RIFAT KIRCI-ORMAN

Rıfat Kırcı, "Orman" adlı öyküsüyle Edebiyat Daima'da

ORMAN

Rıfat Kırcı

 

Sırtımda çantamla yokuş yukarı evime doğru yürürken, çığlık sesleri duydum. Sanırım bir kadından geliyordu. Gecenin yarısı, ne diye bağırdığını anlamaya çalıştım. Ancak nafile, çığlıktan öte bir krizdi sanki. Duyduğum harfleri birleştirip anlamlı sözcükler haline getiremedim. Her ihtimale karşı sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. Belki de birilerine yardım etmem gerekir. Neyse ki kırmızı mavi ışıklarıyla iki polis aracı hızla yanımdan geçip gitti. Onunla ilgilenecek birileri var. Böylece fikrimden vazgeçtim. Çünkü uzun bir yolculuk yapmıştım. Son uyandığımdan bu yana güneş iki kez batmış sadece bir defa doğmuştu. Uykusuzdum. Tek yüküm sırtımdaki çantamdı belki ama ağırdı. İçinde salça kavanozu hatta reçel bile var. Annem sağ olsun. Çok net hatırlıyorum. Annem bir defasında bana “Yokluğunu derinden hissediyorum.” demişti. Sarhoş olsa da samimiydi. Onu iyi tanırım. Kalkıp gelmem gerekiyordu bu şehre. Onu geride bırakıp kendi hayatımla ilgili aldığım kararları uygulamam gerekiyordu. Yavru büyüyünce yuvayı terk eder. Sevdiğim insanla ilgili hayaller kurarken büyümüş çocuğumun bir gün çekip gideceğini kurgularım hep. Annemin yerinde olduğumu, onun özlemlerini yaşayacağımı düşünürüm. Bu gerçekten tatmin eder beni. “Yalnız değilsin anne, ben de aynı durumdayım” Daha kötü durumda mıyım? Bir kıza âşık oldum. Kendi kendine büyüdü içimde; sığamaz, açılan çatlaklardan taşar oldu. Bana olan güvensizliği her zaman aramızda hendekler kazdı. Duvarlar ördü demiyorum. Bu hem klişe hem de duvara çarparak ölme ihtimalin çukura düşerek ölme ihtimalinden daha düşük.

Kaç canım var benim. Son kalan canımla sırtımda annemin hazırladığı yükle, çığlıklı sokaklardan geçerek yatağıma ulaşmaya çalışıyorum. Bacaklarımın titrediğini hissediyorum. Attığım her adımda evimin benden iki adım kaçması sinirlerimi bozmaya başladı artık. Evim ne zamandan beri sevgilim oldu. Dirayetliydim. O kapıdan içeri girecek üzerimdeki her şeyi sırtımdan çıkarıp atacak ve yorganımın altına girip saatlerce başımı yastıktan kaldırmayacaktım. Sadece eve gidene kadar biraz daha enerji ve temiz hava istiyordum. Yüz yıl önce bu semt nasıl bir yerdi acaba?

Kısa süre gözlerimi kapatıp, derin bir nefes aldım. Burnuma nemli toprak kokusu ilişti. Bir dakika. Yaşadığım kentte toprak yok ki benim. Gözlerimi açınca fark ettim önüme bir orman uzandığını. Çam ormanı. Yerde kurumuş milyonlarca kahverengi iğne yaprak var. Aralarından eğrelti otları çıkmış. Makilik çalılar. Kuvvetli hissediyorum. Ormanın içine daldım. Uğulduyordu. Bakışlarımla selam verdim ormana. Zemin yumuşaktı. Yürürken oldukça rahattı ayaklarım. Yıllardır giyilmekten aşınmış ayakkabılarımı çıkardım. Serindi tamam ama ben üşümüyordum. Her yerimle temas etmek istiyordum ormana. Dakikalarca koşturdum. Artık ormanın ne başı var ne sonu. Neresinde olursam olayım tam ortasındayım. Karşımda Funda’yı buldum birden. Kısa siyah saçlarıyla kâkülünün altından bana bakıyordu. Yuvarlak yüz hatları olsa da çenesi sivriydi, en çok orayı severdim. Görüşmüyordu benimle bir süredir. Konuşacak o kadar şey içimde kalmış ki. Önemi yoktu. Sarıldık. Hatta öptü beni. “Burada yaşasak mutlu olur muyduk?” dedi. “Hayır, sen sıkılıp gitmek isterdin” demek aklıma gelmedi.

Yürümeye başladık. Elini tuttum. Ne kadar sıcak! Onu hala sevdiğimi unutmuşum. Unutmak, demek böyle bir şeymiş. Bu sokak lambaları ne arıyor ormanın içinde. “Yolumuzu aydınlatıyor” dedi. Bir dakika. Bunu ben sana değil, kendime sormuştum. Yine de romantikti. Gerçekten öyleydi. Sırtımdaki çantayı çıkardı. Funda “Ağırmış” dedi. Annemin yaptığı reçelleri çıkardı. “Aslında şeftali, reçel yapmak için büyük bir meyve. Annen bunları doğramamış” dedi. Başparmağıyla orta parmağını birleştirip kavanoza daldırdı. Sonra yaladı. Aynı hareketi yine yaptı. Reçelin bir kısmı çenesine damladı. O muhteşem çeneye. Emmek istedim. “Git” dedim. “Seni görmek istemiyorum.” Yalan söylüyordum. Funda bana iyice yanaştı. Parmaklarını yaladığı elini ağzıma soktu. Çenemden tutup kendisine çekti. Gözlerimin en derinine baktı “Hikâyeni anlattın mı herkese kendi pencerenden? Bana yaşattığını yaşamadın.” dedi. Cevap vermedim değil, veremedim.

İletişimi, duyduğumuz çığlık sesleri bozdu. Sese doğru gittik. Yerde bir kadın cesedi ve polislerle laflayan yarı çıplak bir adam vardı. Böyle olacağını nereden biliyordum? Bu insanları nereden biliyordum? Ne yapabileceğimi kestirmeye, olayı anlamaya çalıştım. Bu sırada cesedin başındaki kadınla ilgilenen Funda’yı fark ettiler. Üzerine yürüdüler kızın. Önlerine geçtim saldırdılar. Yarı çıplak adam bana benziyordu. Gözleri, dudakları, burnu… Aynaya bakıyor gibiydim. Funda, annemin reçel kavanozlarını teker teker fırlattı. Biri, yarı çıplak bana benzeyen adamın başına isabet etti. Adam bayıldı. Diğerleriyse kaçtı. Funda’nın yanına koştum hemen. Ölünün yüzündeki kanı sildik. Funda kendi cesedine bakıp ağladı.

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*