Faik Muharrem | Necati Bey’in Bir Gazelinin Peşinde

Faik Muharrem | Necati Bey’in Bir Gazelinin Peşinde

Faik Muharrem, Necati Bey’in bir gazelini şerh ettiği yazısıyla Edebiyat Daima’da

Faik Muharrem | Necati Bey’in Bir Gazelinin Peşinde

1.

Halk-ı âlem bir yana oldu bu şeyda bir yana
Cennet-i kûyun komazam olsa dünya bir yana
 

2.
Ermesin dersen cemal-i ber-kemale bir zevâl
Gün gibi ey şâh-ı âlem gitme tenha bir yana
 

3.
Bulamadılar arayıp şive-i reftârını
Gitti tûbâ bir yana serv-i dil-ârâ bir yana
 

4.
Devlet-i aşkında senden artık olur leşkerim
Bir yana tursa za’if olan tüvânâ bir yana
 

5.
Aşka mâni olamaz nâsih kelâm-ı hûş-mend
Kimsene karşı duramaz aksa deryâ bir yana
 

6.
Söz ile ben hastaya bin kez müdâvâ eyledin
Etmedin ey İsî-i şekker-leb ammâ bir yana
 

8.
Gamzen üstündür lebinden söz yok ammâ hastana
İki rahmetten birisin eyle cânâ bir yana
 

9.
Canına oldu Necâti’nin havâle çeşm-i yâr
Ey ecel sen de gelip etme tekâzâ bir yana

NECÂTÎ BEY HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ

Necâtî Bey, 15. yüzyılın en güçlü kalemlerinden biridir. Sultan II. Mehmet devrinde 1444-1446 civarında Edirne’de dünyaya geldiği, kendisini köle olarak alıp sonradan evlat edinen yaşlı bir hanım tarafından büyütüldüğü düşünülmektedir. Daha sonra Kastamonu’ya gelmiş ve burada hat sanatıyla meşgul olmuştur. Bu dönemde şiire başlamış ve şiirlerinde bu yöreye ait söyleyişlere de yer vermiştir. “Döne döne” redifli meşhur gazelinin Bursa’da Ahmed Paşa’ya ulaşması üzerine hızla tanınmıştır. II. Bayezid devrinde şehzadelerin hizmetinde bulunmuş, bir süre sonra yeni bir görev istemeyerek evine çekilmiş ve ilimle meşgul olmuştur. 1509’da vefat etmiştir. Öğrencisi ve tezkiresiyle meşhur Sehi Bey tarafından mermer bir mezar yaptırılmıştır. Mezar taşına tarih beytinin yanında şairin, “Bir seng-dil firâkına ölen Necâtî’nin / Billâhi mermer ile yapasız mezârını” beytini yazdırmıştır.

Osmanlının büyük tezkirecisi Latîfî’ye göre Necâtî, şiirde atasözü söylemeyi kemale erdirmiştir. Bu yüzden ondan “mesel-gûy” (özlü söz söyleme ustası) olarak söz eder. Yine ona göre Necâtî, gazel tarzında ustalığıyla yeni bir çığır açmış ve kendisinden önceki şairlerin üslûbunu geçersiz kılmış bir şairdir.

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ VE KISA YORUMU

1. Bütün âlem bir yana toplandı, aşktan aklını yitirmiş bu çılgın âşık bir yana. Bana bütün dünyayı verseler benim nazarımda bir cennet olan mahallenden vazgeçmem.

Eski şiirimizde mübalağa oldukça önemli bir yer tutar. Hatta bu yüzden zaman zaman şairlerin doğru sözlü olmamakla itham edildikleri de çok olmuştur. Burada da âşık, aslında bizatihi şairin kendisi, aşkı uğruna bütün dünyayı karşısına alsa umursamayacağını ilan etmiş oluyor. Şiire çok güçlü bir iddia hatta bir restleşme ile giriş yapıyor. Öyle ki devamında gelecek benzetme ve imgeler okuru hiç şaşırtmayacaktır. Din etrafında gelişen bir ödül ve ceza algısı, eski hayatımızı şekillendirmekteydi. Bir mümin için hiç şüphesiz en büyük ödül cennete girebilmektir. İkinci mısrada sevgilinin semti ile cennet kıyaslanıyor ve çok güçlü bir şekilde sevgilinin bulunduğu mahallin cennetten üstün olduğu söyleniyor. Bunu iki şekilde okuyup anlamak mümkün: Birincisi elbette tasavvufi bir yorumla gerçek sevgili olan Allah’ın katına yaklaşabilmek cennetlere bile değişilmeyecek bir ödüldür mümin için. İkincisi beşeri anlamda, aşığın sık sık sevgilisinin mahallesinde dolaşması, onun gezdiği yerlerde dolaşıp adeta ayak izlerini takip etmesi aşkın derecesini ispat etmenin bir yoludur.

2. Ey âlemin güneş gibi parlayan şahı! Eğer kemale ermiş, mükemmeliyete ulaşmış güzelliğine bir zeval, bir eksiklik gelmesin istiyorsan başını alıp tenhalara gitme.

Eski şiirimizin dünya ve düzen algısı oldukça gelişmiştir. Hiyerarşik bir algıdır bu, belli bir protokol içinde herkesin ve her şeyin yeri ve sırası bellidir. Gök cisimlerinin şahı Güneş’tir, dünyada ise onu hükümdar temsil eder. Hükümdar, ülkesine tıpkı bir güneş gibi hayat ve ışık saçar. Dolayısıyla âşığın gönül ülkesinin hükümdarı olan sevgiliyi bir güneşe benzetmesi gayet makul bir istiare olur.

Sevgili, gönül mülkünün şahı ve üzerinde parlayan güneşi olmakla kalmaz, kemale ermiş güzelliğiyle de kendine rakip kabul etmez. Nasıl ki hükümdar tektir, sevgili de ortak kabul etmez. Âşığın dilinden tenhalara gitme, şeklinde bir uyarıyı birkaç şekilde okuyabiliriz. Sevgilinin tenhalara gitmesi, aşığın kalbinden uzaklaşması demek olur. Ki hiçbir âşık bunu kabul etmez. Bir başka açıdan hükümdarların nasıl ki dışarıda gezmesi güvenlikleri için bir problem oluşturuyorsa, sevgili de zarar görmemek için tek başına dolaşmamalıdır. Yoksa güzelliğini kıskananlar ona zarar vermeye yeltenebilir, belki de kem gözlerin nazarına uğrayabilir.

3. Senin salına salına işveli yürüyüşüne denk bir yürüyüşü çok aradılar ama bulamadılar. Sonunda cennet ağaçlarından tûbâ bir yana, gönül avutucu servi bir yana gitti.

Servi ağacının rüzgârda nazlı nazlı salınan görüntüsünün etkilemediği bir divan şairi var mıdır, bilmiyorum. Haliyle servi mazmununun geçmediği bir divan yoktur diyebiliriz. Ahmed Paşa “serv-i ra’na”, Nedim “serv-i revan”, Karamanlı Nizami “serv-i çemen” diyerek kullanır söz gelimi. Servi, salınışı ve zarif yapısı nedeniyle sevgilinin sokaktan salınarak geçişini gösteren bir sembole dönüşür şairlerin dilinde. Servinin yanında tûbâ da uzun boyu temsil eden bir ağaçtır. Tûbâ, cennetin altıncı katında bulunur ve dalları ile cenneti kuşatır. Her ısırışta farklı lezzetler veren meyveleri vardır. Altıncı kat, insan aklının algılayabileceği son huduttur ve yüksekliği itibarıyla sevgilinin boyunu çağrıştırır. Cennetin altıncı katında bulunan bir başka ağaç da “sidre”dir. Bu ikisi hem mükemmellik hem de boy yönüyle sevgilinin remzi olarak yer bulur şiirlerde. Necâtî Bey, servi gibi dünyaya ait bir ağacın yanında tûbâ gibi bir cennet ağacının da adını anarak sevgilisinin güzelliğini cennet varlıklarıyla mukayese etmiş oluyor. Bu mukayesenin sonucu baştan bellidir: İster bu dünyaya ait olsun ister öbür dünyaya, sevgilinin güzelliği ile yarışabilecek hiçbir varlık yoktur.

4. Güç ve kuvvet sahipleri bir yana zayıflar bir yana ayrılsa aşkının kazandırdığı talihle benim askerim onlardan fazla olur.

Hükümdarın gücünün kaynağı meselesi, siyaset felsefesinin en önemli konularındandır. Hükümdar merkezli inşa edilen eski şiirimizin mazmun dünyasında da bu konunun geçmesi çok doğaldır. Âşık, bitmek tükenmek bilmez sayıdaki rakiplerinin orduları karşısında tek bir güze bel bağlıyor, sevgilinin aşkı. Aşkın talihinden doğan bir kuvvetle sadece rakiplere meydan okumaz âşık, adeta tüm dünyaya kafa tutar. Gönül ülkesinin askeri kalabalıktır çünkü aşkın doğurgan ve üretken bir gücü vardır. Bu güç, zorluklara karşı aşığın yegâne sığınağı gibidir.

5. Nasihat edenlerin hoş ve akıllıca sözleri aşka mani olamaz. Eğer deniz bir yana akacak olursa kimseler ona karşı koyamaz.

Aşkla ilgili en büyük yanılgılardan biri de onun sınırlanabileceği düşüncesidir. Hâlbuki aşkı kurallarla sınırlamaya çalışmak onun şiddetini artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Nasihat sahipleri, özellikle dini hassasiyetleri gözeterek âşığı aşktan vazgeçirmeye çalışırlar. Oysa sadık bir âşık kendi kalbine kurallar koymadığı gibi bu konudaki nasihatleri de ciddiye almaz. Burada “denizin bir yana akması” düşüncesi etrafında zarif bir mecaz var. Deniz bir yana aksa önünde hangi set durabilir? Hangi şiddetli nasihat veya uyarı bir insanı aşktan vazgeçirebilir?

6. Sözlerinle ve İsa’yı andıran nefesinle, tıpkı onun ölülere hayat üflediği gibi sen de benim gibi bir hastaya defalarca deva verdin. Ey İsa gibi şeker dudaklı sevgili, bir kez bile baş başa kalmadık ki benim asıl dermanım buydu.

Hz. İsa, babasız olarak mucizevi bir şekilde dünyaya gelmiş kitap sahibi bir nebidir. Onun mucizeleri eski şairlerimizin her zaman ilgisini çekmiş, mucizelerle sevgilinin halleri arasında bağlantılar aramalarını sağlamıştır. Hazreti İsa, Cebrail’in Meryem’e üflediği ruhtur. Dolayısıyla onun nefesi canlandıran, iyileştiren, tedavi edici bir nefestir. Çamurdan kuşlar yapıp onlara üfleyerek Allah’ın izni ile can vermesinden körlerin gözünü açmasına kadar pek çok mucizesi eski şiirimize konu olmuştur. O, genelde nefes ve mesh (elle sıvazlama) sözcükleri ile bir arada anılır.

Sevgili, âşığın dertlerinin ve hastalığının tek çaresidir. Birçok kez sözleriyle aşığın kalbindeki yaraları tedavi etmiştir ancak âşığın asıl dermanı sevgilinin dudaklarından alınacak bir bûsedir. Fakat bunun gerçekleşeceği bir ortam olmamış, asla baş başa kalmamışlardır. Bu beyti tasavvufi bir gözle okuyacak olursak şunu görürüz: Kul ile Allah arasındaki özel ilişkiyi engelleyen en önemli şey kulun çevresini kuşatan masivadır. Kul, Allah’la baş başa kalırsa kalbini tamamen ona döner ve maddiyata bulanmaktan kaynaklı hastalıklarından ve nefsin arazlarından kurtulur. Zira dünyalık mal, mülk ve zevkler kulun kalbini kirlettiği gibi Allah’la baş başa kalmasını da engeller. Burada tabii ki somut bir baş başa kalma durumu değil, kalbî bir mesele kastedilmektedir.

7. Gamzen benim nazarımda dudaklarından üstündür, buna itirazım yok. Ama hastana en azından iki rahmetten birini bağışlasan ne olur?

“İki rahmetten biri” deyimi ağır hastalar için kullanılır. Artık çile çekmekten bitap düşmüş, kurtulma ümidi neredeyse hiç kalmamış bu hastalar için iki rahmetten biri dilenir: ya şifa ya ölüm. Şifa zaten arzulanır ancak ölümün rahmet olarak görülmesi hem hastalığın acılarını dindirmesiyle alakalıdır hem de inanç sisteminin bir getirisidir. Çünkü bir inanan için en güzel son, kalbinde imanla ruhunu teslim edebilmektir. Bu durum rahmet olarak yorumlanır. Şairin tavrına gelince burada aşkın büyüklüğü ile yüz yüze geliyoruz. Âşığın aşkı o derece büyüktür ki tarifsiz mutluluklar yaşattığı gibi dayanılmaz acılar da çektirebilmektedir. Sevgiliden ayrı olmak, ona kavuşamamak, gözlerini görememek, iltifatına mazhar olamamak âşık için en büyük acılardır. Böyle bir halde ya bu dünyada kavuşmayı yani vuslatı arzular ya da ahirette cennet bahçelerinde kavuşmayı ister. Sevgiliye seslenerek iki rahmetten birini dilemesi bundandır.

8. Ey ecel, zaten sevgilinin yaralayıcı ve can yakıcı gözü Necâtî’nin canına havale edilmiş; bir de sen çıkıp borcunu tahsil etmek için kapıma dayanmasan olmaz mı?

Sevgilinin güzelliğini betimlerken en çok onun gözü dillendirilir eski şiirimizde. Göz, sevgilinin güzelliğinin dışa vurduğu, tüm güzellik unsurlarını kendinde barındıran bir azadır. Tebessüm, öfke, naz, alay, zalimlik, şefkat gibi aşığın boğuşmak zorunda olduğu birçok “işve” gözde zuhur eder. Sevgilinin bakışları kimi zaman bir hançer olup aşığın kalbinin lime lime eder kimi zamansa açtığı yaraları tedavi eden bir hekime dönüşür. Gözler içsel mananın dışa taşındığı bir çıkış noktasıdır ve bu sayede adet aşığın gönlüne bir şeyler anlatır. Sevgiliyi her görüş yeni his ve fırtınaların da kapısını açar. Âşık sevgiliyi gördükçe hem iyileşir hem yaralanır. Tüm bu tezatlar sevgilinin gözünü aşk yangınının ortasına yerleştirir.

“Can borcu” deyimi kulun dünyadaki muvakkat (sınırlı) yolculuğunun özeti gibidir. İnananlar hayatı, Yaratıcının bir hediyesi ve lütfu olarak görürler. Hayatta kaldıkları ve yaşayabildikleri için kendilerini Yaratıcıya borçlu hissederler. Ecel vakti bu borcun ödeneceği zamanı gösterir. Ecel gelince borç ödenir, defter kapanır ve hesap günü gelir. Şair burada sevgilinin yaralayıcı bakışlarının canını almak üzere olduğunu, ecelin gelip onun gözünü korkutmasına gerek olmadığını söylüyor. Zira sevgiliye kavuşulmadan geçen her gün ayrı bir ecel, ayrı bir ölümdür. Ölüler tekrar öldürülemez.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos

Etiketler

abbas marufi abdullah çakır abdulmelekiyan acabay adıgüzel afili ceket ah kusan zaman ahmedidai ahmet doğru ahmet menteş ahmet sarı ak akdeniz akif akifdut akşam sayıklaması albertcamus Ali Lidar Ali Necip Erdoğan alperbilgili anadan üryan bir yalnızlık anka kuşuna zümrüt Anlamayan BeniAdeme Gazel Anıl Cihan ardında yiten ben değilim Armağan Can arzu Arzu Alkan Ateş Arzu Tanrıverdi arzuözdemir aslan aslanoğlu Aslı Hilal Menteş ata atakaya aydın aydınakdeniz aygüner ayhan ayhan akdeniz ayten güler aytmatov ayça erdura ayçaerdura ayşenur kaya aydoğan ayşe şafak kanca aziz nayır açıkgöz aşk diye diye aşk hak aşk incinirse aşkmektubu aşk örtüyor gövdeni babek zamani bahaeddinözkişi bahar ayaklanmaları baltadergisi balçık baris barış barışerdoğan Barış Erdoğan barışmanço batı rüzgarları bayrıl bazı evlerin kış hali başağın diyalektiği başkalarını da düşün begüm şahbudak bekleyiş beni bir baharın göğsünde uyut ben olsaydım benzeşmek berna bernakarakaya beyazgemi beyzaege beyza yazıcıoğlu bijennecdi bir fincan kahvenin kahvenin çayın bardağın Birgül birgültemur birgülyangınaslanoğlu Birgül Yangın Aslanoğlu bir varlık masalı bir zamanlar bir çift yumru biter buralarda güneşin matemi bitişin mevsimleri Bit Pazarında Tarih Dersine Cevaben boyalı duvar Buket Uçar bulutun gözyaşı burak çelik burhan burhanaslan burhantuncay Burçin Laçin Altay buz çiçekleri büşra büşraünal camus canan çelik celladıma ceviri CeyCeyBey clemence damla nur akkirpi dağlardaki ter dedi-dedim defter deneme deniz Deniz Kara Kavalcı denizkarakavalcı dert dikimevi dervişzaim deryagündoğdu devrim horlu divan Dostoyevski doğa doğanay dulda dursunalisazkaya duvar Duyuru Duyurular Dönüşüm düğme ilikliği eda tosun Edebiyat Daima elem erk elif burcu özkan elifyavaş elimden tutabilse sesin ellerimde on dokuz yara elçin sevgi suçin emel Emel Bulut emel canpolat emelkoşar emel koşar emine gündüz menteş enver ercan enver sadri begit Enver Sadri Begit | İvo Bu Şairlik Telaşı Mı? eraysarıçam eray sarıçam ercan ercankesal ercanköksal ercan sağlam erdevir erdoğan Erguvan erguvan rengi yalanlar ergülen erhan erhankaraoğlan Erhan Çamurcu erkut tokman erkuttokman erman şahin ersin ersinkartal ersin kartal ersin taşdemir ertuğrul çoban erva erva zülal ünsal esingülez eskiliman esrakaraca esra karaca Ethem Baran evde kalmış zencefil eylül eşyalar fahriayhan faikmuharrem farsca fateme mahmudi Fatmasümer ferfiçkin kayboldu feritsürmeli fermuar ferruhzâd feyz kariha fuat fuatoskay fulya eyilik fuzuli füruğ füruğferruhzâd galip Galip ÇAğ galipçağ gamzekoç gece fısıltısı gecenintılsımı gece rahminde cenin gerus gerus abdulmelekiyan gezi yazısı gittin bana giz Gökhan Yılmaz gölgemdeki ağrılar gönül gönülyonar gösteri toplumu gözlerin afrika Gülden Çevik gülle güllüce gülsoy gülözen gülşah gülşahak gülşen gün bozumu Güngör gürhangürses güven güven adıgüzel güvenadıgüzel güven fatsa güvenini kırdım bir kere güzel yazı defteri güğüm Haber Haberler Hakan Sarıpolat Hakan Temiz Hakan Uslu hale alkay halil cengiz halil ibrahim emecen hande handeiçeliadabay hasan ali toptaş hasan temiz hasrettir azerbaycan hasta hatice hatice kübra öktem Hatice Tarkan Doğanay haticetarkandoğanay haticeyıldırım Hatice Yıldırım hayalet orkide haydar haydar ergülen heba herşeyibitirmeyidüşünüyorum hilal fırat hiç ihtimal Hûşeng İbtihac hüseyin hüseyin aygüner hüseyin sönmezler hırsız Iainreid ihtiyar banklar ihtiyardünya ilhan kemal ilyas alevi inceleme insan insannedir? intihar ilanları ismail ismailkılınç iz içeli jose saramago Kafka kalabalıkyalnızlıklar kalender kara kalkan kamyon kara karabürk karakaya karakoyun karanlığa tapanlar karaoğlan kartal karınca incitmez altur balyanın tuhaf intikam planı kavalcı kavşakta çevirme var kaya Kazuo Ishiguro kederbuselik kehribar kelebek ve kukla Kemal Özer Şiir Ödülü kimsesizliğe kiralık ışık hikayesi Kitap Kitaplık kitaplıktan Kitaplık Önü Klaros Yayınları kleopatra knut odegard kol düğmeleri korona koyu sersemlik kozan koşar kravat kronik satırlar kum kumdan keder kusey tangüler köpek kalbi köpeğin olayım hayat kürşat kürşatyozcu Küçürek Öykü kılınç kırmızı şiir kırıkyazıistasyonu kırık yazı istasyonu kısakürek kız kulesi boğaz ve aşk kızıltoprak kızılırmak Lale lale şeyda gülsoy laleşeydagülsoy latice bir mektup yaz bu gece leyla lord alfrad tennyson Louise Glück madak mahmud derviş mahrumiyet makyaj marazlı tren marktwain masal masiva mavi dünyanın insanları mayo mayıs mağara mehmet mehmet açıkgöz mehmetberkyaltırık mehmetyıldız mehmet yıldız mehmet çağan azizoğlu mehtapnas mektup melek melekler intihar etti melektemur merhametsizmerhamet merveyıldız meryem akyıldız metinsavaş meviza mevlüt şener mevsim etkisinden arındırılmış insan manzaraları Mihail Bulgakov muhamedburaktunay muhameterdevir muhammed münzevi muhammet muhammeterdevir Muhammet Erdevir muhsin hafız çakıroğlu murat muratalan murat erdi salık muratgöğekin Murathan Mungan murat serdar çakıroğlu Murat Soyak mustafa ersin taşdemir mustafaeverdi Mustafa Soyuer mustafa torun müjgan münevversaral Naile Dire n apartmanı nar Nasrin Zabeti Miandoab Ncip Fazıl necatibey nehirlerim uzağa nesrin Nesrin Çoruh nesrinçoruh nilgün marmara nisa nisaeser Nisa Eser nisaleyla nota notaya nuritarkan okan alay okanlay olanlar olga tokarczuk orhantepebaş oskay osman osmanyücel ozanöztepe Oğuz Ertürk pekmez PerverNakçi Peyami Safa prelüt qadiri radikal şıkların sayımı rahmikızıltoprak rana Recep Kayalı Reşit reşitgüngörkalkan Romen Edebiyatı röportaj rüzgarın yolculuğu rıdvan yıldız sabah yağmuru sacettin ince saklambaç salıncak sama sama qadiri saniye saniyekısakürek Saniye Kısakürek sarmaşık sağlam seheraçıkgöz seher yerlikaya selcan ece selinöyküata semanur semanurulu semra orhan şirip seni seviyorum Serap Yalçın Pamuk serbülent kaya serdar servan erdinç ses seval seval karakoyun sevda sevdamın şehri sevdasezergülle Sevda Sezer Gülle Sevinç Çokum Seydali Önal seyit mehdi musevi sezer sibel sibelmayo siir sinema Sipariş sokakta sorgu sorgu (I) sorgu (II) Suat Derviş suna suna kızılırmak sungurlar suzan yörük sylvia sönmezler söylemek mümkün söylence söyleşi söyleşi ve soruşturmalar süheyla poyraz sızı Tahsin Yücel Tamer Sağcan taner sezgin Tanpınar tanık tarkan tatlı bir telaş tekerleme temur thomas hardy tilki öpüşmesi topraktan öte tubagevrek tuncer turgay tuğba Tuğba Keskin tuğbaönce tuğçe tuğçekozan türk zerrintürk ulu umut bazen uğrar evimize uykular gazeli uzunca şiir uğur Uğur Karabürk uğurkarabürk vahap eren vakitlerden körpencere veda vuslat w.bahadır w.bahadırbayrıl Where Is/Where Are Denklemi yabancı yakamoz yalnızlar rıhtımı Yalnızız yangın yaren eryıldız yasin yasinkum Yayın İlkelerimiz yaz ve gül yiğit ergün yok yolcu yonar YouTube yozcu yunan suları yunus Yunus Çinçin yunusçinçin Yusuf Araf yusuf aydın yuva yörük yücel yürekincisi yıldırım yıldız zamanla/ma zambak ve köpük zeliha aypek zemir zerrin zeynep zeynepkasap zeyneppınarbaşı zeyneprana zeynep yeşilbaş yardımcı zeynep yolcu zeynepyolcu zifiri karanlık zübeyde zübeydegüllüce zülal Çile Çok Yapraklı İlişkiler Öykü çakıroğlu çağ çeviri çeviri şiir çevrobil çinçin çirkin filler çoklu yüz döngüsü çoruh ölüm sebebi ölüm ve kuşlar önce öykü özdemir özkan özkan kaya özlemek dündendir ünal ünsal ürperti İbrahim Halil Çelik İmtihan İnceleme İsmail Kılınç İthaki ıd est ıp labirenti ıslık kesiği ışık ışıklı pencere ışıksungurlar ışıl ışılmadakkaya Şener Öktem şarkı şehrazat şener beyter şenol alçınkaya şeyda şiir şiire dönüşen anne şiirülke şir şirin söz