Aydın Akdeniz | Virgüllü Us

Aydın Akdeniz | Virgüllü Us

Aydın Akdeniz “Virgüllü Us” adlı denemesiyle Edebiyat Daima’da.

Aydın Akdeniz | Virgüllü Us

Çatal çatal uzanan dallarıyla asırlık bir çınarın altındayım, o yaşlı gövdeye yaslanıp biraz soluklanmak için. Zemine kayıyor bakışlarım, hemen ayakucuma doğru. Renk ve ışık geçişleriyle salınıp duran o gölgeye, serinliğine kanan herkesi efsunlayıp yolundan alıkoymak istercesine hareketlenmişti çünkü. Suskunluğun birdenbire dillenişine tanık oluyordum. Işık ve gölge oyununa dalmışken bir an geliyor ki, bilinçte ayıklık, hadi doğanın mucizevi işleyişine kendini bırakıp salıverme hali diyelim. Şarkı mı türkü mü pek ayırt edemediğin, ismi henüz konulmamış ezgiler, evet doğru tanımlama tam olarak buydu, birtakım mırıldanışlar duyuyorsun elinde olmadan. Pan’ın flüt sesi kadar gizemli uzaktaki çobanın yanık kaval sesleri. Hatta kuş ötüşleri, kımıldanan, bir çalılığa dalarken tıslayan ağır gövdeli adımların hışırtısı. Aşağıda belli belirsiz hissedilse de az yukarıda eğip büktüğü körpecik filizlerle kararsız esintiler, ıslığa benzeyen uğultular. Asla kesilmeyecek, hiç susmayacakmış gibi bellekte kimi alçalan, kimi yükselen sesler. Yüzlere karışan. Bir çağrışımın tetiklemesiyle canlanıveren şu anıların suretine.

Çekildiği ağaç gölgesinde bir kasecik çorbaya iştahla kaşık sallayan çiftçinin güneşten kavrulmuş yüzüne. Üleşilmek üzere bir çavdar somununa uzanan nasır nasır çatlamış ellere. Gözlerden ırak gizli buluşmalara, kavuşmak için verilen sözlere, çakı ucuyla ağaç gövdesine kazınan utangaç şekillere . Yalçın kayalığı döven rüzgârların ırmak akışına kapılıp vadinin içlerine taşınırken işittiğin vahşi çağrısına. Böcekler, sonra tependeki o kızgın güneş, kıvrılıp kıvrılıp önüne serilen yollar, yola revan olmuş yolcular, bugünden hatta dünden olan ne varsa, zamanca daha da gerilerden.

Ama hep gidişten, lisanı halle bir uzaklaşmadan dem vurmaya isteklenen bunca ses.

Eşik bir kez aşılmayagörsün taşımak için ağırlığı, sesler içinde sana ait olanı bulup çıkarmak, belleğine parça parça yansıyan tüm o suretlerin henüz tamamlanmamış bütüncül ilk şekline ulaşmak için olağanüstü çaba göstermen gerekecek.

Yolculuğun, bir çıkış noktasından hareketle diğerine yalnız mesafe kaydetmekle sınırlanmayacağını anlayacaksın, zamandaki uzamsal hareketlenişin içe yönelen farklı biçimlerinde, bu kez bilinenin dışında, bambaşka zamanlar da yaratabileceğini. Sınırlarının esnek, geçişken ve çevrelediği töze bir görünürlük kazandırmaktan daima uzak kaldığını.

Koşmaya yazgılı biri için alfabe harflerinin etkisine sahip doğadaki sıra dışı şu algoritmik dizilime bir göz atma vakti gelip çatmıştır, tanımsızken şimdi okuyorsun çünkü. Ve çünkü o sesleri işitmeye çok isteklisin. Bir Lokman Hekim olmasan da doğası gereği ifşa ettiği sırlar ile sana bilgeliğin kapılarını aralıyor. Sağlığın, güzelliğin erincine vardıran, vücutça da ruhça da pek ve diri kalmanın geçtiği yolları bilip gösteriyor.

Kuyuya atılmadın ki toprak bağrını açmış olsun sana. Yine de mayaladığı ilk atanın zerk ettiği rahimlerden vücut bulup sonra bir kan çekmesiyle hüküm sürdüğü yerlerde dolaşırken, bu sırrı bilemeden konaklayan yolculara Yusuf nişanı olarak bir nebze güzellik bahşetmekten hiç çekinmedi. Sen de vaktiyle bir kervan yolu gözetmiştin hani. Ama o insan güzelinin yine senin yaşlarda henüz çocukken kavradığı gerçeklikten büsbütün habersiz yalnız uzakları, gideceğin yeri düşlemiştin. Kervan o kervan değildi zaten. Hatta kervan dahi denilemezdi beklenene. Kafile, iş bölümüyle yol kat etmek üzere birbirine destek vermiş insan topluluğundan bile oluşmuyordu.

O vakitler işlenen demir- çelik tuhaf bir araca dönüşmüş ve motor gücüne binek vazifesi gördürülerek yolcu taşımaya uygun hale getirilmişti. Söylenene bakılırsa yüz beygir bir araya toplansa gördüğü işi göremez, aldığı mesafelere hızı soluğu yetişmezdi. Her türden et, kas ve kemik gücü, demek şimdiden aşılmıştı. Henüz, şimendiferle çekilen ve bunun taşıdığının yüz katını şıppadak taşıyıp sevdiklerine vasıl eden sıra sıra katardan haberin yoktu. Gökte kartal gibi süzülen tayyareleri ise ne duymuş ne de görmüştün.

Hâlbuki sadece uzaklaşmak istemiştin. O motorlu taşıtlardan birisinin ön koltuğuna, seni ve yaşıtın olan diğerini hani bir zamanlar çınar ve söğüt ağaçlarınca çevrelenmiş tarlanın hemen yakınındaki kerpiç eve emanet etmiş şu şoförün yanına oturacaktın. Mecazi anlamda şofördü senin için, yola kıyasla ömrü yollara vuran bekleyişler sebebiyle. Gitmek istediğin yeri de aslında biliyordun. Öncesinde neon ışıklarının sokak ve caddelere sağanak olup yağmur gibi yağdığı bir ülkeye varmıştın. Ve kendince hesapların vardı tabi ki. Orada ışık başını döndürmüştü, parıltılı renklerden gözlerin iyice kamaşmıştı. Bu tufansa demiştin, en yükseğine tırmanırım, şehrin ufuklarında dönüp duran metal kulelerden birine. Gökten o sıra yağmur gerçekten yağmış ve yerdeki sulara sellere karışmıştı hep, işte sen böyle hoyratça düşünüyorken.

Şehrin de renkleri olurmuş, bunu ilk görüşte anlamıştın. Sonra şu çınarınkine benzeyen kimi sesleri. Selvinin, söğüdün, işte ne bileyim bir akasyanın, ama elmaydı daha çoğu. Kat kat kendi üstüne yükselen gölgelerin arasına öylece sıkışıp kalmış ağaçlar. Yeşillik için parklara dikilen, mezarlıklarda insan yasına ortak, patika olmadığı için yollara biraz gücenik ağaçlar. Suskundu çoğu, kanatlarını dolduracak kuvvetli bir rüzgâra hasret. İsle, egzoz atığıyla ve kirli bacalardan yükselen dumanla ufku daralan o şehrin sokaklarını adımlardın. İçi kitap defter dolu çantayı daha ilk dönemeçte atardın sırtından yük diye.

Şehir başka başka diller de biliyordu, başı göğü delip aştığı için bir türlü görülemeyen evlerde yaşayan o insanlar tarafından konuşulan. Sinema afişlerindeki yazıları dahi çözemezdin. G.O.D.Z.İ.L.L.A. hiçbir anlam ifade etmiyordu örneğin , senin için , Ne harf harf ne de hecelemeyle okunduğu zaman . God değildi ki anlam veresin, hele gott hiç değil. Guten desen, canavar ateş kusarak şehri yakıyordu, iyilik bunun neresinde olacaktı. Bir N.E.S.T.L.E çikolatası olsa isterdin ama. Kumral saçlara takılırdın sonra. Fark ettin ki ten renkleri hep beyazdı bu insanların. Parklarda öyle sere serpe üryan şekilde çimlere uzanmışken. Ve kar gibi saf değildi o beyazlık, soğukluk ise teninden çok içine işliyordu zaten. Hayır, oyunlarına alırlardı seni. Sorun o değil, için ısınmazdı sadece, hepsi bu. Canavarın ağzından ateşler saçarak şehre girişi resmedilmişti afişlerde. Capcanlı, yalpalayarak suyun içinden çıkıyordu sersem gibi. Ateş ve su, ne müthiş ikili demiştin çığlık atıp. Büyük göl müydü resimdeki şu su kaynağı yoksa deniz miydi o sıra tam ne düşünmüşsen artık, hatırlamıyordun. Ama uzaklardan yüklendiği nefretle şehre ateş kusuyorken kötücül niyetler taşıdığı belliydi yaratığın. Ateş hani odun ateşi olsa çabucak geçecek, o kin yatışacaktı belki hemen. Şehrin insanı üst üste odun yığmış olsa da o yığın tutuştuğu zaman bildiğin bir ateş zaten çıkmayacaktı ortaya. Şefkatle dönüp kendileri için elleriyle güller derecek bir yüce gönüllü de olmayacaktı o meydanda. Yığına çalı çırpı, kuru ağaç gövdesi yetiştirirken şölen hazırlığından çok, gizli niyet taşıyan emir kulları da aynı şehre ait değillerdi. Çünkü gerilen yaydan göğe menzillenecek bir ok atıp fırlatmaya hiç lüzum kalmamıştı.

Neona n dönmüş sanki ateşin başına vurmuştu. İçinde yaşattığın tüm o şehir halkıyla bulut bulut göğe, yukarılara taşınmaya pek hevesliydin çünkü. Işıktan eğer sürekli yoksun kalmışsa bir gökyüzü, ay ve güneş kusur edip geçit bulamamışsa inecek bir çorak toprağa, Keops’un kibirli duruşunu öyle hemen sahiplenmeyecektin. Şehirden de, medeniyetten nasipsiz o çıplak vadiden de büsbütün soyutlayacaktın kendini. Belki içine kapanılacak bir mağara bulacaktın. Sesler bir güzel dinlenir orada. Bu kez yeri içindekilerle beraber, aşar da gökle arasında bir sarkaç olup salınıp durur sonsuzca.

Şimdi düşünüyorum, şoför gerçekten öngörmüş müydü bunları, hâlbuki yalnız trafik levhalarını okuyabilirdi o, bir de önüne kıvrımlanan şu yolları. Ağaç, bilse de dilini bilmezdi. Şehir pudralanan yüz, briyantinle düzlenen saçlar, losyon demekti sorulsa ona. Sinekkaydı tıraştı sonra, bir Türk lokaline doğru evden aceleyle çıkıp gitmek.

Ve nihayet modern zamanlardayız. Hiç sevemedim bu sözü. İki binin üzerine on dokuz yıl daha eklenmiş. Sırtımı yaşlı çınara yaslamıştım yine, evet. Üstelik yalnız değilim. Yukarıda yaşıtım olduğunu söylediğim, adını vereyim hemen, Ayhan yanı başımda. Yere bağdaş kurup oturmuş, sosyal medya hesaplarını kurcalıyor. Oray’sa, Mor Adam da derler, elinde eksik etmediği şişesiyle motoru henüz soğumamış arabasının kaportasına yaslanmış demleniyor. Arabayı daha yeni aldı. Seksen beş bin lira saymış satıcıya. İkinci el. Çok para. Lirette değil ki canına yandığım alasın. Ama aklı deniz ötesinde hep, en yakın karşı kıyıda. Eyüp hocam ise ayakta, uzaktaki şehrin ışıklarına bakıyor buğulanan gözlüklerini temizlerken. Sanırım zihninde emekli edileceği günleri kuruyor. Sabırsız hali var ama yazı masasına dönmek istiyor.

Saçlarımız, Oray’ınkiler hariç, zaten yoktu hiç başında, içimiz yüzümüz gibi, hep akça pakça.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz