ZAMANSIZ MEKTUP

Nur Göksu yazdı: "Halim hâl değil, göğnüm hoş değil. Benden fazlasını bekleme yalvarırım. Ruhum, kalbim sana günde bin kez koşup varırken cismim prangalara vurulu."

ZAMANSIZ MEKTUP

Nur Göksu

               

Murâdım,

Ömrümce gönül verip sevdiğim, bu sana ilk mektubum değil ama senin okuduğun ilk mektup olacak sanırım. Ben yıllar yılı sevdamı mektuplara döktüm. Daha küçücük bir kız çocuğu iken başladı sevdam. Sonra bir gün o sevdamı döktüğüm mektupları toplayıp ateşe verdim. Yüreğimin yangını söner sandım da büyüdü. Bu mektubu sana ilk sigaramı içerken yazıyorum. Ağzımdaki acılık, genzimdeki yanma, ciğerlerime dolan dumanla tutan öksürük nöbeti yüreğimdeki bu acıyı bastırmaya yetmiyor. Ben kendimi hayat boyu çekilecek bir cezaya mahkûm ettim. Dünya nimetlerinden yana da umudumu kestim. Bana keder ve elemden gayrı yar olacak bir emel kalmadı.

Sen ikimiz için de mutlu ol.

Bir keresinde aramıştım seni hani. Gönül bahçemden derdiğim gülleri verecektim ilk defa. Nasip olmadı. Ben de bağrıma basıp kana buladığım dikenleri yolladım teknolojinin kısa mesaj özelliğinden faydalanıp. Sen o kanlı dikenleri ne yaptın bilmem benim kederim dört elif miktarı uzadı o vakit, hüznüm şeddelendi. Öyle bir andı ki iki kaşımın ortasına gelip oturdu bir derin çizgi. Adı “yadigâr”.

Düşüncelerim kopuk, duygularım karmakarışık. Bir mektup bile yazamıyorum doğru düzgün baksana. Oysa ne edebiyat harikaları almıştım kaleme vaktiyle. Aşk yazdırıyordu işte. Oysa keder aynı yeteneği bahşetmiyor insana demek ki. Ben seni okudum seni yazdım yıllarca, görmedin. Neşet Ertaş’ta, Hacı Taşan’da seni duydum, dinledim. Hava diye seni soludum, su diye sana kandım. Bilmedin. Bahtımın karasına doğan yıldızımdın sen. Öyle ki senin sevgililerini sevdim ben.

Bazen… Bazen olur da ne vakit öleceğini bilmemek insanı intihar ettirir. Kaybetme korkusu da öylece terk edişle neticelenir. Sen hep gidiyordun. Ben yoruldum. Ardından bakmak, mutluluğunla mutlu olmak katlanılmaz külfet oldu bana. Sevdaya dâhil değil belki bu dediğim ama ben de bir insanım. Hâlâ da öyleyim. Bilmiyor kimse anlatıyor derdini. Âşıklarını avutuyorum. İnsan yanım kıskanıyor, feryat ediyor da âşık yanım senin güzelliklerini yeniden dinlemekle yeniden yaşamakla mest oluyor.

Ben bir kere gittim. Bu gidiş ikimizi sonsuza dek imkânsız kıldı. Söyle Allah aşkına, bozkırımızın hatırına söyle beni sevmen için illa gitmem mi gerekirdi? Oysa biz ne güzeldik, sen de demişsin. Gökyüzümüz aynı idi, toprağımız, mayamız aynı… Çilemiz aynı idi, türkülerimiz, havamız, mevsimlerimiz hep aynı. Ben bunları gördükçe iman ettim ki aşk bir insanla ortak kelimelere sahip olmaktı. Sen bir dağdın ben hırçın nehir. Öyle elzemdik birbirimiz için. Şimdi hasretiz. Araya zamandan, mekândan gayrı insanlar da girdi. Umut verdik, söz verdik, bağladık kendimizi. Ne olur kızma senin gönlünden umudu esirgeyişime. İnsan en çok kendine karşı acımasızdır. Sana zulmediyorsam bil ki bu seni kendim bilişimden. Seninle “birlikte” olmak mı? Ben artık “sen” oldum. İçimde sohbet ediyorum her dakika seninle, bazen konuşmanın ortasında darılıyor, aylar sonra barışıyorum “sen”inle, yani kendimle. Halim hâl değil, göğnüm hoş değil.

Benden fazlasını bekleme yalvarırım. Ruhum, kalbim sana günde bin kez koşup varırken cismim prangalara vurulu. Ömer Lütfi Mete diyor ya “Sana gelemem gülüm gelemem, sıyrılamam artık izlerimden.” Şunu bil ve hiç unutma, elim kalem tuttukça, yüreğim bedenimde attıkça, nefesim tükenmedikçe hep seni yazacağım, hep sana yazacağım. Yazdığım her kelimeyi okurken düşün ki koşmuşum, koşup sana gelmişim. Belki saçım başım dağınık belki süslenmişim. Ellerini tutmuşum ellerimizin sıcaklığı birleşmiş. Nefesimi hissetmişsin belki, belki gözyaşımı silmişsin. Bize bu dünyada başka teselli bırakmadılar.

Beni bağışla, beni ve sevdamı unutma.

Gökyüzün.

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*