Semanur Ulu: Bir Zamanlar Anadolu’da İnsan ve İnsanlıkla Yüzleşmek

Semanur Ulu: Bir Zamanlar Anadolu’da İnsan ve İnsanlıkla Yüzleşmek

Semanur Ulu “Bir Zamanlar Anadolu’da İnsan ve İnsanlıkla Yüzleşmek” adlı yazısıyla Edebiyat Daima’da

Semanur Ulu: Bir Zamanlar Anadolu’da İnsan ve İnsanlıkla Yüzleşmek

Bir Zamanlar Anadolu’da, Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı ismiyle müsemma 2011 yapımı Türk filmi. Cannes Film Festivali Büyük Ödülünü kazanan senaryosunu Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan ve Ercan Kesal’ın birlikte kaleme aldıkları filmin her karesi, her sekansı öyle dolu ki insan hangi yönüne değinse, anlatmaya nereden başlasa şaşırıyor. Oyuncu kadrosunun harikuladeliği senaryonun ve yönetmenin başarısını kat be kat artırıyor. Film İç Anadolu’da, Kırıkkale ilinin Keskin ilçesinde geçiyor. Burada gerçekleşen bir kriminal vakanın ardından gelişen olayları konu alıyor.

(Uyarı: Bu yazının devamı filmi henüz izlemeyenler için film hakkında önemli detaylar içermektedir. Filmi izlemeden konusunu öğrenmek istemiyorsanız lütfen yazının devamını filmi izledikten okuyunuz.)

Film üç adamın gece saatlerinde bir oto tamirci dükkânında beraber içki içtikleri sahne ile başlıyor. Bu kısa sekanstan sonra yine karanlıkta tarlaların arasında uzanan bir yolda yaklaşan araçların far ışıkları görünüyor. Araçlar durunca polis eşliğinde bir zanlıya alan gezdirilerek gömdüğü bir şeyin yerini göstermesi isteniliyor. Bu gömülenin bir ceset olduğunu tahmin ediyoruz. Zanlının sık sık tekrarladığı ve tarif ettiği yer üç özelliğiyle öne çıkıyor. Çeşme, sürülmüş tarla ve top gibi bir ağaç… Bunların hepsinin birer gösterge olduğunu film üzerine düşündükçe fark ediyoruz. Zanlı yeri tam olarak hatırlayamadığı için civarda tarife uyan pek çok yer gezmek zorunda kalıyorlar. Polis, jandarma, savcı, doktor arasındaki ilişkiler de gece uzadıkça gergin bir hal almaya başlıyor. Hiyerarşinin ve gücü gücü yetene ilkesinin vuku buluşunu izliyoruz böyle anlarda. Savcı komiseri azarlıyor, komiser polis memurunu fırçalıyor, memur zanlıya kızıyor. Bu anlamda devlet içindeki bürokratik ilişkilere de bir ayna tutulmuş oluyor. Bir diğer yanda çevreyi bilen ve polis ekibinin şoförlüğünü yapan Arap Ali karakterinde İç Anadolu’daki insan ilişkilerinin bir tahlili yapılıyor. Bu filmde bir iç Anadolulu olarak en çok dikkatimi çeken ve filmi gözümde daha değerli kılan Ahmet Mümtaz Taylan’ın canlandırdığı şoför karakterine Arap Ali adının verilmesi oldu. Bu film hakkında yazılan herhangi bir eleştiride daha önce değinildi mi bilmiyorum ama Kırıkkale’de bu isim çok yaygındır. Çocuğu olmayan ya da erkek çocuğu olmayan kadınlar yörede bulunan Arap Baba türbesini ziyaret ederek dua edip, adak adayıp çocuk isterler. Bu ziyaretin ardından çocuk olursa adını Arap koymak şarttır. Bu ufak nüansla Anadolu’daki batıl inanç ve hurafelere de üstü kapalı şekilde değinmiş oluyor film.

Filmin uzunca bir bölümü karanlıkta geçiyor. Bu sürede neredeyse filmin zaman akışı gerçek zamanla örtüşecek denli yavaşlıyor. Ama bu yavaşlık akıcılığı engellemiyor. Aydınlık-karanlık metaforuyla yapılan aslında hakikatlerin ortaya çıkmasını işaret etmek. Zira günün aydınlanmasıyla tüm olaylar açıklığa kavuşuyor. Ama bu hakikatler birden bire ortaya çıkmıyor aslında karanlıkta da her şey yerli yerinde ama onları anlamlandırabilmek için ışığa ihtiyaç duyuyoruz. Karanlıkta çekilen çeşme sahnelerinin birinde zanlı cesedin yerini tespit etmeye çalışırken Arap bir ağaçtan meyve toplamaya çalışıyor. İşe bakın ki bu meyve elma. Âdem ve Havva’yı cennetten kovduran meyve. Buradan aslında işin ucunun bir şekilde yasak cinsel ilişkiye bağlanacağını kestiriyoruz.

Bütün anlatıların bir büyük metafor etrafında toplandığını kabul edersek bu filmin merkezinde duran esas metaforun otopsi olduğunu söyleyebiliriz. Otopsi bir cesedin ölüm nedenini belirlemek amacıyla kesilerek açılıp incelenmesidir. Burada da hem düz anlamıyla bir otopsi sahnesine şahit oluruz hem de film boyunca soyut bir otopsiyi görürüz. Otopsi etrafında bir kavram haritası ortaya çıkarınca aklımıza gelecek tüm kavramlar, çağrışım yapan tüm sözcükler film içinde kendine yer bulmuş gibidir. Ceset rastgele bir çöplüğe atılmış olabilirdi, bir dereye fırlatılmış, baraja, göle atılabilirdi ama tüm anlatıyı şekillendiren ana metaforun cesedin bir tarlaya gömülmesini zorunlu kıldığını anlarız. Peki, gece boyunca nelerin otopsisini görürüz. Bürokratik ilişkilerin otopsisi, Anadolu’ya özgü insan ilişkisi ve adetlerin otopsisi (ki bunu Ercan Kesal’ın oynadığı muhtar karakterinde görmekle kalmaz yaşarız), savcının hayatının otopsisi, Arap’ın Ceceli köyüyle yüzleştirilmesi suretiyle yapılan otopsi, zanlının otopsisi, komiser Naci’nin aile ve meslek hayatının otopsisi, doktorun otopsisi… Bu kriminal vaka herkesin kendi derinliklerine doğru yolculuğa çıktığı bir duygusal otopsiye dönüşür böylece. Özellikle de savcının hikâyesi göze çarpar. Doktora bir hikaye anlatır eşinin bir arkadaşı, ki bu çok güzel bir kadınmış, kendi ölüm zamanını bilmiş. Eşine öleceğini söylediği tarihte gerçekten de ölmüş. Bunu anlaşılamaz, ilginç bir vaka gibi anlatır savcı. Doktor ölüm nedeni neymiş, otopsi yapıldı mı diye sorduğunda ilk şüphe tohumu ekilir savcının içine. Diyalog ilerledikçe savcı bunun normal bir ölüm olmadığını intihar olduğunu anlar. Seyirci bunun savcının kendi hayat hikâyesi olduğunu sezer ve gün aydınlandığında savcı da bunu kendisi dile getirerek doktora itiraf eder. Savcı eşini aldatmıştır, kadın bunu öğrenmiştir ama sonra barışmışlardır. Oysa gerçekte aldatılmayı affedemeyen kadın doğum yaptıktan sonra hayatına son vermiştir. Tam burada aralarında o meşhur diyalog geçer:

– Bir insan başka birini cezalandırmak için intihar eder mi?

– İntiharların çoğu böyle değil mi?

Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da sık sık baba-oğul ilişkisine vurgu yapılması. Bunu nihayetinde Oedipus kompleksine dayandırmak mümkün. Zira zanlının ilçe merkezine döndüğü sabah maktulün oğlu zanlının kafasına taş atar. Diyaloglardan öğrenmişizdir ki maktul çocuğun gerçek babası değil, çocuğun gerçek babası Zanlı Kenan’dır. Bir diğer baba oğul ilişkisi Komiser Naci ve hasta oğlu arasındaki ilişkidir.

Oedipus demişken filmin psikanalitik ögelerine de değinmek gerekir. İlk olarak film boyunca sürekli olarak bilinçdışına bir gönderme yapılıyor. Ingmar Bergman’ın filmlerindeki engin deniz sahneleriyle verilen bilinçdışı mesajı bu filmin adına ve ruhuna uygun olarak bozkırla veriliyor. Bilinçdışı zihnimizin yaşadığımız tüm acıların, sevinçlerin, deneyimlerin ve bastırılmış duyguların barındığı ama bunların bilinç düzeyine çıkmadığı geniş, sonsuz parçasıdır. Uzun, sarı, bomboş bozkır Anadolu insanının bilinçdışını temsil ediyor. Film aslında hepimizi bilinçdışımıza davet ediyor. Film boyunca özdeşleştiğimiz doktor karakteri aslında hakkında en az şey bildiğimiz kişi. Sadece evlenip boşandığını, çocuğu olmadığını söylüyor. Burada aslında bizi bilinçdışımızın kıyısına çağırırken kişinin hakkında en az şey bildiği kişi kendisidir mesajını da veriyor. Bilinçdışı ve bilinç arasındaki karşıtlık gece ve gündüz arasındaki karşıtlığa denk düşecek şekilde işleniyor. Gece boyunca hep orada duran sezdiğimiz ama adını koyamadığımız hakikat ancak günışığıyla aydınlanıyor, ortaya çıkıyor. İnsanın da bilinçdışındaki duygular, düşünceler böyledir. Hep orada bir yerdedir. Varlığını sezeriz ama adlarını koyabilmemiz için, var olduklarını bilmemiz için bilinç düzeyine gelmeleri gerekir. Topraktan cesedin çıkarılması gibi, otopsi yapılan bir insanın organlarının tek tek çıkarılması gibi geçmişte kalmış anılar ve izleri açığa çıkarılabilir. Bir nevi film büyük metaforunu seyirci üzerinde de uyguluyor. Seyirciyi de zihninde bir otopsi yapmaya yöneltiyor. Bunun nasıl bir yolculuk olacağı hakkında da ipuçları veriyor. Bir zamanlar bir şeyler yaşamış ve onu bilinçdışımızda bir yere gömmüş bir “ben” var. Bu zanlının şahsında hayat buluyor ki zanlı cesedi gömdüğü yeri alkollü olduğu için hatırlayamadığını söylemişti. İnsan da bilinçli olmadığı bir düzeyde adeta sarhoş olduğu yerde yapar bu gömme işlemini. Bu yüzden de eliyle koymuş gibi bulamaz onu rahatsız eden anıyı, izi. Kendi bilinçdışında kendi bozkırında bir arayış başlar ama rastgele aramaz. Belirli uğraklar vardır zanlının tarif ettiği çeşmeler gibi. Bütün çeşme başlarında durup bakması gerekir bulabilmek için, meşakkatlidir bu yüzden. Çeşme bir metafordur. Yaşadığımız olaylar, anılar, deneyimler çeşmeden akan su gibi besler bilinçdışını. Orada bizi korkutan şeyler de vardır. İleri gitmemize engel olan şeyler. Film bunu da cesedin bulunduğu sahnede cesedin yanı başında duran siyah köpekle temsil eder. Korkuyu oradan kovmadan, bertaraf etmeden hakikati gömülü olduğu yerden çıkaramayız.

Hakikatin otopsisini yalnız başımıza yapmayız. Bir şekilde öğrenmiş olduğumuz, kabullenmiş olduğumuz yahut doğuştan sahip olduğumuz yönlerimiz bizimledir. Vicdan, adalet duygusu, temel ihtiyaçları karşılamaya yönelik güdülerimiz bizimledir. Bunlar daha çok filmin psikolojik yönü ile ilgili yorumlar. Ancak filmi siyasi ya da sosyolojik olarak ele almak da mümkün. Örneğin gece mola vermek için gittikleri köyde misafir olunan muhtarın konuşmaları ve tavırları inanılmaz derecede gerçekçi. Buradan Anadolu köylüsünün sosyolojik tahlili yapılabilir. Keza muhtarın kızına karşı davranışı toplumsal cinsiyet meseleleri üzerine düşünmeye kapı aralar. Tüm film boyunca hiç kadın olmaması, kadınların sadece estetik veya cinsel figüranlar olarak yer alması başlı başına bir Anadolu gerçeğine işaret ediyor. Film hakkında her yönden bir okuma yapmak mümkün. Hepsini tek tek ele almak için bir kitap hacminde yazmak gerekir.

Böylesine nitelikli bir filmi Türk sinemasına kazandıran yönetmen, senarist ve oyunculara teşekkürle…

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz