Semanur Ulu | Işıklı Spor Ayakkabı

Semanur Ulu | Işıklı Spor Ayakkabı

Semanur Ulu “Işıklı Spor Ayakkabı” adlı öyküsüyle Edebiyat Daima’da

Semanur Ulu | Işıklı Spor Ayakkabı

İşten yorgun argın çıkmış, eve dönüş yolunu biraz daha eğlenceli kılmak için kendisiyle iddiaya girmişti. Kaldırım taşları arasındaki çizgilere basmadan yürümeye çalışıyordu. Eğer basarsa yanacak ve otobüse en yakın duraktan binmek yerine bir sonrakine kadar yürüyecekti. Hemen önünde anne ve babasının ellerinden tutmuş yürüyen küçük bir kız çocuğu görünce yüzüne gayriihtiyari bir gülümseme yerleşti. Kızın minik lastik tokalarla iki yandan tutturulmuş kısa seyrek saçları, bu haliyle küçük palmiyeleri andırıyordu.  Bu güzel bahar havasında hasta olmasın diye beyaz bluzunun üzerine pembe örgü bir yelek giydirmişlerdi. Küçük kız adım attıkça kırmızı mavi ışıklar saçan spor ayakkabısı Saadet’in dikkatini çekti. Anılar ganimet için yanıp tutuşan bir ordunun uzaktan sökün etmesi gibi zihnine hücum etti.

Seneler önceydi. Saadet o zamanlar okula dahi gitmiyordu. Aslında ana sınıfına gitmesi gerekirdi ama ana sınıfında bir sürü masrafı vardı, boyasıydı, kalemi, kâğıdıydı derken bir de üstüne bayram gösterileri ve el işi etkinlikleri eklendi mi dağ gibi bir külfet ortaya çıkıyordu. Oysa Saadet’in ailesinin bu masrafları karşılayabilecek durumu yoktu. O yüzden seneyi evde annesiyle tekerlemeler söyleyerek, ablasından okuma yazma öğrenerek geçirmişti. Artık ince kitapları rahatlıkla okuyup anlayacak seviyeye gelmişti. Mevsimi bahardan yaza taşıyan ılık rüzgârlar eserken bahçede oturmuş, kitap okuyordu. İğde kokularını içine çekip okumayı öğrenmiş olmanın verdiği keyifle bir Kemalettin Tuğcu kitabına gömülmüştü ki onu gördü. Kendinden bir iki yaş büyük olan o kıskanç, sarışın komşu kızın ayağındaydı. Ama o an ne o kızın ne oyun oynarken kavga edip küsmüş olmalarının bir önemi vardı. Dünyada sadece Saadet ve her adımda kırmızılı mavili çakarlar gibi ışık saçan ayakkabılar kalmıştı. Belki saniyenin binde biri kadar bir sürede bir sürü hayal kurdu. Işıklı spor ayakkabılar ayaklarında kırlarda koşuyor, arada bir duruyor ve eğilip ışıklarının nasıl tatlı nasıl güzel yanıp yanıp söndüğüne bakıyordu. O sokaklarda ışıklar saçan ayakkabılarıyla salınarak yürürken herkes gözlerini ayırmaksızın ona bakıyor, kimi imreniyor kimi kıskanıyordu. Her birinin yüzünden belli olan bu hislerin hayali bile mutlu ediyordu Saadet’i.

Hayallerinden Songül’ün sesiyle sıyrıldı. Belki de yeni aldığı ayakkabının havasını atmak için küslüklerini unutmuş gibi çıkıp gelmişti bahçeye. Saadet’e en kışkırtıcı bakışını atarken “Baaak” diyordu “Babam bana ne aldı? Hem de tam yirmi milyona. Yürüdükçe ışık çıkıyor.” Saadet’e ayakkabıyı iyice gösterebilmek için bir sağa bir sola gidiyor, adımlarını atarken arkasına doğru dönüp ışıkların yanıp yanmadığını kontrol ediyordu. Sonra Saadet’e “Ay ben ışıkların yanıp yanmadığını göremiyorum. Sen bana söylesene ikisi de yanıyor mu ben yürürken?” dedi. Yandığını bal gibi de biliyordu oysa. Saadet hiçbir şey olmamış, sanki onunla ilgilenmiyormuş gibi baktı “Yanıyor ikisi de ama çok çirkinmiş. Niye ışıklı ayakkabı aldın ki, gereksiz bir şey.” dedi yüzünü buruşturarak. Songül dilini sonuna kadar çıkarıp “Sensin çirkin, kıskanç” diye ünleyip gülerek, amacına ulaşmış olmanın verdiği zevkle evine doğru koştu.

Saadet kitabı bir kenara bırakıp yokuş aşağı uzayıp giden yer yer çamurlu bomboş bozkırı izlemeye koyuldu. Ayakkabının hayalini zihninden atmak istiyordu. Biliyordu ki istese bile ailesi hayır diyecekti. Zaten paraları yoktu. Olsa bile gelinlik yaşına gelmiş ablasının çeyizi yapılmalıydı. Dayısının kızının artık ona küçük gelen ayakkabılarıyla pekâlâ idare edebilirdi. Hem yirmi milyon demişti Songül. Ne kadar eder yirmi milyon bilmiyordu ama çok olmalıydı ki öyle kasılmış hava atmıştı. Bu düşüncelerle bahçede oyalanmaya, toprakla oynamaya başladı ama hiçbir şey zevk vermiyordu artık. Neyle ilgilenirse ilgilensin ışıklı spor ayakkabının hayali gelip gözünün önüne yerleşiyor bütün hevesini kaçırıyordu. Baktı böyle olmayacak gidip annesine söylemeye karar verdi. Bir koşu mutfağa gitti annesi önceki günden kalmış bayat ekmeklerden bulamaç gibi bir yemek yapıyordu. Heyecanla “Anne” dedi “Songül’e ışıklı spor ayakkabı almışlar. Yirmi milyonmuş. Bana da alırız değil mi?” Annesinin dalına binen yokluk bir kat daha arttı, omzu biraz daha çöktü. Hayata, insanlara öfkeliydi. Kızının boş hayallere kapılıp gitmesini istemiyordu belli ki, belli ki hayatın gerçeklerini bir an evvel kabullenmesini bekliyordu. Orta Anadolu ağzı sinirlenince daha da belirginleşti kadının “Heee” dedi “balık gavaa çıhdıında alırık!” Saadet sayısız tecrübeden bunun hayır demek olduğunu biliyordu. Üzülmemiş gibi yaptı, yer sofrasına oturup ince belli boş çay bardaklarını incelemeye başladı.

Akşam babası eve elinde poşetlerle gelince bir sevinç çığlığı koparmıştı Saadet, ardından annesine seslenmişti. “Anne koş, babamın elinde poşet var poşet!..” Uzun zamandır evlerine böyle poşetlerin içinde yiyecek girmemişti. Babası elinde poşetlerle gelince Saadet’in zihninde bir anda bir parlama oluverdi. Demek ki parası vardı babasının, demek ki artık zengin olmuşlardı, istediği ayakkabıyı alabilirlerdi. Onun küçük dünyasında evine iki tane market poşeti girince zengin sayılıyordu insanlar. Akşam yemekten sonra babasına iyice sokularak sesinin en tatlı tınısıyla konuştu:

“Baba!”

“Söyle bebeğim.”

“Işıklı spor ayakkabılar var biliyor musun? Böyle yürüdükçe ışık yanıyor altında.”

“Hımm. Ne güzelmiş. Sen nerde gördün?”

“Babası Songül’e almış. Yirmi milyona almış hem de. Benim de olsa ne güzel olur değil mi baba? Herkes bakardı. Hem Songül cadısı da hava atamazdı artık.”

Babası anlamıştı kızının derdini ama o annesi gibi değildi. Çocukların hayallerini asla yıkmazdı. Çocuğu ışınlanma makinesi alalım dese itiraz etmez, üstüne zamanda yolculuk özelliği olan ışınlanma makinelerinden alırız derdi. Belki çocuğu avutmak için belki de gerçekten işleri yoluna koyacağına inandığından hiçbir şeye hayır demezdi. Annesi onu ne kadar hayatın gerçekleriyle yüzleştirmeye çalışıyorsa babası da o kadar hayal âlemine davet ediyordu. Hayaller kurmayı öğretiyor, hayallerine eşlik ediyordu Saadet’in. Yine aynı tavırla “ben de sana alırım bebeğim” dedi. Saadet’in gözlerindeki ışık daha da parladı. “Söz mü?” diye sordu. “Söz” dedi babası “En güzelini alacağım.” Saadet amacına ulaşmıştı. Babası söz vermişti bir kere. Artık ayakkabıyı düşünmüyordu bile nasıl olsa onun olacaktı. Nasıl olsa kavuşacaktı acele etmiyordu. Annesi istediği kadar olmaz desin babası alacağım demişti bir kere.

Babasının söz vermesinin üzerinden iki hafta geçmişti. Saadet’in sabrı tükeniyordu. Babasına ayakkabıların akıbetini sormaya karar verdi nihayet. Bir pazar günü babası TRT 1’de yayınlanan kovboy filmini izlerken koltuğunun altına sokuluverdi.

“Baba, hani bana ışıklı ayakkabı alacaktık ya onu bugün pazardan alalım mı?”

Babası ötelediği bir sorumlulukla vakitsiz karşılaşmış olmanın verdiği huzursuzlukla bir iç çekti. Saadet anlamıştı ki hayalleri yine suya düşmek üzere keşke hiç sormasaydım diye geçirdi içinden. Kalkıp kaçsa mıydı acaba? En azından beklemeye, umut etmeye devam edebilirdi. Babası gülümsemeye çalışarak:

“Kızım abin üniversiteye gidiyor ya, onun paraya ihtiyacı var. Ona para göndermemiz lazım yoksa okuldan atarlar. Okuyamaz. Şimdi ona para gönderelim, sen biraz daha bekle olur mu? Söz param olunca sana en güzelini alacağım.”

Saadet, bu hayattan kurtulmanın tek yolunun okumak olduğunu anlayacak kadar zekiydi. Okula gitmeden önce okuma yazmaya heves edip öğrenmesi, evdeki kitapları art arda okuması hep bundandı. O yüzden abisinin okuması söz konusu olunca evdeki herkes için sular duruyordu. Okuyup hem kendini hem onları kurtaracaktı sefaletten. Zaten abime göndermeyin bana ayakkabı alın, dese bile bir işe yaramayacaktı. Saadet de babası gibi yüzüne sahte bir gülücük kondurup umurunda değilmiş gibi bir tavırla cevap verdi:

“Tamam babacığım. Zaten artık beğenmiyorum o ayakkabıları, Songül’ünkinin de tekinin ışığı bozulmuş biliyor musun? Boşuna para vermişler.”

Saadet bir kamyonun havalı kornasının sesiyle irkilerek bir anda yirmi yıl öncesinden bugüne dönüverdi. Çok zaman geçmişti. Bütün hayalleri gerçek olmuştu. Kendisi için fedakârlıklar yapılan abiden haberi bile yoktu gerçi. Okulu bitip de iş bulur bulmaz kirişi kırıp kayıplara karışmıştı. Saadet okuyup kendini kurtarmıştı ama. İyi bir firmanın insan kaynaklarında dolgun bir maaşla(!) çalışıyordu. İstese yüzlerce ışıklı spor ayakkabı alabilirdi. Parası vardı ama artık yüreğinde o heyecan ve gözlerinde o parıltı yoktu.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz