SEYAHATNAME EDEBİYATININ KÖŞETAŞLARINDAN: İBN BATTUTA SEYAHATNAMESİ

İbn Battûta öyle bir seyyahtır ki gittiği, gezdiği şehirlerde aynı yolu kullanmamayı kendine ilke edinmiştir. Bunu kendisinin bir âdeti sayan Battûta böylelikle farklı deneyimler elde etmiştir.

SEYAHATNAME EDEBİYATININ KÖŞETAŞLARINDAN: İBN BATTUTA SEYAHATNAMESİ

Esin Gülez                                      

Arapça kökenli seyâhatnâme kelimesinin sözlük anlamı; bir yazarın gezip gördüğü yerlerden edindiği izlenimleri, bilgileri yansıttığı yapıttır. İbn Battûta 22 yaşında toy bir gençken çıktığı seyâhatiyle dünya tarihinin en çok tanınan, bilinen seyyahlarından biri olmuştur. İbn Battûta seyahati boyunca gezip gördüğü yerleri en ince ayrıntısına kadar okuyucu ile paylaşmıştır. Battûta gezip gördüğü yerlerin rotasını, hangi araçla gittiğini ve alternatif ulaşım araçlarından bahsetmiştir. Böylelikle bahsi geçen şehre gitmek isteyen kişi bu yazılanları kendisine rehber edinebilir.

Seyahatnamenin ilk cildi Afganistan seyahati ile son bulmaktadır. İkinci cilt Hindistan ve Çin ile devam etmektedir. Kitabın sonunda bulunan 525 tane anekdot ise okuyucuya sunulan, kitap okurken aynı zamanda kafalarında soru işareti bırakmasına müsaade etmemektedir. Bu anekdotlar bazen bir tarihî vaka, bazen bir âlimi tanıtmak bazen ise bilinmeyeceği düşünülen kavramlardan oluşmaktadır. Okuyucuya yol gösteren bu bilgilerle kitap bir gezi rehberi hüviyeti de kazanmıştır. Bunun yanında kitaba asıl canlılık katan özellik ise kitabın sonunda bulunan renkli ve açıklamalı haritadır. Bu haritaya İbn Battûta’nın yol haritası demek doğru olur. Kitap okurken aynı zamanda haritayı açıp bahsedilen yerleri takip etmeniz mümkündür.

Dostu İbn Cüzeyy,  İbn Battûta için ‘İslâm’ın Seyyahı’ olduğunu söylemiştir. Bu yakıştırmayı yapmakla pek de haksız sayılmamaktadır. Çünkü İbn Battûta en az altmış hükümdar, sayısı belirlenemeyecek kadar vezir, kadı, fakih, derviş ile tanışmış, iki bin civarında âlimin mezarlarını ziyaret etmiştir.

İbn Battûta, şehir ve yapı tasvirlerinde oldukça başarılıdır. Onun bir yeri anlatışı şöyledir:

 

‘‘Kâbe, mescidin ortasında küp şeklinde bir bina. Yüksekliği üç taraftan da yirmisekiz arşın. Kâbe’nin kapısı, Hacer-i Esved ile Irak Köşesi arasındaki cephede yer alıyor. Kapıyla Hacer-i Esved arası on karış. İşte oraya Mültezem adı veriliyor. Duanın kabul edildiği yer olarak biliniyor.Kapı sanatkârane bir şekilde yapılmış gümüş levhalarla kaplıdır. Kâbe’nin içi renkli mermerle süslenmiştir. Duvarları da öyle Abanoz’a benzeyen ve sac adı verilen ağaçtan yapılmış üç uzun sütunu var. Kâbe’nin üzerindeki örtü ipekten yapılmış, üzerindeki yazılar beyaz simli harflerle işlenmiştir. Işıl ışıl parlar. Ta yukardan yere kadar Kâbe’yi örter’’(Battûta,2018:138).

İbn Cüzeyy ise İbn Battûta anlattıktan sonra o yer ile ilgili şiir ve alıntılar ile desteklemiştir.Onun eklediği şiirlerden  şöyledir:

 

Sonsuzluk bahçesi yeryüzündeyse

Dımaşk olmalı bu, başka yer değil!

Eğer gökteyse elbet bu şehir,

Sevgisini ve tıynetini almıştır göklerin!

Ne güzel bir şehir ve ne lütufkâr Rab,

Sabah akşam fırsat bul, bu diyarda kal’’( Battûta,2018:95).

 

Kitapta dikkat çekici bir diğer nokta İbn Battûta’nın kötü ya da iyi olay ve durumlar karşısında hep dua etmesidir. Kötü durumlardan Allah’a sığınmış, iyi durumlar içinse Allah’tan mükâfatlandırma dilemiştir.

 

Bazı şehirlerin âdet ve geleneklerini aktarırken İbn Battûta çok etkilendiği gibi okuyucuyu da etkileyen yerler vardır. Bunlardan birisi şu şekildedir:

‘‘Bağdat’ın hamamları hem bakımlı hem de çok. Genel olarak çatıları ziftle kaplandığından uzaktan bakan siyah mermer zannediyor! Bu madde Kûfe ile Basra arasında sürekli kaynayıp akan bir sıvıdan temin edilir.  Her hamamda küçük odalar bulunuyor. Bütün odalarda iki mermer musluk var; birinden sıcak, diğerinden soğuk akıyor. Herkes ayrı bir odada yıkanır; yıkananın izni olmadan başka biri oraya giremez. Odanın bir köşesinde boy abdesti almaya elverişli küçük bir havuz da bulunur. O havuzda sıcak ve soğuk su muslukları vardır. Hamama girene üç peştamal verilir. Birini girerken, diğerini de çıkarken kullanır. Üçüncüsü ise kurulanmaya yarar. Bu denli ince düzeni Bağdat’tan başka yerde görmedim’’(Battûta,2018:219).

İbn Battûta ülke ülke, şehir şehir gezmiş buraları bütün gerçekliğiyle ele almaya çalışmıştır. Öyle ki bu şehirlerden güzelliğiyle övdüğü kadar çirkinliğiyle yerdiği yerler de vardır. Bu okuyucu adına iyi bir şeydir. Çünkü anlatılarında, şehri tanıtmasında yazarın objektif bir bakış açısına sahip olduğunu göstermektedir. Böyle yerdiği şehirlerden bir tanesi Afrika’nın Zeyla şehridir. İbn Battûta bu şehir için şunları söylemiştir:

 

‘‘Zeyla ahalisi siyah tenli olup çoğu Râfızî’dir. Geniş bir alanı kaplayan Zeyla şehrinin gerçekten büyük bir çarşısı var. Ama buranın, yeryüzündeki mevcut şehirlerin en pisi olduğunu söyleyebilirim! Ortalık balıktan geçilmiyor. Sokaklarda boğazlanan develerin kanları etrafa pis koku yayıyor! Oraya vardığımda tehlikeli olmasına rağmen denizde gecelemeyi tercih ettik; gemide kaldık, pis olduğu için girmedik şehre’’(Battûta,2018:245).

 

İbn Battûta öyle bir seyyahtır ki gittiği, gezdiği şehirlerde aynı yolu kullanmamayı kendine ilke edinmiştir. Bunu kendisinin bir âdeti sayan Battûta böylelikle farklı deneyimler elde etmiştir.

 

İbn Battûta gezdiği yerlerin mimari özelliklerinin yanı sıra halkının huyunu, yaklaşımını da ele almıştır. Gittiği hiçbir yerde kötü muamele görmemiştir. Sevilip, sayılan hükümdar tarafından da ilgiyle ağırlanan bir gezgindir. Kitabında söz konusu olan halkı ele alış biçimi ise bahsi geçen şehrin insanının samimiyetini gözler önüne seriyor. Böyle zikrettiği şehirlerin halkından şöyle bahsetmiştir: ‘‘Basra halkı, güzel huyludur. Yabancıya yakınlık gösterirle, haklarını çiğnemezlez. Buraya gelen hiçbir yabancı, gurbet ve yalnızlık çekmez, yâd elde kaldım diye korkmaz’’ (Battûta,2018:185).

 

İbn Battûta’nın ayak bastığı şehirlerden birisi var ki; burada yapılan bir cenaze ritüeli oldukça sarsıcı. Şiraz’da yapılan bu mezar türbelerini Battûta şu şekilde ele almıştır. ‘‘Bahsettiğim bu kabirlerin hepsi umumi mezarlığın büyük bir kısmı gibi şehrin içinde. Çünkü bu yörede bir kimsenin oğlu veya hanımı vefat edince evindeki odalardan birini türbe yapıp oraya defnederler! Odayı hasır ve kilimlerle döşeyerek ölünün baş ve ayak tarafına bir sürü mum dikerler. Ev halkı türbeye iyi bakar. Her yanını döşedikten sonra kandillerini yakar ve adam ölmemiş gibi davranırlar’’( Battûta,2018:210).

 

Kitapta yer alan bir başka ilginç ölüm hikâyesi ise Hindulara ait. Burda eşleri ölen kadınlar, eşlerine sadıklığını, vefalarını göstermek adına kendilerini yakarak hayatlarına son veriyor.

İbn Battûta’nın gezdiği Müslüman ülkeleri arasında Anadolu da vardır. İbn Battûta Müslüman Türkler ile de münasebette bulunmuş, onları da Seyahatnâmesi’nde geniş bir yelpazede ele almıştır. Anadolu ayak bastığı şehirlerde tek tek anlatmış, hükümdarlarını,  taht kavgalarını, sunulan hediyeleri, Ahîlik teşkilatını, misafirperverliklerini, yardımseverliklerini anlatmış bunları takdir etmiştir. Anadolu’da gittiği şehirlerin eski adlarını kitabında zikretmesi ise anlatının dikkat çekici olmasını sağlamıştır. Anadolu’da ayak bastığı bu şehirlerden bazıları: Ekrîdûr (Eğridir),Nekde (Niğde), Kaysârya (Kayseri), Amasya, Sivas, Kümiş(Gümüşhane), Erze’r-Rum( Erzurum), Yezmîr (İzmir), Mağnîsi(Manisa), Balîkesrî (Balıkesir),  Kastamûnya gibi şehirlere gitmiş buralarda konaklamış, gözlemlerini,  tanık olduğu olayları yazmıştır.

 

Battuta’nın Türklerle ilgili bahsettiği birçok şeyden en dikkat çekici olanı Türklerin verdikleri cezalardır. Türkler özellikle hırsızlıkla ilgili çok ağır cezalar verip bu keskin tavırlarını asla kaybetmeyip yumuşamadıklarından bahsetmiştir. İbn Battûta bu cezalara şu şekilde değinmiştir: ‘‘ Türklerin hırsızlıkla ilgili cezaları çok ağır. Hayvan sürüleri bekçisiz, çobansız otlayabilmekte. Yanında çalınmış bir hayvan bulunan, onu iade  etmeye ve  çalınan hayvanın türünden dokuz adet bulup sahibine vermeye mecburdur! Eğer bunu ödeyecek gücü yoksa çocukları alınır! Çocuğu da yoksa koyun boğazlanır gibi öldürülür’’ (Battûta,2018:312).

 

İbn Battûta Seyahatnâ           mesi,  gezi yazısı türünde iki ciltten oluşan bir kitaptır. Ortaçağ’ın en ünlü seyyahlarından biri olan İbn Battûta gezdiği ülkeleri son derece renkli bir şekilde anlatmıştır. Bu ülkelerde tanıklık ettiği onca şeyi dilinin döndüğünce aktarmaya çalışan ünlü gezgin adını bu kitap ile duyurmuş, dört bir diyarda namı yürümüştür. İlgililerin merakla okuduğu bu kitabın içinde çeşitli notlar, âdet ve gelenek görenekler, ritüeller, şehrin mimari ve fiziksel yapıları, ünlü yiyeceği, halkın yaklaşım biçimi, törenleri gibi birçok detay yer almaktadır.

       

 

 

*Battûta, M.(2018). İbn Battûta Seyahatnâmesi.(S.Aykut, Çev.).İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

 

 

Esin Gülez Hakkında: 1994 yılında Ankara’da dünyaya geldi. 2017 yılında Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Halen Kırıkkale Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünde öğrenimi devam etmektedir.

 

 

 

 

1 Yorum

  1. Bilgilendirici, hoş bir yazı olmuş yüreğinize sağlık.

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*