Gülşah Ak | Didem Madak ve Kadın

Gülşah Ak | Didem Madak ve Kadın

Gülşah Ak, “Didem Madak ve Kadın” adlı incelemesiyle Edebiyat Daima’da.

Gülşah Ak | Didem Madak ve Kadın

Kadın, birçok şairin işlediği konulardandır. Kimi şairler kadını aşk, sevda gibi konularla birlikte işler, kimisi ise şiirinin başköşesine oturtarak, her türlü kadınsal durumu şiirinin asıl sorunsalı hâline getirir.   Kadının tarihsel süreçteki egemenlik alanına bakacak olursak kadın, yüzyıllarca erkeğe göre geri planda kalmıştır. Erkek ise edebiyatın ve tarihin her daim öznesi durumundadır. İlk uygarlıklardan günümüze kadar çeşitli tarihsel süreçlerde rol alan kadının -sosyal ve politik alanda erkeğin arka plandaki gücü olsa da- kendi adını duyurması neredeyse imkânsız olmuştur.

Başkasının Egemenlik Alanında Var Olmaya Çalışmak

Kadın, XVI. yüzyılın sonları, XVII. yüzyılın başlarında erkeklere karşı egemenlik kurma savaşı vermeye başlamıştır. Feminizm düşüncenin ortaya çıkması da bu dönemlere denk gelir. Bu çağda toplu kadın eylemlerine de rastlanılır. Hizmetçiler ve esnaf kadınlar eşitlikçi bir uygulama talebinde bulunurlar. XVIII. yüzyılda evde oturan burjuva kadınları, üst sınıf kadınları gibi salon toplantıları yapmaya başlar. Bu toplantılarda entelektüel sohbetler yapılır. Sosyal, politik, sanatsal olayları kadınlar buradan takip etme imkânı bulur.  Kadınların kendilerini geliştirdikleri bu salonlar, ilk feminist düşüncenin oluşması ve şekillenmesi açısından çok önemlidir. (Sevim, 2005:29-31)

Erkekler tarafından zaman zaman küçümsenen ve eleştirilen kadınlar, yüzyıllarca yazma konusunda cesaretli davranamamışlardır. Erkeğin hâkimiyet sürdüğü bir dünya olduğu için yazmak, sanki kadınları gülünç duruma düşüren bir eylemdir. Kadın bu dünyanın bir parçası olamazmış gibidir sanki. İşte kadın XVIII. yüzyılda bu dışlanmışlığa bir son verme noktasına gelir ve yazın dünyasında aktif olmaya başlar. Orta sınıf kadınları da yüksek sınıf kadınları gibi yazmaya başlamıştır.

XIX. yüzyılda yazılan eserlerin büyük çoğunluğunu şiir değil de roman oluşturur. Virginia Woolf, bu durumu orta sınıfın maddi açıdan çok iyi şartlarda olmamasına bağlar. Çünkü kadının kendine ait bir odası yoktur. Yazarken sürekli bir bölünme ile karşı karşıya kalır. Bu yüzden dikkat gerektiren şeyler yazmaktansa, düz yazıya yakın eserler oluşturmak daha kolaydır. Woolf, yazın dünyasında erkek egemen anlayışın son bulması için, kadınların maddi anlamda kendilerine yetecek duruma gelmelerini önerir. Para kazanmak özgürlüğün kapısını açan bir kilittir. Kadın böylelikle rahat bir ortamda yazma imkânı bulabilir. Yazma ise onu daha da özgürleştirir. (Woolf, 2013:23-73)

Özgürleşme ve yazma güdüsü Türk edebiyatında da birçok kadın kalemi dürtmüştür. Didem Madak, Gülten Akın, Nilgün Marmara, Lale Müldür gibi şairler yazdıklarıyla edebiyat dünyasındaki yerlerini almışlardır. Didem Madak, 90’lardan 2000’lere kadar en bilinen şairlerden biri olmayı başarmıştır. Edebiyat sahasındaki eril gücü kırma adına özgürlükçü bir tavır takınmıştır. Yazdıklarıyla toplumun erkek-kadın yazar ayrımına gittiği cinsiyetçi algıyı kırmaya çalışmış bir şairdir o.

Didem Madak: Cinsiyet Algısı ve Kadın

Kadının toplumdaki yerini sosyal bir yapılanma olan toplumsal cinsiyet algısı belirler. Cinsiyet, kadın ve erkeğin biyolojik farklılıklarını işaret eder. Toplumsal cinsiyet ise toplumun bu cinsiyetler üzerine kültürel görüşlerine, inançlarını ve beklentilerini yüklemesi ile oluşan bir algıdır. Erkeğe ve kadına dayatılan roller toplumun beklentisi ile yakından ilgilidir. Bu beklenti, kadının ve erkeğin yapabileceklerini sınırlandırır. Kadın, erkek egemen toplum içerisinde bir saldırıya ve baskıya maruz kalır. Tüm bu baskıların arasından Didem Madak gibi şairler güneş gibi doğar. Onun şiiri incelendiğinde Madak’ın sanat algısının edebiyatın eril diline karşı çıktığı söylenebilir. O, toplumun “kadından yazar, şair olmaz!” anlayışını sekteye uğratan bir kuşağın parçası olmuştur.

Aile Rolü İçinde Kadın ve Baba

Aile her toplum için önemlidir. Edebiyatçıların da aileden etkilenmemesi düşünülemez. Didem Madak da şiirlerinde aileye dair imgeler kullanır. “Annemle İlgili Şeyler” adlı şiirine baktığımızda “baba” figürü dikkat çeker. Annesinin bir erkeğin ilgisizliğinden, baskısından, sevgisizliğinden mustarip bir kadın olduğuna dikkat çeker.

“Yaşasaydın, hayatının ortasına

Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.”

                                   (Grapon Kâğıtları, s. 18)

Şair toplumsal bir kadın sorununa parmak basmıştır. Şiirin son dizelerinde, ölen her kadın için bir şiir yazdığını söyler.  Kadınların ölüm sebeplerinin ne olduğuna değinmez, ancak bu dizeler bizi Türkiye’deki kadın ölümlerinin fazla olmasıyla bir bağlantı kurma noktasına götürür.

Madak’ın şiirlerinde baskıcı baba profiliyle karşılaşmak mümkündür. Buradan yola çıkarak erkek egemen algının eleştirisini yapmıştır. Madak, babasının da toplumdaki birçok erkek gibi kadınlar üzerinde belirgin bir şekilde söz sahibi olma çabasındadır. Madak’ın mısralarına bakıldığında “erkek” imgesinden kaçışın, onun için kurtuluş gibi olduğu görülür. Kendini bir erkekten ne kadar uzak tutarsa o kadar mutlu olacağını düşünür.

“Mavi kareli gömleğiyle hatırladıkça babamı

Kırpıp kırpıp fotoğrafları, döküyorum başımdan aşağı

Sanırım ben assolist oldu maviş anne

Şimdi mutluyum

Geçmişini mi yok ettin kızım diye soran

Bir babadan kurtuluşunu kutluyorum

Babama söyle, o gelmesin maviş anne”

                            (Grapon Kağıtları, s. 21)

Babadan kurtuluşun Madak için sembolik bir önemi vardır zira bu, onun için eril bir otoriteden kurtuluştur. Yani özgürlüğün kapılarını açan bir durumdur. Aslında Madak bizi babanın tavrı ile toplumdaki diğer erkeklerin rolü arasında bir bağlantı kurmaya iter. Babanın fotoğraflarda bile yer almasını istememesi, erkeğin kendi gücünü kadın üzerinde hissettirmesinin bir sonucudur. Erkeğin elinde tuttuğu ve çocukluktan beri tanıdığı ayrıcalık, insan olma eğilimi ile erkeklik arasındaki yazgının benzerliğidir. Kadın gibi varlığı parçalara bölünmediğinden, insan olabilmek için erkekliğinden vazgeçmek zorunda değildir. Ancak kadının kendini hem bir nesne hem de bir av hâline getirmesi, üstün bir varlık olma hakkından vazgeçmesi demektir. Erkeğin boyunduruğundan kurtulmuş bir kadının durumundaki çelişki böyledir. Bu durumda kadının kadınlığından vazgeçmesi, insani yönünün de sakatlanması anlamına gelir. (Beauvoir, 1981:132-133)

Güçle Var Olmak ya da Tek Başına Kalmak

Varoluşçu feministler, kadının biyolojik olarak erkekten güçsüz olduğunu kabul ettiklerini ifade ederler. Önemli olan şey, erkeklerin bu gücü kadınlar üzerinde kullanmaya kalkışmamasıdır. Bu farklılıklara sırtını dayayarak, kadın ve erkek arasında uçurum oluşturmaya karşıdır.  Varoluşçu feminizmin kurucusu olan Simone de Beauvoir, kadının dünya üzerindeki konumunu belirlemede, sadece bunun göz önünde bulundurulmasının yanlışlığından bahseder. Erkeğin “kendi” olarak değerlendirilirken, kadının “başkası” olarak değerlendirilmesine karşı çıkarak, psikolojik, ontolojik, biyolojik unsurlar ışığında değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Böylelikle kadın, kendi varoluşsal serüveni içerisinde ele alınmış olur. (Sevim, 2005:72-73)

“Fazla vaktim kalmadı

Artık ifadem alınmalı.

Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!

Beni bir sutyen lastiği ile asın.”

                            (Grapon Kâğıtları, s. 38)

Didem Madak erkek egemenliğinin kadını sınırlandıran bir hâl almasını eleştirir. Toplumsal cinsiyet algısı, kadın üzerinde büyük bir baskı oluşturur. Madak’ın ise buna itirazı vardır. Kadının cinsel obje, erkeğe hizmet eden bir köle gibi geri plana atılan bir varlık olarak görülmesine itiraz eder. Böylelikle ataerkil düzende kadının kimliksizlik sorunu ortaya çıkar. Bu bağlamda Madak’ın şiirleri, toplum içerisinde karmaşalara, baskıya, şiddete maruz kalan birçok kimlikten kadının sesi olmaya çalışmıştır.

“On dört yaşındaydı ruhum bayım

Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.

Protez bacaklar taktılar okuma ince ve beyaz

Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri.

Protez bacaklarıma bile Islık çaldılar”

                            (Garpon Kâğıtları, s. 49)

Şiirde, daha çocuk yaştayken bile kadınların karşılaştığı zorluklar anlatılmaya çalışılmıştır. Cinsel saldırıya meyilli erkek gücü eleştirilmiştir. Şair, kadınların çok rastlanılan problemlerine değinerek, yaşanılan şiddetin çeşitli boyutlarını göstermeye çalışmıştır. Erkeklerin bir kadının protez bacaklarına bile ıslık çalması, kadının bir objeye dönüştüğünün ispatıdır. Kadın, erkek için zamanla yalnızca doğurganlığın sembolü ya da bir erkeğin cinsel arzularını karşılayan bir nesne olmuştur. Kadının toplumsal rolünün ve yerinin daralması kadın hareketlerinin ortaya çıkmasının başlıca sebebidir.

Yalnızlığın Derinden Gelen Sesi

Didem Madak’ın kendi iç dünyasını yansıttığı birçok şiirinde, yalnızlık ve sıkışmışlık havası hâkimdir. Kadının kendi dünyasında sıkışmışlığı ve iç sıkıntılarını yansıtmıştır. Şiirlerinde, toplumun kadın üzerindeki egemenlik kaygısının izleri görülür:

“Eski bir şiirsin sen, unutulursun, unutma

Dekolten fazla kaçmasın aman,

Ayıplar sonra Anadolu yakanı kapa”

(Ah’lar Ağacı, s. 71)

Bireye bakışın sığ olduğuna, bilhassa kadının sık sık toplumun ayıplamasına maruz kaldığına gönderme yapmıştır. Yalnızlık, sıkılmışlık ve hayata yorgun bakış, onun şiirlerinde en göze çarpan meseleler hâline gelmiştir. Kadın, erkek egemen toplumun ezilen, ayıplanan tarafıdır. Hatta şair, bu toplumda kadın olmanın zorluğunu dile getirirken yaşlanmaya karşı bir sempati duyduğundan da bahseder. Çünkü ancak yaşlandığında toplumun baskısından biraz olsun kurtulacaktır. (*)

“Paragraf Başı” şiirine baktığımız zaman başka şiirlerinde de olduğu gibi “cadı” ifadesini sıkça kullandığını görürüz.

“Kanalizasyondan fırlar bir cadı,

Başını engizisyona çarpar.

Ölürüz belki ikimiz de ucuz bir aşk romanının sonunda.”

(Ah’lar Ağacı, s. 69)

Buradan hareketle Avrupa’nın kanlı katliamlarından olan cadı avına gidilebilir. Cadı avı 13. yüzyıl dan 18. yüzyıla kadar süren katliamlar silsilesidir. Kadın türlü bahanelerden ötürü dışlanmış, lanetlenmiş, öldürülmüştür. Madak’ın kullandığı cadı arketipi, olumlu ve olumsuz çağrışımlar yapmaktadır. “Cadı” kelimesine ilk olarak rastlandığı şiir de “Paragraf Başı” şiiridir. Buradaki cadı arketipi; başı engizisyona çarpan, cadı avı sürecinde yok edilen bir kadını simgeler adeta. (**)

Pulbiber Mahallesi’nde de sıkça cadı olma isteğini dile getirmiştir. Buradaki imgesel söylem olumsuz bir etki uyandırmaz. Cadı olmak gücü elinde bulundurmakla paraleldir. Yani cadı olmayı, gücünün yetmediği yazgısını değiştirmenin tek yolu olarak görmüştür. Annesini geri getirmenin, çocukluğuna kavuşmanın, caddeleri yürütmenin onun cadı olmasıyla mümkün olacağını düşünür. Cadı olma isteği, ezilen kadının eril güce karşı savaşının başlangıç noktasıdır. Bu doğrultuda toplumda hâkimiyeti, kadın gücünün ele geçirmesi yönünde bir imaj çizmeye çalışır.

Kısaca özetleyecek olursak Didem Madak, şiirlerinde farklı kimliklerdeki kadınlara yer vererek, kadın problemlerini anlatmaya ve erkek egemen düzene başkaldırmaya çalışmıştır. Özellikle yazın dünyasının eril diline karşı bir duruş sergilemiştir.  Şiirlerinde kimi zaman bir kadının sırf kadın olduğu için önüne konulan engelleri dile getirmiş, kimi zamansa bu engelleri aşmak için çeşitli girişimlerde bulunan cesur bir kadını anlatmıştır. Didem Madak şiir ve edebiyat aşkını kadınların gayet iyi bildiğini çok iyi hissettirir. Onun şiiri, adeta “SİZ AŞKTAN N’ANLARSINIZ BAYIM?” diye bangır bangır bağıran bir şiirdir. 

KAYNAKLAR VE NOTLAR

Ayşe Sevim. (2005). Feminizm. Adam Yay., İstanbul

Virginia Woolf. (2013). Kendine Ait Bir Oda. Suğra Öncü (Çev.), İletişim Yay., İstanbul, s. 73.

Simone de Beauvoir. (1981). Kadın Bağımsızlığa Doğru. Bertan Onaran (Çev.), Payel Yay., İstanbul, s. 132-133.

* “Niçin şiir yazmaya başladığımı düşündüğümde şunu fark ettim: O dönem şiir bana, herkesten ve her şeyden çok özgürlük vaat ediyordu. Yaşlanmak da benim için bir özgürlük vaadi aslında. Bu yüzden eteklerinin ucundan sarkan paçalı donlarına aldırmadan, örtmeden – gizlemeden dolmuşa binmeye çalışan, önüne gelen erkeğe yardım etmesi için elini uzatan yaşlı teyzelerin durumu bana çok büyüleyici gelmiştir hep. Yaşlı bir kadın hayatının bir dönemini kadın olarak geçirmiştir, ama artık tam bir kadın değildir. Yani bir kadın gibi kendini gizlemek, korumak zorunluluğu yoktur. Yaşlandığım vakit, şiirimin değişebileceğini düşünüyorum. Gecenin bir vakti kimsenin ilgisini çekmeden bir meyhaneye oturup, herkesin suratını inceleyebilirim o zaman. En fazla, bu buruşuk suratlı kadının niye kendilerini inceleyip durduğunu düşünürler. Sonra çok içip masada sızmama yakın, heyy kocakarı, derler bana, kapatıyoruz, hadi evine git. Genç bir kadın için tam bir yalnızlık mümkün olmuyor aslında. Eskiden cebimde bir falçata taşırdım mesela. Gecenin üçünde hiç korkmadan, arkamdaki ayak seslerini kollamadan, sokaklarda yalnız dolaşabilmek benim şiirime çok şey katabilir gibi geliyor. Yaşlanınca daha rahat ederim diye düşünüp, yaşlanma etkilerini geciktirici krem kullanmıyorum.” [Müjde Bilir. (2002). Didem Madak’la Söyleşi, Varlık (Varlık Kitap Eki), Ekim, Sayı: 1141, s. 2-3.]

** 12. yy.’da başlayıp 15. yy.’da doruğa ulaşan ve 18. yy.’da varlığını sürdüren büyücü avı kuşkusuz ortaçağdaki en büyük katliam olmuştur. Bu dönemde pek çok kadın cadılıkla suçlanarak yakılıyordu. Büyücüler, erkeklerin cinsel gücüne, kadınların doğurganlığına saldırmak ve imanı yok etmekle suçlanıyorlardı. Pratikte ise bir kadının cadılıkla suçlanması için herhangi bir sebep yeterliydi. Meselâ doğum esnasında anneyi kurtarmak için bebeği feda eden ebeler doğurganlığa saldırdıkları için, menopoza giren yaşlı kadınlar kanlarını içlerinde sakladıklarına inanıldığı için, bekâr yaşayan kadınlar (yeniden evlenmeyen dullar, hiç evlenmemiş ya da ayrı yaşayanlar), erkekler olmadan yaşayabildikleri için cadılıkla itham olunuyorlardı. [Ayşe Sevim. (2005). Feminizm. Adam Yay., İstanbul, s. 25.]

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz