Yunus Çinçin | Beni Kör Kuyularda’ya Dair

Yunus Çinçin | Beni Kör Kuyularda’ya Dair

Yunus Çinçin, Hasan Ali Toptaş’ın “Beni Kör Kuyularda” romanına dair yazdığı incelemesiyle Edebiyat Daima’da

Hasan Ali Toptaş’ın Kuşlar Yasına Gider adlı romanından sonra merakla beklenen yeni romanı “Beni Kör Kuyularda”  okuyucularıyla buluştu ve büyük ilgi gördü.

Hürriyet gazetesinin Hürriyet Pazar eki için 17.11.2019 tarihinde Güliz Arslan’a verdiği röportajda yazdığı romana/romanlara ilişkin değerlendirme yapmaması üzerinde durur Hasan Ali Toptaş:

“Bana göre son cümlesi yazılıp nokta konduktan sonra roman tekemmül etmiştir artık, inşası bitmiştir. Dolayısıyla o konuşmaya başlamıştır. Metin konuşmaya başladığında, bana göre, yazara da susmak düşer. Bu nedenle romanla okur arasına girerek “Burada şunu anlatmaya çalıştım.”,”Yok efendim ben onu kastetmedim.” ya da “Şunu amaçladım, bunu yaptım” demenin beyhude olduğunu düşünüyorum. Bir tür hariçten gazel okumaktır bu. Kale alınmaması gerekir. Aslolan metnin söyledikleri ve sustuklarıdır.”

Hasan Ali Toptaş, “Beni Kör Kuyularda ” adlı son romanına ilişkin verdiği röportajlarda da genel olarak ifade ettiği, modern hayatın beraberinde getirdiği her boyuttaki sorunu, modernizmin ve kapitalist sistemin insani değerlerde yarattığı aşınmayı, kapitalist üretim ilişkilerinin ve insanlardaki kazanma hırsının insanı doyumsuz, acımasız, vahşi bir tüketiciye dönüştürmesi meselesini,  sıradan, olağan ve olağanüstü insan hikâyeleriyle anlatıyor.  

Yazar, romanını okuyanlara, her şeyin kar- zarar hesabı üzerinden şekillendiği günümüz dünyasında,” İnsanların yaşadıkları acıların anlamı ve önemi nedir? İnsanların yaşadıkları acılar ve çektikleri sıkıntılar pazarlanabilen alış veriş nesnesi midir? İnsanların mahremiyetleri nerede başlar?” gibi pek çok soruyu romanında anlattıkları üzerinden soruyor.

Hasan Ali Toptaş, günümüzde yaşanan ve kanıksanmış pek çok meseleyi ama özellikle bireysel ve toplumsal şiddetin olağanlaşması, alenileşmesi ve meşrulaşması meselesini tıpkı suya atılan taşın suda yarattığı halkalar gibi merkezden çevreye geniş bir açıdan irdelemeye çalışmış romanında.

Romanın en başında, E.M. Cioran’ın ,”Bir kez selamete erdikten sonra, kendine hala canlı demeye kim cesaret edebilir?” sorusuyla karşılıyor biz okuyucularını Hasan Ali Toptaş ve yazdığı romanın içeriğine ilişkin ipucu veriyor kitabı okuyacak olanlara.

Yazar, yazımın girişinde bahsettiğim röportajında, ”Beni Kör Kuyularda “ adlı romanını nasıl yazdığına ilişkin açıklamada bulunuyor:

Beni Köy Kuyularda’nın çekirdeği, 2005’te yayımlanan Uykuların Doğusu adlı romanımdaydı. Güldiyar’ın adından söz edilmiyordu ama bu hikâye orada on beş yıldır bekliyordu. Bir buçuk sayfa kadardı. O bir buçuk sayfayı yazarken bir gün oradaki kızın hikâyesinin romana dönüşeceğini bilmiyordum elbette, böyle bir öngörüm yoktu. Zamanla o kısacık hikâye aklıma takılmaya başladı. Arada bir açıp okuyordum o sayfayı. Tam da lafın burasında, rahmetli Hulki Aktunç’un bir sözü aklıma geliyor, o, “Yazacak bir şey bulamadığınızda eğilip eski metinlerinizin içine bakın,” derdi. Gerçi yazacak bir şey bulamamak mümkün değil bu dünyada. Gene de yazılacak şeylerin çokluğu yüzünden yokluk gibi görünebiliyor kısa bir süre için.”

Hasan Ali Toptaş, “Beni Kör Kuyularda” adlı romanında, postmodernist yazarların eserlerinde uyguladıkları metinlerarasılığı kendi eserleri arasında uygulamış. Yazar, ”Uykuların Doğusu” adlı eserinin yüz altmış altıncı sayfasından yüz yetmişinci sayfasına kadar olan kısmında, eserin kahraman anlatıcısına anlattırdığı ve kahraman anlatıcının bizzat gidip gördüğü bir olayı geliştirerek “Beni Kör Kuyularda” adlı eserini kaleme almış. Yazar, “Beni Kör Kuyularda” adlı eserinde, adı “Sururi Necipoğulları” olan kahramanın yaylı at arabasıyla Güldiyar’ın evine gelip gözlerinden yaş yerine taş düşen Güldiyar’ı görmesi ve evi üzüntü içinde terk etmesinden sonra, ”Uykuların Doğusu “ adlı romanına bir gönderme de yapmış.   

“Kalabalığın içinden bazıları dayanamayıp avlu kapısına, simit satan çocukların yanına koştu onun gidişini görebilmek için. Gözlerini dereye diktiler, hep birlikte beklemeye başladılar.

Dursun’un evinin arkasından dolanan yaylı aşağıda, kavakların hizasında göründü bir süre sonra, atlar güneşin altında parlayıp söndü. Dere kamçı sesleriyle, nal şakırtılarıyla, tekerlek tıkırtılarıyla doldu birden. Havaya iplik iplik buğular, geniş geniş soluklar yükseldi. Fakat geldiği istikamete doğru gidecekken bu yaylı sola saptı minibüsleri geçince. Sapınca da tepeye tırmandıkça tırmandı, tırmandıkça tırmandı ve yeşil minareli caminin yanından geçerek şehrin doğusuna doğru kayboldu gitti. Aynı zamanda zamanın doğusuna doğru gitti sanki hayallerin doğusuna, belki de uykuların doğusuna doğru gitti.” (s.210-211)

Hasan Ali Toptaş’ın romanının merkezinde, babası ayakkabı tamircisi, annesi ev hanımı olan, köyden kente göç etmiş ailesiyle Ankara’nın gecekondu mahallelerinden birinde yaşayan Güldiyar adlı bir kız var. Bir gün, ayakkabı tamircisi babası dükkânına sefer tasını almadan gidince Güldiyar babasının yanına almayı unuttuğu sefer tasını babasına götürür.  Güldiyar dükkânlarından eve döndüğünde onun sessiz ve hüzünlü halini gören annesi, kızı Güldiyar’a bu halinin nedenini sorar. Güldiyar, annesine hiçbir açıklama yapmaz ve ağlar. Ağlarken Güldiyar’ın gözlerinden yaş yerine taş düşer.

 “Bahriye de karmakarışık duygularla usulca onun yanına çöktü o sırada, elini uzatıp elinin birini tuttu. ‘Kızım,’ dedi anne sütünden yapılmışa benzeyen sıcacık bir sesle, ‘yoksa dükkâna vardığında baban canını sıkacak bir şey mi söyledi?’ ” (s.16)

Babası Muzaffer, dükkânından eve gelince, kızının durumunu görür ve Güldiyar’a sorduğu sorulara cevap alamaz. Güldiyar, annesine ve babasına hiçbir açıklama yapmaz ve sessizliğini korur. Muzaffer kızının sessizliğini kendince anlamlandırmaya çalışır.

“İşte bütün bunlar,” dedi, işaret parmağını hızlı hızlı sallayarak;” işte bütün bunlar, lüzumundan fazla televizyon seyretmenin neticesi! Tabii, iş yok güç yok, yayılıyorsunuz ekranın karşısına, sabahtan akşama kadar o abuk sabuk programları seyrediyorsunuz. Seyrettikçe de beyniniz uyuşuyor sizin, Allah’ıma, keçe gibi oluyor.” (s.27)

Kardeşi Hüseyin’in dört yıldır kayıp olmasının anne ve babasına yaşattığı acıya bir de Güldiyar’ın sessizliği ve gözlerinden yaş yerine taş dökülmesi eklenir. Roman boyunca Güldiyar’ın neden hüzünlenip sessizleştiği konusu gizemini korur.    

Yazar, romanında yarattığı, Güldiyar’ın gözlerinden yaş değil taş dökülmesi durumuyla, roman kahramanları için yarattığı illüzyona okuyucuyu da dâhil eder. Roman boyunca, ağladığında Güldiyar’ın gözlerinden yaş yerine taş gelmesi, Güldiyar’ın yaşadığı acıları ve suskunluğunu gölgeler, perdeler. Herkes Güldiyar’ ın gözlerinden yaş yerine taş dökülmesi durumuna odaklanırken, Güldiyar’ ın yaşadığı acılar ve yalnızlık geri planda kalır ve önemsenmez. Güldiyar’ ın yaşadığı durumu çevresine belli etmemeye çalışan annesi Bahriye, bunu başaramaz ve komşusu Emine’ye, ağladığında Güldiyar’ın gözlerinden yaş yerine taş döküldüğünü anlatır. Güldiyar’ın durumu sır olmaktan çıkıp insanlar tarafından öğrenilince,  ağladığında Güldiyar’ın gözlerinden dökülen taşları görmek için insanlar Güldiyar’ın evine akın ederler. Evin etrafında bekleyenlere simitçi ve çekirdekçi de eklenir. İnsanlar olup bitenleri çekirdek yiyerek takip ederler. Eve gelenlerden biri olan beyaz giysili bir tarikat şeyhi, Güldiyar’ın  içine şeytanların girip yerleştiğini, bu durumuna çare bulabileceğini öne sürer. Güldiyar’ın babası Muzaffer, tarikat şeyhinin yardım önerisini reddeder.  

Evine gelen fötr şapkalı tıknaz bir adam,  Güldiyar’ın babası Muzaffer’e, Güldiyar’ı hastaneye götürmesini nasihat eder. Muzaffer, kendisine nasihatte bulunan fötr şapkalı tıknaz adamın sözünü dinleyip kızını hastaneye götürmeye niyetlenir. Muzaffer,  kızı Güldiyar’ı hastaneye götüreceği günün sabahında, eşi Bahriye’yi yattığı yerde ölmüş vaziyette bulur. Eşinin ölümü nedeniyle, kızı Güldiyar’ı hastaneye götürme işini erteleyen Muzaffer, ilerleyen günlerde komşusu Dursun, Dursun’un işsiz yeğeni Rüstem ve Rüstem’in arkadaşı Cihan’la, kızı Güldiyar’ı Ankara’da bir hastaneye götürür. Güldiyar, Hastanede doktorlarca muayene edildikten sonra, Muzaffer’e kızının durumunun bir çözümü olmadığı ifade edilir.

Hastaneden eve geri dönen Muzaffer, Güldiyar’ın durumunun nedenini bir türlü çözemez. Güldiyar da sessizliğini koruyup babasına neden ağladığını ve sessizleştiğini ifade etmez. Muzaffer’in Ankara’nın dışındaki bir varoşta bulunan gecekondusu bu arada Güldiyar ağladığında, gözlerinden dökülen taşları merak edenlerin akınına uğrar. Dursun’un İşsiz Yeğeni Rüstem, Güldiyar’a gösterilen yoğun ilgiyi fırsata çevirir ve Güldiyar’ı görmek isteyenlerin listesini yapıp insanların para karşılığı ve küçük gruplar halinde Güldiyar’ı görmesini sağlar.

Muzaffer, oğlu Hüseyin’in kaybolmasından sonra şarap içmeye başlar ve dükkânında ayakkabı tamir ederken de şarap içmeye devam eder. Kızı Güldiyar’ın suskunlaşması ve ağladığında gözlerinden taş gelmesi sonrası kızının durumuna da üzülen Muzaffer, dükkânını iyice boşlar ve evinde kızının yanında kalmaya başlar. Bu arada Rüstem ve arkadaşları, Muzaffer ve kızı Güldiyar’ın yeme içme ihtiyaçlarını da karşılamaya başlarlar. Evlerine, kızının durumunu görmeye gelen insan kalabalığına anlam veremeyen Muzaffer, Güldiyar ağladığında, gözlerinden dökülen taşları görmek isteyenlere, Rüstem’in bu durumu para karşılığı izlettiğini ve bu işi başka kişilere devrettiğini öğrenir.

Zamanla işler iyice çığırından çıkar. Güldiyar ağlayınca gözlerinden dökülen taşları görmek isteyenler, para verdikleri halde Güldiyar ağlamadığı için gözlerinden dökülen taşları göremediklerinden şikâyetçi olurlar. Güldiyar’ın durumunu kazanca dönüştüren mafya elemanları, çok acımasızca bir çözüm bularak Güldiyar’ı   ağlatmayı başarırlar. Yaşadığı üzüntüden ve gördüğü kötü muameleden ötürü, Güldiyar’ın sağlığı günden güne bozulur.

Güldiyar’ın babası Muzaffer içinde bulunduğu bu duruma çözümler aramaya çalışır. Bir yandan kızını ve kendisini kendi evlerinde esir alan ve kızının durumundan kazanç elde eden mafyadan kurtulmanın çarelerini ararken bir yandan kurtuluşun kızıyla birlikte köyüne geri dönmekte olduğunu düşünür. Köye geri dönme planları yapan Muzaffer, zaman zaman ölen eşi Bahriye’nin hayalini görüp onunla sohbet eder. Muzaffer kimi zaman da ölmüş anne ve babasının hayallerini görür. Muzaffer, anne ve babasının köyden kente gelmesinden duydukları rahatsızlığı ve kendisine verdikleri nasihatleri dinler. Muzafferin her türlü çabası sonuçsuz kalır ve Muzaffer kızının yaşadığı trajediye çaresizce seyirci kalır.

Güldiyar’ın yaşadığı trajediden rahatsız olup herkesin gözü önünde yaşanan olumsuzluklara bir son vermek isteyen sadece Güldiyar’ın babası Muzaffer değildir. Romanda anlatılanlara yer yer klarnet sesi eşlik eder. Romanın sonlarına doğru, klarnet sesinin Güldiyar’a âşık olan Cevher adlı klarnetçi gencin çaldığı klarnetten geldiği anlaşılır. Cevher, Güldiyar’a duyduğu aşk nedeniyle Güldiyar’ın evinin etrafında dolanır durur ama Güldiyar’ın yaşadığı trajediye engel olamaz. Muzaffer’i, yeğeni Rüstem’le tanıştırdığı için bütün yaşananlara kendisinin sebep olduğunu düşünen Dursun da Güldiyar’ın yaşadığı olumsuzluklara son vermek için çabalar ama Dursun’un çabaları da bir sonuç vermez.   

Romanda, Güldiyar’ın gözlerinden dökülen taşları görmek için Güldiyar’ın evine gelen bir kişinin,  kazanç uğruna Güldiyar’a mafya üyelerince yaşatılan eziyeti polise şikâyet etmesi sonrası, eve gelen polislerin Güldiyar’ın durumundan kazanç elde edenlere hiçbir müdahalede bulunmadan geri gitmeleri de romanda devlet kurumlarının çarpık işleyişine ilişkin bir eleştiri olarak çıkıyor karşımıza.

Romanında yer yer masalsı, gerçeküstü olaylara, kahramanlara; tekrarlara,  aşamalı ve yoğun anlatımlara yer veren Hasan Ali Toptaş, Güldiyar’ın herkesin gözü önünde yaşadığı trajedinin nasıl çığrından çıktığını ve olağanlaştığını; bireyin ve toplumun yaşadığı algı çarpılmasının, yabancılaşmanın yarattığı sorunları ve çelişkileri ustalıkla gözler önüne sermiş.

Güldiyar’ın evinin avlusuna onun gözünden dökülen taşları görmek isteyenler dışında, “Her sabah, şehrin derinliklerindeki uğultuların içinden, karşı tepelerin ardından ve civar mahallelerden her biri birbirinden pejmürde, saçları başları dağınık,  avare kılıklı, mecnun kılıklı ve Güldiyar’ın gözlerinden dökülen taşları izlemekten çok avluda olup bitenleri izlemek için gelen adamlar”  da vardır. Bu adamlardan biri de Güldiyar’ın evinin avlusunda toplaşan kalabalığa karışmayan, avludaki kalabalığa karışmamak için, avludaki dut ağacına tırmanıp kumruya dönüşen “Halil”dir. Halil, romanda içinde olağanüstülükler de barındıran, gerçekle hayal arasında gidip gelen hikâyeler anlatır. Anlattığı bu hikâyelere rağmen Halil, romanda yaşananlara en net tutumu sergileyen ve romanda anlatılanlara cepheden tavır alan bir yaklaşım sergiler.

“Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum. Hepsi bu kadar, başka bir şey dediğimi yok. Sizin mideniz kaldırıyorsa, kötülük edene de kötülüğe maruz kalana da aynı şekilde gülümsemeye devam edebilirsiniz, işin o yanı beni ilgilendirmiyor.” (s.156-157)

“Anlıyorum,” dedi, nice sonra Halil.”Sen diyorsun ki, kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır.”  (s.169)

 “Nefret edemeyenin sevgisi de yalandır.” (s.169)

Güldiyar’a, babası Muzaffer de dâhil kimse yardım edemez ve Güldiyar acısıyla baş başa kalır. Roman, özelde Güldiyar’ın genelde insanlığın içine düştüğü açmazı yansıtır biçimde son bulur.

Hasan Ali Toptaş, özelde Güldiyar’ın genelde tüm insanlığın yaşadığı trajedinin sorumlusunun, kendi kazdığı kuyuya düşen, yaşadığı insanlık dışı hayatı kanıksayan, yarattığı kör kuyuda olduğunun bile farkında olmayan insanlık olduğunu yazdığı romanla, çözümler ya da çıkış yolları önermeden anlatmaya çalışıyor bizlere. Stendhal’ın, ”Roman yol boyunca gezdirilen aynadır.” sözünden hareketle Hasan Ali Toptaş, ”Beni Kör Kuyularda” adlı eseriyle insanlığın yüzüne bir ayna tutuyor ve insanlığın yaşadığı yabancılaşmayla yüzleşmesini sanat yoluyla sağlamaya çalışıyor.

Hasan Ali Toptaş’ın yüzümüze tuttuğu aynada hepimizin gerçekleri görebilmesi dileklerimle…

*Hasan Ali Toptaş, Beni Kör Kuyularda, Everest Yayınları, 2019.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz