Lale Şeyda Gülsoy | Akrebin Kıskacında

Lale Şeyda Gülsoy | Akrebin Kıskacında

Lale ŞAyda Gülsoy “Akrebin Kıskacında” adlı öyküsüyle Edebiyat Daima’da

Lale Şeyda Gülsoy | Akrebin Kıskacında

Bana, gözlerimin içine bakıp “Mutlu aşk diye bir şey var mı ki?” diye sormuştun. Aylardan hazirandı. Hazirana güveniyordum ben. Hem de çok. “Tabii ki var, neden olmasın?” demiştim bir çırpıda. Senin yüzünde gölgeler vardı. Güneşinin önünü kesen, ışığını emen gölgeler… Yalnızca inanmak istiyordun, belki de yeniden inandırılmak. Mutlu bir aşka inanmayı istemekle inanmak çok farklı şeylerdi oysa. En başından beri biliyordum bunu. Kim bilir adını “aşk” koyduğun ne çok tanım tıkıştırmıştın heybene. Heybene diyorum, çünkü kabul etsen de etmesen de hala kendi evini arayan bir yolcuydun sen de. Yollardaydın. Tıpkı benim gibi. Yol senin yazgındı. Tıpkı benim gibi. Daha en başından beri biliyordun bunu. En başından beri ne zamansa, o zamandan beri biliyordun işte. En başından beri diye nitelenen o yerin neresi olduğunu ve neye göre belirlendiğini kestirmenin olanaklılığını sorgulayıp duruyorum o geceden beri. Sıfır noktasının yalnızca sayı doğrularında kullanılan bir ölçüt olduğunu hiç sanmıyorum. Büyük Patlama nasıl evrenin başlangıç noktasıysa, sanki her şeyin öyle bir başlangıç noktası var ölçülemese de sezilen…

Toprak ananın şefkatli kollarına yaslanmak istiyorum. Masal dinlemek istiyorum saatlerce, günlerce. Anlasana, yeniden filizlenmeye durmak için, derin bir uykudan uyanır gibi kendini yağmurun ellerine bırakan o tohum olmak istiyorum. Kök salmak istiyorum. Toprağın katmanlarında, hayatın kalbine ilerlemek istiyorum. Seninleyken de en çok istediğim şey buydu. Toprağına kök salmaktı yani. Tıpkı bir tohum gibi.  

Hem yollarda olmayı sürdürüp hem derinlere kök salmak mümkün mü ki? Çılgının teki sanılmana yeter mi ki böyle bir düşün peşine düşmek? Diyelim ki öyle. Yine de kök salmaktan kaçabileceğimiz bir hayat yok. Arzularımız bile beynimizde kök saldıkça büyüyor mesela. Sen de biliyorsun. Hem kök salmayı, sende önemsiyorsun. Bahçedeki kayısı ağacının hikâyesini anlattığın gün anlamıştım bunu.

Sana bu mektupları yazıyorum. İçimden taşıyor çünkü artık sözcükler. Olanları ve bir türlü olamayanları anlamaya çalışırken kendimi senin yerine koyuyorum. Bir de bakıyorum ki ben, aynı zamanda sen olmuşum. Senin dilini konuşuyorum. Kendi dilimi kaybetmedim. Yeni bir dil edindim yalnızca. Söylenmiş sözlerin ardındaki söylenemeyenleri ya da bunun tam tersini keşfetmeyi öğrendim. Bunları yaparken, alnımdan sicim gibi terler, gözlerimden seller gibi yaşlar boşaldı ama pişman olmadım. Senin çöllerini ve denizlerini geçerken, ben kendimi tanıdım. Kalbimi tanıdım. Bu, yeter bana. Sana bu mektupları yazıyorum. Yazdıkça, bir sen bir ben oluyorum. Yazdıkça, hem sen hem ben oluyorum. İçimden taşıyor sözcükler ama bu mektupları hiçbir zaman göndermeyeceğim sana. Sen, bir tek seher vakti pencerene konan güvercini duy. Onun kanatlarındaki yıldız tozlarını al. Bu, yeter bana.

İKİNCİ BÖLÜMKARŞILAŞMALAR ( I )

Bir yere gitmenizin birden çok nedeninin olduğu zamanlar vardır. O nedenlerin bazılarını yaşamadan siz bile kavrayamazsınız ama vardırlar ve oradadırlar işte. Sen de oradaydın. Pervin’in beni yığınla proje dosyasının arasından çekip götürdüğü o sahil kasabasına gitmemek için ne gerekiyorsa yapmıştım. İşe yaramamıştı. Çalışmaktan ölecektim bu gidişle. Kafamı dosyaların arasından kaldırmaya ihtiyacım vardı. Öyle uygun görmüştü Pervin.

O sıkıcı düğün yemeğini kendimce renklendirmek için, herkesle tanıştım o gece. Mutluluk oyunu oynamakta üstüme yoktur. Hem zaten, hayatın kendisi bir oyun. Ne yalnızca dram ne de yalnızca komedi var bu oyunda. Hep bunun ateşli savunucusuydum ben. İnsanları seyrettim uzun uzun. Yanımdakileri gülmekten kırdım geçirdim anlattığım hikâyelerle. Bir ara, muhabbetin en koyu yerinde bir çığlıkla irkildik. Pervin’in sesiydi bu. Gürültücü Pervin işte. Uzun süredir konuklarla ilgilendiği için, yanımızda olmayan Pervin masaya seninle birlikte dönmüştü. Senin düğüne gelişini kastederek “ne büyük sürpriz ama…” diye sayıklayıp duruyordu.

“Ne büyük sürpriz ama”…

Galiba, yaşadıklarımızdan geriye bir tek görüntüler kalıyor. Sanki bir sürü şey değip geçerken hayatımızın çemberine, sislerin arasında kaybolurken bir şey oluyor. Gökyüzüne çakılı yıldızlar gibi, bazı görüntüler mıhlanıp kalıyor aklımızda. Seni ilk gördüğüm an gibi. Saatlerce konuşacak şeyi nereden bulmuştuk söylesene. Sanki çok daha önceden tanışıyor gibi. Bak yine şu meşhur başlangıç noktası hikâyesine döndük. Sanki zaman diye bir şey yokmuş gibi ya da biz onun dışına çıkabilirmişiz gibi bir his uyanmıştı içimde o gece. Bildiğim ne varsa unutmuştum. Bildiklerimin hiç biri, o geceyi ve sonsuzluğun bana kendini nasıl açtığını duyumsadığımı açıklamaya yetmiyordu. Otele döndüm. Pervin’in tüm ısrarlarına rağmen, düğün evinde kalmadım. Şehir dışından bir sürü misafirleri vardı. Bir de, benimle uğraşmalarına gönlüm elvermedi. Zaten, hemen uyku da tutmadı. Bir ara pencereyi açtım. Yüzüme tatlı bir serinlik vurdu. Gökyüzüne baktım. Yalnızca bir gün daha buradayım, ne olur o da gelse bizimle yarınki geziye diye geçirdim içimden. Sabah, erkenden Pervin ve kardeşi beni otelden almaya geldi. Kasabanın dışındaki yer altı şehrine gidecektik. Daha akşamdan sözleşmiştik. Senin de haberin vardı. Nerede olacağımızı senin yanında konuşmuştuk. Gelirsin diye bekledim, gelmedin. Ben de, akşam son otobüsle şehre döndüm istemeye istemeye.

Aklım o küçük kasabada kalmıştı kalmasına da, bir daha nasıl ve hangi gerekçeyle görecektim ki seni!

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM KARŞILAMALAR ( II )

Ne işim var benim düğünle dernekle? Oldum olası sevmem zaten öyle törenleri. Bu törenler, bana hep insanların ikiyüzlülüğünü hatırlatır. Evlenirsin, cümle âlem gelir. Boşanırken, ara ki bulasın o insanları. Deneyimle sabittir. Neyse, Pervin’in hatırı var. 10 dakika uğrar çıkarım diye gelmiştim buraya. Pervin’in şehirli, kasıntı misafirlerine 10 dakikadan fazla katlanamam. Peki, neden gidemiyorum ki şimdi. Sohbet hiç bitmesin, bu gece hiç bitmesin, bu ruhumu okşayan ses hep kulaklarımda yankılansın istiyorum. Hiç tanımadığım birinin çocuksu sevinçlerinde ve hoş sohbetinde mi arınacağım onca yılın kirinden, pasından? Saçmalık bu. Saçmalık diye düşünerek ve gökyüzüne bakarak sabahladım arka bahçede. Hiç bu kadar çok konuştuğumu ve güldüğümü hatırlamıyorum. Sanki seninle çok önceden tanışıyor gibiydim. Sanki benim sorularımın cevaplarını sen bulalı çok olmuştu. Dahası, yıllarca da saklamıştın küçük ve narin ellerinde benim için onları Maya. Bütün gece seni ve bunları düşündüm.

Vay be! Bütün bunları bir gecede mi kavrayıverdim yani. Yine kendimi mi kandırıyorum yoksa?

Ertesi gün, kendimi bahçe işleriyle oyalayıp durdum. Pervin, bir ara masadaki herkesi geziye davet etmişti. İsteseydim, bende sizinle gelebilirdim. Gelirsem, seni bir daha hiç bırakamamaktan korktum Maya. Alıştım üzerimdeki ölü toprağı ile yaşamaya ben. Hayatın gerçeklerini kabullendim. Kim meydan okuyabilmiş ki o gerçeklere, ben okuyabileyim!

Ne olur git Maya. Tutkuların yakıcılığını, dalgaların kıyıda patlayıp dağılışlarını, iliklerime kadar ıslanmayı, elimi cebime sokup ıslık çalarak dolaşmayı, lunapark ışıklarını, ateşböceklerinin göz kırpışlarını hatırlatıp durma bana.

Ne olur git Maya. Yoksa içimde yine o eski şarkı başlayacak. Yoksa içimdeki o eski şarkı bir daha hiç susmayacak.

Yapma Maya.

Bunu bana yapma.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: İÇİMİZDEKİ GÖKYÜZÜ

Yollar kimi zaman genişleyerek ileriye doğru açılır, kimi zaman bir engel çıkar önüne kendi içine kapanır, kimi zaman da aniden çatallara ayrılır. İşte, aşkın gizil gücüyle önümüzde yeni bir yol açılıvermişti. Yeni ve ucunun nereye varacağı belirsiz bir yol.

İki ayrı dil, karşılaşmıştı bir aşkta. Aşk, nasılsa bütün dilleri konuşabilirdi. İki insan, ne kadar uydurabilecekti onun diline kendi dillerini. Mesele buydu. Önemli olan buydu. Çünkü iki insan karşılaşınca, içlerinde taşıdıkları ne varsa onlar da karşılaşır birbirleriyle. Herkesin bir geçmişle senin yanına geldiğini ve onun izlerini reddedemezsin. İzlerin birbirlerine değdiklerinde neye dönüşeceğini önceden kestiremezsin. Hiçbir şey önceden kestirilemez ki aşkta. Aşk, kehanete el vermez. Geleceği ön göremezsin onun aynasında.

İki aşığın -farklılıklarına rağmen- en büyük ortak noktasının ne olduğunu bana sorsalardı, onlara gökyüzünü işaret ederdim. Birbirlerini düşünürken, gökyüzüne bakar âşıklar. Gökyüzüne dökerler içlerindekileri kendi kendilerine kalınca. Bazen ay duyar onları. Bazen güneş. Ama birinden biri mutlaka duyar. Birinden biri, mutlaka âşık kalplerin seslerine köprü olur.

Ay, âşıkları duyduğunda geçmiş uyanır yüzyıllık uykusundan. Eksik gedik yanların uyanır, en derin isteklerin uyanır, lavlar püskürür, yanardağın uyanır. Işığınla birlikte gölgeli yanların uyanır. Işıkla gölgenin dansı gibidir aşkta, ayla güneşin yer değiştirmesi. Sendeki ay uyanır, gelgitlerin kabarır denizler gibi. Sendeki güneş uyanır, gün ışığı uyandırır seni.

Her birimizin, ışığa uzanırken aşması gereken karanlıkları var. Yaşamın tohumda yeniden devam edebilmesi için, tohumun girdiği karanlık tüneller var. Yaşam, bir yandan sona eriyor. Bir yandan, kendine yeni bir doğum kanalı buluyor duvarların ötesinde.

Aşk, bir yandan sona eriyor. Bir yandan kendine yeni bir doğum kanalı buluyor yıkarak duvarları. Kendine ördüğü duvarları…

BEŞİNCİ BÖLÜM: GÜNEŞ BURCU-AY BURCU ( I )

Elimi sımsıkı tuttuğun gün, Kordon’da çocuklar gibi eğlenmiştik. Güneşli bir öğleden sonraydı. Elimizde sütlü mısırlarla ve pamuk şekerlerle dolaşıp durmuştuk. Kordon’daki fenerin en ucuna kadar gitmiştik. Adını da dünyanın ucundaki fener koymuştuk birlikte.

O gün, dünyadaki hiçbir tehlikenin değil bana zarar vermek yanımdan bile geçemeyeceğini düşünebilecek kadar güvende hissetmiştim kendimi. Bütün dünyaya meydan okuyabilirdim. Kendimdeki uçuruma meydan okuyabilirdim.

Kordon’daki o gün gibi, daha nice günler geçirdik. Haksızlık edecek değilim. Ama zaman geçtikçe, daha az tutmaya başladın elimi. Yanımda yürümen bana yetmedi. Kendimce senin bu haline gerekçeler bulmaya çabalayıp durdum. Bir insanın kalbinde, buzun ve ateşin birbirlerini yok etmeden nasıl yaşayabildiğine içten içe şaşırıp durdum.

Herhalde canının bir kez daha acımasından çekiniyor, sevgisi o kadar yoğun ki göstermesini beceremiyor diye kendimi avuttum. İşe yaramadı. Sen elimi bıraktıkça, ben eksildim. Üstelik umurumda değilmiş gibi yaparak, bir tek seni değil kendimi de kandırdım. Aslında, düpedüz senin beni yeterince sevmediğin sanısına kapılmıştım. Senin için duygularını belli etmemek olağan olabilirdi ama benim için hiç öyle değildi. Ben önemli bir tahlil için doktora gittiğimde, bana sonuçları sormayı unutman benim için sorundu. Projem yarışmaya girdiğinde ve başarılı bulunduğunda, tebrik etmek için beni gecenin bir yarısı en son senin araman bir sorundu Seni bir tek gün görebilmek için yanına geldiğimde, bana otobüs garında bir saniye olsun sarılmaman da bir sorundu ve bir şeylerin değişmesi gerektiğini haber veriyordu bana. Bir şeylerin değişmesi gerektiğinin çok kolay bilincine varan ama o denli kolay eyleme geçemeyen biriyim ben. Hep böyleydim. Nedense, eksikleri görmek yerine hep yaşanmış güzelliklere kayar aklıma. Kıyamam onlara.

Anılarıma biraz fazla mı bağlıyım?

Anılarıma yüklediğim anlamları mı büyütüyorum gözümde?

Yeni anılar kurmaya cesaretim-mecalim mi yok?

Her biri ya da bu nedenlerin toplamı, benim durumum için bir iddia olarak öne sürülebilir. Kızmam buna. İnsanları olduğu gibi kabul etmeden önce, onları oldukları gibi görebilmek gerekir. Benimse, hayal gücüm gerçekleri kavrama yetime göre fazla hızlı çalışır. Hepsi bu.

Rüyadan uyandım. “Ben böyleyim ve değişemem.” dediğinde sana içerlemiştim. Haklıydın. Sen böyleydin. Aşkla dokunmuş cümlelerinin bir yerine, dünyanın en acımasız cümlesi sızabilirdi. O incelikli adam, birden dünyanın en vurdumduymaz kör ayvaz adamına dönüşebilirdi. En son söylenmesi gereken şeyi, sana en başta söyleyebilirdi. Dili, zehirli bir iğneye dönüşebilirdi. Böğrünün orta yerine iğnesini batırabilirdi tıpkı bir akrep gibi.

ALTINCI BÖLÜM: GÜNEŞ BURCU-A Y BURCU ( II )

Bu ele avuca sığmaz yaşama tutkunu hiç kaybetmemeni diledim o gün. Çıplak ayakla dans pistine nasıl da fırlamıştın. İşte, bu benim sevgilim diye geçirmiştim içimden. Sana hiç söylememiştim.

Senden önce, kendi içinde kilitli kalmış bir tavan arasıydım ben. Anahtarımı kendi ellerimle denize atmıştım. Kimse beni bulmasın diye. Senin yaşama duyduğun o tuhaf bağlılığa, neşene, içinden geleni yapıveren fütursuzluğuna yakalanmadan çok önceydi.

 İçten içe bu yaşama sevincini kıskandım. Hatta biraz abartılı buldum. Nereden buluyordun sanki yaşamda sevilecek bu kadar iyi ve güzel şeyi. Yaşam aynı zamanda acımasız bir yerdir prenses. Sorumluluklarımız vardır bizim, her birimizin. Oyunmuş. Oyun bunun neresinde? Gitmek istesem, annemi bırakıp gidebilir miyim? Kendime yeni bir hayat kurmak istesem, aynı zamanda bir baba olduğum gerçeğine sırtımı dönebilir miyim? Babam öldüğünden beri, geminin iskelet kısmını ayakta tutan gemi direği gibiyim. Herkesin başı sıkışır, ben yetişirim. Kendi işimi gücümü bırakırım, ama mutlaka hazır olur yetişirim.

Bir gün, bana “Sana çok ihtiyacım var.” demiştin. Ahizenin öbür ucundaki sesin titremişti. Ben de, “Siz kadınlar, böyle cümleleri ne kadar da rahat sarf ediyorsunuz.” diye acımasızca eleştirmiştim seni. “Erkekler için durum farklıdır. Çünkü onların böyle ihtiyaçları yoktur.” diye de ahkâm kesmiştim. Oysa öyle çok ihtiyacım vardı ki sana.

Bunu sana hiçbir zaman söylememi bekleme Maya. Ben, güçsüzlüğü kabul edemem, ona yenilemem. Kimseden sevgi dilenemem ben anlıyor musun, dilenemem. Senin ne denli zayıf bir adama tutulduğunu bir saniye bile düşünmen mahveder beni. Ben böyleyim ve değişemem. İş yerinde müdürün beni odasından kovduğu gün, günlerce susmamın nedeni de buydu. Bu gurur kırıcı olayı, hazmetmeye çalışmıştım. Karşında, zırıldayan, yıkık bir adam görmene izin mi verseydim yani!

O tatili uzun zamandır planlıyorduk. Bense, bir türlü parasını denk düşüremiyordum. Evdeki hesabı çarşıya uyduramıyordum. Bu tatili çok istediğini biliyordum. Bunu bile bile ne deseydim sana! Cümleler boğazımda düğümlendikçe sustum. Sustum. Sustum. Ne desem, içi boş bir vaat sanacaktın. Bense sana henüz gerçekleşmemiş büyük vaatler sunmak yerine, hep gerçekleştirebildiğim şeylerle gelebilmek derdindeydim. Ayakları yere sağlam basan sağlam planlardan yana olduğumu senden mi saklayacağım! Senden mi saklanacağım. Hayatta en son istediğim şey bile değildi bu. Değildi Maya…

Kırık dökük sesinle konuşma benle. Sesindeki cam kırıkları her yerimi kanatıyor. Ne olur biz daha sabret Maya. Biraz daha. İncelikli hareketler, romantik cümleler çok çıkmaz benden. Hayalperest biri de değilim. Ama seni, hayal gücünün sınırlarını zorlayacak kadar çok sevebilirim.

YEDİNCİ BÖLÜM

Sabır taşı olsa çatlardı. Yakınımdaki herkes böyle söyledi. Bense, nasıl ve neden bekleyip durduğumu çok da didiklemeden senden gelecek bir haber bekledim. Sen, odanın ortasında bir bavulla yaşadın mı hiç. Ben, yaşadım. Aylarca, o çalışma temposuna ve o uykusuzluklara dayanmamı sağlayan sendin budala. Yorgunluktan göz kapaklarım ağırlaştığında, seninle görmek istediğim yerlerin fotoğraflarına baktım ve yüzümde kocaman bir gülümseme ile döndüm ben çalışmama.

Hani birlikte balık tutacaktık, saatlerce dans edecektik kumsalda, sabaha kadar kayan yıldızları sayacaktık, yemek pişirecektik, kamp ateşinin etrafında bildiğimiz tüm şarkıları avaz avaz söyleyecektik, sabahın ışıltısına ve ufuk çizgisine gözlerimiz hayranlıktan yaşararak uyanacaktık. 

O bavulu kaç kere açtım ve kaç kere katladım o giysileri, tahmin bile edemezsin sen. Tatili değil, aramızdaki uzaklığı önemsemeye başlamama sen neden oldun. Derin suskunlukların, benim çığlığım oldu. Duymadın.

Sabır taşı olsa çatlardı. Çatladım. Sen, kapılarını açmak istemediğin sürece birileri kapılarını yumruklasa ne fark eder! Zorla içini açmak diye bir şey yok. Bana içini açsaydın, seni dinlerdim. Senin suskunlukların hakkında tahmin yürütmekten yoruldum. Seni kaybetmemek uğruna, yaşamak istediklerimi sürekli ertelemekten de yoruldum. Yoruldu aşkım. Yoruldum aşkım.  Demek ki, benim gücümün de sınırları varmış. Sınırlarımı bir akrebin kollarında sınadım.

Bavulumu topladım. Bu bavullar hep böyledir. Nedense, yola ilk çıktığımızda içine koyduklarımızın aynısı dönüş yolunda toparlanırken sığmaz olur bavula. En büyük yanılgımız, bavulun içindekileri başta içine koyduklarımızdan ibaret sanmamız gibi geliyor bana. Yanımıza aldıklarımız ağır geliyor bavula. Ne hikmetse, onlarsız da olmuyor. Her yolculuk, içinde bir başkalaşma ihtimali barındırıyor. Döndüm. Her şey eskisi gibi… Döndüm. Hiçbir şey eskisi gibi olamaz artık.

Gözlerimin içine bakıp, bana “Mutlu aşk diye bir şey var mı ki?” diye sormuştun. Soruyorum çünkü ben, hiç görmedim de diye de eklemiştin. Mutlu bir aşka inanma isteğini bastıran gölgeler dolaşıyordu yüzünde. Şimdi, bunca zaman sonra o sorunu cevaplayayım Kara Şövalye. Bu ismi de sana ben koymuştum. Mutlu aşk diye bir şey vardır. Aşk, bizi böylesine sarsarak ya da içimizi kanırtarak âşıklarına çok başka bir şey yapar. Onları açmazlarıyla ve tuzaklarıyla yüzleştirir ve o mutluluğa hazırlar. Bu bile, yaşadığımız her aşkı değerli kılmaya yeter de artar. Öyle değil mi?

Kendine iyi bak. 

Maya

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz