SENDEN YAZAR OLUR MU? KÜRŞAT YOZCU YAZDI

SENDEN YAZAR OLUR MU? Kürşat Yozcu kaleme aldı: "Kim kime göre yazar, kim kime göre okur?"

SENDEN YAZAR OLUR MU?

Gecenin sessiz örtüsü yüreğime doğduğunda bu soruyu hep sorarım kendime. Bazen Araf’ta bir muamma, bazen ebedi bir ümit bazen ise kaybolan yıllarıma gözyaşı döken bir çocuk gelir rüyalarıma. Asude zamanların hikâyesiydi bende yazar olmak, zılgıt yemiş onurlu bir adamın duyduğu ıstırap…

Peki, bu soruyu sorana sormazlar mı? “Yazarın tarifi yapıldı mı ki, sen yazarı soruyorsun?” Kim kime göre yazar, kim kime göre okur? Zor sualdir azizim, âdembaba koğuşunda ekmeğin kaç lira olduğunu sormak. Elbet biz de sizin acılarınızla acınırız; elbet bizim de edebiyatla olan ahdimiz yazılıdır dağlara taşlara. Sahi, kim kime göre yazar olmuştur? Geçen gün “adaklı” sözcüğünü okudum. “Adaklı!” Kurban olunurdu bir zamanlar sevdiceğinin yoluna. Adak adanmıştır artık; ne âşık vaz geçer, ne maşuk… Nasıl da içi mana dolu değil mi? Fark ettim de toplumun değerleriyle birlikte sözcüklerin büyüsü de terk ediyor bizi.

Benden yazar olur mu? Zor sual azizim. “Adaklı” sözcüğünün içini boşaltan bir topluma neyi nasıl anlatacaksın? Sevdaların yavan yaşandığı bir cemiyette yazar ve şair ne hale düşer, hiç düşündün mü? İki sığ cümle ve cümlenin sonunda izdivaç etmeye namzet çift… “Nişanlı” deyiverirler artık. Nişanlı! Acem halısı yanında makine halısının kibirli duruşunu gördünüz mü? Ninelerimizin eskimiş, pörsümüş halılarına kim bakıyor artık? Oysa o motiflerde gizli değil miydi koca bir mazi? Yabana attığımız her sözcük gibi ninemin halısı da küskün bize. Adaklı ve nişanlı; hangisi acem halısı, hangisi makine halısı?

Zor soru azizim. Hem de çok zor. İstersen yazarları inceleyelim bir ara seninle. Bu sualin cevabını onları kıyas yaparak bulabiliriz. Türk diline en asil ahengini veren yazarlar kimler? Heyhat! Üzerinde ittifak edilemeyen bir edebiyat dünyasında kimi kimle kıyaslayacağız? Ağız dalaşı olmasın tabi. Ama bilelim yazarı da, yazarcığı da… Ben, sen, o yok! Edebiyatla ahdi olan herkes var. Hepimizin hakkı değil mi anamızın ak sütü gibi helal dilimizi doğru kullananın kim olduğunu öğrenmek?

Alan talan olsun ortalık. Kesif tartışmalar yapılsın. Nihayetinde biz de bilelim; kim yazar, kim yazmaz. O vakit çıkar belki yazarın tarifi ortaya. O vakit, koca bir mazi dile gelir, çorak topraklardan tekrar alaza fışkırır. Kısık, dar, verimsiz toprakların kaderidir yalnızlık. Bereketin fışkıracağı güne selam olsun.

Ağzıma gem vuracağıma dair söz vermiştim ama yine konuşturdun beni. “Benden yazar olur mu?” Akla yatkın olanı, yine gecenin sessiz örtüsünü beklemek. Kendimle baş başa kalmak... Kimler, kimler gelir ziyaretime bir bilseniz? Kış bastırıveriyor, kar taneleri konuyor omuzlarıma. Sonra iki serçe… Ürkekler ama adap erkân biliyorlar. Soğuktan titreyen bedenlerine sıcak nefes olmaya çalışıyorum. Tek tek buğday taneleri atıyorum önlerine. Bir yiyorlar, bir bana bakıyorlar; tıpkı yeni doğmuş bebeğin annesini emmesi gibi…

Derken, uzaklardan, çok uzaklardan yanıma alil bir fukara geliyor. Günlerce beraber dolaşıyoruz. Ben ona yiyecek veriyorum, o bana hikâyesini anlatıyor. “Yaz bunları!” der gibi… “Yaz ki, bir daha gözyaşı dökülmesin.”

Ya, bülbüle ne demeli? O, hep benimle… Feryat figan ederek ezelden ebede şarkısına devam ediyor. O da biliyor ki, aşkların sığ yaşandığı, maddenin hâkim olduğu; insanın kendi kurduğu düzenin tutsağı haline geldiği bir dünyada ne gül bülbüle yâr olur, ne de Bülbül güle…

Birazdan uyuyacağım. Ne mi olacak? Her defasında olduğu gibi yine rüyama geleceksin ve yine aynı soruyu soracaksın. “Senden yazar olur mu?”

KÜRŞAT YOZCU

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*