. Duyuyordum.

“Duymayan kalmadı. Bir tek, sen mi bilmiyorsun yani?” Mahallelinin kaçığın teki diye nitelediği o ufak tefek adam, üniversitede mantık profesörü olan Leo Amcaydı. Arada, kapıda karşılaşıyorduk. Çok az konuşuyordu Leo Amca. Saçlarını da hiç taramıyordu galiba. Tanıdığım diğer insanlara hiç benzemiyordu ayrıca. Bilginler ve Buluşlar Ansiklopedisi’nin fasiküllerini biriktiriyordum o sıralar. Derginin yeni sayıları, hep aynı gün İrfan bakkala geliyordu. O günler, okulda müzik dersinin olduğu günlerdi. Ben, mandolinciydim. Çünkü blok flüt çalmayı reddetmiştim, ille de telli çalgı öğrenecektim. Okul çıkışı, biriktirdiğim para ile uçarcasına derginin yeni sayısını almaya gidiyordum. Elimde dergi, omzuma astığım mandolinim bir gün bakkaldan dönerken yine karşılaştık Leo amcayla. Giriş kapısında, Raşel Teyze kapıyı açsın diye art arda zile basıyordu. Gözü, önce elimdeki dergiye takıldı. Sonra, taşıdığım müzik aletine. Gülümsedi. “Bilim ve müzik. Güzel ikili!” dedi. Evet anlamında başımı salladım. “Ne çalıyorsun peki?”. “Mandolin” dedim coşkuyla. “Mandolin” diye tekrarladı. “Farklı frekanslarda titreşen teller. Evreni oluşturan en temel şeye yaklaşmışsın çocuk. Hayatta hiçbir şey göründüğü kadar değil. Bunu aklının bir yerlerinde tut. Belki, bir gün titreşen tellerin peşinde evrenin müziğini bile duyarsın.” dedi. Ben, şaşkın bir ifade ile aval aval onun yüzüne bakarken -çünkü Leo Amca benimle uzun uzun konuşmuştu- Raşel Teyze yan mahalleden bile duyulacak kadar gür sesiyle bağıra bağıra açmıştı kapıyı: “Geldim. Geldim. Patlama!”

Patladı!. Koşun, koşun. Kazan patladı! Kimin sesiydi bu? Komşulardan birinin sesiydi galiba. Kazan dedikleri, bizim emektar termosifonumuzdu. Banyo günlerimizi şenliğe dönüştüren termosifona ne olmuştu o gün? Kızgın alevler saçmıştı ağzı. Babam, bizi kaptığı gibi salona fırlatmıştı can havliyle. Kardeşimle birlikte, salonun ortasında birbirimize sarılıp donakalmıştık öylece. Salon, uzun bir koridorun sonundaydı. Babam ve annem, bir yandan avazları çıktığı kadar bağırıyordu salona doğru. “Yaklaşmayın, sakın buraya yaklaşmayın, uzak durun çocuklar! Uzak durun!” Bir yandan da, biz aradaki açık kapılardan görüyorduk onları. Arka odadaki koca halıyı banyoya doğru çekiştirmeye çalışıyorlardı. Komşular doluşmaya başlamıştı birer birer eve. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Kardeşim, içini çeke çeke ağlamıştı o sırada. Ben, öyle kaya gibi durmuştum. Ablaydım çünkü. Babamı gördüm sonra. Annemi. Yüzleri gözleri is içindeydi. Öyle bir sarıldılar ki bize, bende o anda koyverdim kendimi. O kadar çok ağladım ki, sonunda uyumuşum. Sevgi Teyze’nin sesi ile uyandım: “Ah komşu, Allah korumuş bu yavrucakları!”. Sevgi Teyze’nin tılsımlıydı duaları. Onun yüzüme doğru okuyup üflediği duaların rüzgârıyla başka diyarlara doğru yolculuğa çıkardım. Evleri nane kokardı hep. Nane kokusu gibi ferahtı. Ferah ve huzur dolu. Hala burnumda o nane kokusu.

Burnu düşse, yerden almaz bir adamdı Mahir. O yüzden, Nihal gibi ışıltılı bir kadının Mahir’in karanlığında ne bulmuş olabileceğini anlamadım hiç.  Her gece karakolluk olurdu Mahir ile Nihal. Her gece. Çünkü neredeyse hiç ayık gezmezdi Mahir serserisi. Her gece, çığlıklarını duyardık Nihal’in üst kattan. Polis çağrılırdı. Apar topar yukarı çıkılırdı. Yüzü gözü mor, açardı kapıyı Nihal. Kendisine şikâyetçi olup olmadığını soran memurlara, hep aynı cümleyi kurardı. “Hayır, değilim”. Apartmanda sözü geçen yönetici Salih Bey, eski kiracılardan mali müşavir Yurdakul Bey arka çıkarlardı Nihal’e. “Bak” derlerdi. “Yardıma ihtiyacın var senin. Biz buradayız, sakın korkma. Söyle polislere artık kızım. Şikâyetçiyim de artık da tıksınlar içeri şu adamı!”. Nihal, “seviyorum” derdi de başka bir şey demezdi. Oysa yalnızca korkuyordu. Çok korkuyordu. Korkusunu, sevgi sanacak kadarda kendini kandırıyordu. Üfürükten emlakçı dükkânı işletirdi Mahir. Arada, kör göze parmak başka kadınlarla gezerdi. Soranlara: “Emlakçıyım ben, müşterilerim yahu onlar benim, ev gezdirmekte mi yasak!” derdi. Kolej mezunu Nihal’in ailesi, oldukça varlıklı bir aileydi. Haza İstanbul hanımefendisi Mukaddes Teyze de onlarla birlikte yaşardı. Bu Mahir, ailenin mal varlığına iyiden iyiye sırtını dayamıştı yani. Mukaddes teyze ölüp gittikten sonra, iyice gemiyi azıya aldı hatta. Paralar suyunu çekinceye kadar, har vurup harman savurdu, sattı savdı elinde ne varsa.

“Har vurup, harman savurmak yok. Aksine, biriktireceksin paranı yiğenim” diye akıl verirdi her fırsatta Hayri Amca. O da tam bir istifçiydi. Uykusunda bile, parasını ve gayrimenkullerini sayıkladığını söylerdi Hacer Teyze. Çok zorluk çekmişlerdi Almanya’da. Hayri Amca, nefes bile almadan çalışmıştı elin gâvurunun fabrikasında. Hacer Teyze, gece gündüz dememişti, parça başı dikiş dikmişti evde. Deyim yerindeyse, hiç yaşamamış oldukları bile söylenebilirdi oralarda. Çalış babam çalış! Her şey, kızları ve oğulları içindi nasılsa. Kurnaz adamdı Hayri Amca. Zehir gibi çalışıyordu kafası. Hacer Teyze, Hayri Amcanın eline her para geçtiğinde bunu İstanbul’da nasıl yatırıma dönüştürdüğünü anlatmıştı bir gün. Ağzımız açık kalmıştı. Ne zaman evde bunalsa, kahve bahanesi ile kaçıp bize gelirdi Hacer Teyze. “Bu nıhız herif beni öldürecek gardaş!” derdi. “Mezara götürecek sanki evleri, arsaları gottoz! Azıcık yaşa herif. Azıcık yaşa! Yok anam yok. Sıfatın döküle!”.

“Çok yaşasa ya bu çiçek. Öyle güzel ki!” demiştim saksıdaki sardunyaya bakıp. Nafiz dedem almıştı bana. “Ölmese ya çiçekler”. “Sen iyi bakarsan, bir şeycik olmaz” demişti. “Yalnız, sahiden iyi bakacaksın. Saksısı ne çok derin, ne çok geniş olacak mesela. Saksının altına su kanalları açacaksın ki, fazla su dışarı çıkabilsin saksıdan. Aşırı da sulamayacaksın, fazla kuru da bırakmayacaksın sardunyanın toprağını. Onu bolca ışık alan, ama güneş ışığına doğrudan maruz kalmayan bir yere koyacaksın. Ha, bir de öpüp okşayacaksın. Konuşacaksın onunla. Çiçekler de insanlar gibidir, ihmale gelmez” demişti. Ben, onun torunu gibiydim. O da benim dedem gibi. Geceleri, çok sık ateşlenirdim. Beni, kaptığı gibi arabaya atıp o acile götürürdü annemle birlikte. Çikolata, şekerleme ondan sorulurdu. Karnemdeki notları, ilk o merak ederdi. Notlarımı görünce, o gururlanırdı benimle en az annemle babam kadar. Mahalledeki çocuklar gıpta ile bakarlardı bize. “Ne şanslısın” derlerdi. En çokta, üniformasını giyip Nafiz Albay hali ile yanımda dolaştığında. Onu görünce, hepsi hazırola geçerlerdi. Bende, daha bir dik yürürdüm sanki.

Okul çıkışı, yürüye yürüye gelirdim eve. Annem, henüz eve varamamış olurdu. Beni Sibel Teyze karşılardı kapıda. Annem, işlerini halledip eve dönünceye kadar onlarda kalırdım. Benim için, üzümlü kek yapardı Sibel Teyze. Çayın fokurtusu ve kekin kokusu birbirine karışırdı. Adı, mutluluk olurdu. Afiyetle kekimi yerken, ertesi günün ödevlerini yapardım. Birde, odasından pek dışarı çıkmayan hukuk fakültesi öğrencisi Nahit ağabeyimin odasındaki o büyük dünyasını merak ederdim içten içe. Arada, kapısını çalardım. Çocukları severdi Nahit ağabey. Bende bunu fırsat bilip, süzülürdüm odasına. Ödevimi yaparken, takıldığım yeri sorardım ona. Bir yandan da hayran hayran onun ders notlarına, kitaplarına bakardım. Nahit ağabey için, haklıyı haksızı adaletin terazisinde tartmaktı mutluluk; benim için, Nahit ağabeyin kitaplarla dolu odasında hayal kurmak.

Kura kura “çok güvenli” o lüks siteyi, Ahenk Apartmanı’nın da aralarında olduğu o hattı içine alacak şekilde kurmaya karar verdiler. Göç zamanı gelmişti. Oradan ayrılırken, etimden et koparıyorlar sandım. Beni zorla, kendi vatanımdan başka bir ülkeye sürgüne gönderiyorlar sandım. Çok zor vedalaştım Ahenk apartmanıyla. Vatan hasreti çeker gibi özledim o apartmandakileri. O mahalleyi. Özlediğim belki insanlardı, onların hikâyeleriydi. Belki, şehirde yitip giden o uyumu özlüyordum derinlerde bir yerde.

Mandolin öğrendikten sonra, gitara geçmek hiç zor olmadı. Titreşen telleri seviyordum. Tellerden biri her koptuğunda, Leo Amcayı düşünüyordum. Çünkü titreşen tellerin bir araya gelerek oluşturdukları notalar gibi, insanlar ve hikâyeleri de bir araya gelerek bir tür müzik oluşturuyorlardı. Evrenin müziğini… Tıpkı bir orkestra gibi. Bu öyle bir müzikti ki, bir telin kopması ahengin ebediyen kesilmesi anlamına gelebilirdi. Bir tel kopunca, o ahengin yarattığı ne varsa tuzla buz olabilirdi boşlukta.

Artık, o müziği duyuyorum Leo Amca!

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz