ZEYNEP YOLCU-SÜLEYMAN İLERİ’YLE SÖYLEŞİ

Zeynep Yolcu, Süleyman İleri ile "Kırmızı Mürekkep" üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

SÜLEYMAN İLERİ’YLE SÖYLEŞİ
Hazırlayan: Zeynep Yolcu

Süleyman İleri'nin 2018 yılında yayımlanan Kırmızı Mürekkep şiir kitabı üzerine söyleştik. Şair “Giderek daha teknolojik hale gelen dünyada her şey nasıl da hızla gelip geçiyor. Uçaklar, trenler, otomobiller durmaksızın içimizden, ömrümüzden geçiyor. Bir şekilde hep bir şeylere, bir yerlere yetişmeye çalışırken buluyoruz kendimizi. Bu telaş içinde unuttuğumuz, fark etmediğimiz, yarım bıraktığımız o kadar çok şey var ki.

Bana kalırsa geçmiş veda edilmesi gereken değil; sindirilmesi gereken yaşantılarımızı içerir. Ben geçmişi yarım bıraktığım bir şiir gibi tekrar açıyorum, onarıyorum, içselleştiriyorum veya kendimden koparıyorum.” dedi. Son dizeye kadar şairin yüksek sesli şiirleri devam ediyor. Sosyal Hizmet Uzmanı Şair Süleyman İleri şiirlerinin merkezine aldığı 'insanlık' üzerine söyleşisi ile Edebiyat Daima'da.

Gölgedekinden

Son treni kaçırır gibi

Yıkılan köprünün ardında kalır gibi

Baktım arkanızdan.

Yakından ne güzelsiniz

Başka bir dünyayı çağırır gibi

Hüzünle sevdayı ayırır gibi

Adlarınız, adımlarınız.

Renkler, sesler ve yüzler karışıyor gecenin hilesiyle.

Kitabınızın başlığı Slavoj Zizek'in kısa hikâyesini hatırlattı, belki biliyorsunuzdur. Sürgün de mavi ile yazarsa mektubu doğrudur dedikleri kırmızı ile yazmışsa mektubunu yalandır. Şiirlerinizi okurken ilk dizelere acaba şairin gizlediği şifreler var mı diye arayacaktım. Ama bizlere konuları olduğu gibi aktarmışsınız. Siz kitabınızın başlığı ile ilgili bir şeyler söylemek ister misiniz?

Ben daha ziyade klasik eserlerden beslendiğimi söylemeliyim. Zizek’in de içinde bulunduğu post-modern veya post-modernizmden oldukça etkilenmiş olan düşünce çevresi de esasen bu klasik kaynakları başka türlü okuyarak bize tekrar sunuyor diyebilirim. Yani aslında kitabın başlığını koyarken Zizek’ten değil Zizek’i de etkileyen dünya folklorundan esinleniyorum. Fakat bir farkla; post-modern düşünürler gibi insanlık tarihini, kuramları reddederek değil. Tersine oradan çıkmaktan mutluluk duyarak…

Doğrudan başlığa gelince. Şairin yürüdüğü yoldan, söylemlerinden ve yazdığı her şeyden sorumlu olduğunu düşünüyorum. Yazdıklarımın arkasında durmalıyım. Bütün anlamların örselendiği böyle bir dönemde yolunuzu bulmaya çalışıyorsanız, emin olduğunuz ilk gerçeklikle yazmaya başlamalısınız belki. Bu yüzden damarlarımda hissettiğim o akışkanlıkla, kırmızı mürekkeple yazmaya başlıyorum. Hepimizdeki en ilkel gerçekle.

Şiirde şifreler olabilir. Ama sadece şairin ve bir avuç şiir elitinin anlamlandıracağı kapalı şiire mesafeli olduğumu söylemeliyim. Özellikle son yıllarda katmanlı şiirle karmaşık yazılmış şiirin birbirine karıştırıldığını düşünüyorum. Sade şiir de katmanlı olabilir. Ben şiirlerime alt metinleri yüklerken en sade şiir okurunu da şiire çekmeyi amaçlıyorum.       

 

Sizi kentte görüyoruz sokaklara çağrınız var ama bir yandan gök ve toprağı şiirleriniz de yüceltiyorsunuz ki değerleri bilinsin istiyorsunuz. Uzakların türküsüne eşlik etmek nasıl bir duygudur?

Bir türkü söyleniyorsa hiç dayanamam, eşlik ederim. Fakat sadece o değil. Ben uzakları yakın kılmak, burada kılmak istiyorum. Kapitalizmin; işçileri, köylüleri, aydınları, kadınları, yaşlıları, engellileri, çocukları, canlıları, ağaçları, nehirleri, yıldızlı gökyüzünü dışlayan sorunlu kentleşmesinin kaderimiz olmadığını düşünüyorum. Ne diyordu Turgut Uyar: “İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım”. Ben de şöyle diyeyim o halde: Kenti ve doğayı bir arada sevebiliriz göğe bakalım.

“Metafizik Zelzele”  dizlerinde hatta kitabınızın genelinde bir huzursuzluğunuz var. Bu sorunların insanlardan kaynaklı olduğunu anlıyoruz. İnsanların sorunsuz yaşaması için daha ne kadar şiir yazılması gerekir?

“Zıtlar birdir ama böylesi değil/ Metafizik bir zelzele bizimkisi” diyor şiirin adının geçtiği dizelerde. Metafizik Zelzele şiiri aslında diyalektik yanlısı olarak, idealist felsefeyi hicveden bir şiir. Huzur veya denge de yine aynı metafizik felsefeyi çağıran kavramlar. Oysa Herakleitos’tan bu yana her şey akar diyoruz. Her şey durup dinlenmeden değişir. Huzur daha çok bir temenni olabilir belki. Değişim bir dengesizlik ve dolayısıyla huzursuzluk işidir. 

Bir diğer meseleye gelince. Sorunsuz yaşam bir ütopya tabi. Yaşamın olduğu yerde çözülmeyi bekleyen sorunlar hep olacak. Fakat bundan daha iyi bir yaşama giden yolda, sorunlarla baş edebilmek için ne kadar şiir yazmak gerekir sorusundan çok; hangi şiiri, nasıl yazmalı sorusunun daha kıymetli olduğu kanısındayım. 

Bir kuş geçti üstümüzden;
Endülüs'ten, Bağdat'dan, Şam'dan, Kudüs’ten...
Yorgun kanatları dokundu saçlarımıza.


Şimdi yorgun kuşlar nereye yol almalıdırlar?

Şair ve şiir de tıpkı kuşlar gibi yollarını engin bir sezgiyle bulurlar. Bulacaklardır… Bana kalırsa her şeyden önce, içinden çıktıkları coğrafyayı, tarihi, sosyolojiyi içselleştirmeli insan. Çünkü nereye gidebileceğim, heybemde neyi, ne kadar biriktirdiğimle doğrudan ilgili.

Ah bu yangın sessizliğini duymuyor musun çocuk.
Bırak bu muzip halleri.
Erken çiçeklermiş dallarını esirge kıştan.
Sevincini çalarlar.
Seninki durursa eğer hangimizin kalbi dayanır?
Değilsen bile kederli görün.
Neşeye hiddetle düşmandır onların, hiç bilmez misin?

Sevincin kursakta kalmayacağı gülmenin bol olduğu bahar vakit ne zaman olacak?

Ekmek almak için evden çıkan bir çocuğun, aylak adımlarla ve ekmeği dişleyerek evine dönebildiği zaman belki…

Senden kaçıp kaçıp
Dönüp dolaşıp
Yine sana geliyorum
Söyledikleri kadar varmış.
Macellan'a lanet ediyorum.

Şiirlerinizin arasında tek sövgü olduğunu söyleyebilirim. Macellan'ı affedebildiniz mi?

Macellan kavgada araya girmeye çalışırken nasibini alan eski bir arkadaş sadece. Kendisiyle iyi geçiniriz esasen.

Adam doldurdu rüzgârı kanadına
Uçmak sevdasıyla
Bıraktı kendini bir uçurumdan.
Fakat gel gör ki rüzgârın haberi yoktu bundan

Çocuk kelimesi aslında şiirlerinizin arasında metafor olarak kullanmışsınız. Okuyucu şiirleriniz ile karşılaştığında bana hak vereceklerdir. Bu çocuk geleceğini inşa edememiş büyük adamların hüzünlü yüreklerine verilen ad sanki. Ve yukarıdaki dizelerde adamın dayanamadığını gördük. Bütün çocukların yolu bu mu?

Bu şiirin adı “Delinin Nedensiz Gidişi”. Her mahallenin, köyün bir delisi olur. Bence o deliler mahallenin düş yanıdır. Bir filozofla, şairle, ressamla arasındaki mesafe bir adım kadardır. Delinin bizi terk etmesi kentin düşlerimizi alt üst etmesi, mahallemizi yutması anlamına geliyor. Başka yere varsalar da bütün çocukların yolu buradan geçiyor ne yazık ki. Deli bu işte, bir bakarsınız çıkar gelir. Çıkıp gelmesi için çalışmalı.

Çocuklara, işçilere, kadınlara şiirleriniz de yer vermişsiniz.  Kirpiklere kadar kan kusturan sebep nedir? Sizler Sosyal Hizmet Uzmanı olduğunuz için bireylerin sorunlarına dâhil söyleyeceklerinizi merak ediyoruz.

Bağışla artık kendini,

Ki hayat ve insan bağışlasın seni.

Kan sızıyor kirpiklerimizden,

Kim bilir hangi kadın vurulmuştur şimdi.

Aslında Sosyal Hizmet Uzmanı olduğum için böyle düşünmüyorum. Böyle düşündüğüm için Sosyal Hizmet Uzmanı olmak istedim. Bu nedenle şair olmak istiyorum. Bunlar sadece bireysel değil toplumsal sorunlarımız. Ben tek başına mutlu olunabileceğine kesinlikle inanmıyorum. Mutsuzluk bulaşıcı, mutluluk iletkendir…

Şiire konu olan kadına yönelik şiddet bireysel bir sorun değil, hepimizin açık yarası. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ülkemizin ve dünyanın bütün diğer sosyal sorunlarıyla doğrudan ilişkili. Kısaca şunu söyleyebilirim; engin bir duyarlılıkla, hepimizin ortak emeğiyle, bilimle, sanatla kötülüğe karşı çalışmalıyız. 

'Koşun,  koşun duydunuz mu? Şairi vurdular' dizelerinden sonra şiirlerinizin kitap içindeki sesi daha da yükseliyor. Ölen şairler için kimler ah etmelidir?

Bir şair vurulmuşsa hepimiz kanıyoruz demektir”. Ah etmemek olmaz.  

Kırmızı Mürekkep iki bölümden oluşmaktadır. Ve. Söylence bölümünde Şair ile A. Anlatıcı, B. İşçi, C. Şair, D. Kentli,  E. Seyirci, F. Madenci, B. Şair var. Başka kitabınızda bu karakterler bir araya gelecek mi?

Ben zaten onların bir araya gelmesi için yazıyorum. Daha güzel bir dünya ancak böyle mümkün çünkü…

Kitabınızı anneniz Ümit, babanız Halil'e armağan etmişsiniz. Söyleşimizi onlar için bir şiir ile sonlandırmak istiyorum. Onların adına özellikle yazdığınız bir şiiri söyler misiniz?

Annem ve babam emekçi insanlar. Başka koşullarda yaşasalardı onlar da sanatçı olmak isterlerdi belki. Ben sadece hikâyeye onların kırıldığı, eksik bıraktıkları yerden devam etmeye çalışıyorum. Hep böyle değil midir? Sadece annem ve babamın değil hikâyesi insancıllığa yürürken tökezleyen herkesin dizelerine dizeler eklemek isterim. Yazdıklarımı ve yazacaklarımı yaşamı bin bir sancıyla yeniden doğurmak arzusunda olanlara adamak bana büyük mutluluk verir.

 

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*