OKUYAN BEYİN

Zeynep Rana: Son yıllarda üzerinde konuşulmaya başlanan beynin okuma işlevi, bir çırpıda, üç beş satır ile anlatabileceğimiz basit bir eylem değildir.

OKUYAN BEYİN

Zeynep Rana

Howard Engel, birçok polisiye roman sahibi Kanadalı ünlü bir yazar. Okuma alışkanlığı bağımlılığa dönüştüğünde henüz çocuktu.

31 Temmuz 2001 günü Howard Engel için oldukça sıradan başladı. Sabah erken saatte uyandı, üzerini değişti, kahvaltısını yaptı. Her gün kapısına gelen gazeteyi aldı ve ilk sayfaya göz atmaya başladı. Fakat gazete her gün okuduğu dille yazılmamış, daha evvel hiç bilmediği bazı karakterlerin birleşiminden oluşan bir dille yazılmış gibiydi. Sayfa düzeni, resimler, sütunlar her şey normaldi. Arkadaşlarının kendisine şaka yapmış olacağını düşündü. Kahvesini yudumlarken kütüphanesine doğru yürüdü. Daha evvel defalarca göz attığı bir kitabı eline aldı. Kitap İngilizce değildi. Yine o bilmediği garip harflerle yazılmıştı. Durumun bir şakadan ibaret olmadığını anladı. Oğlunu uyandırdı. Alelacele hastaneye gittiler. Uykuda felç geçirmiş olabileceğini düşünüyordu. Howard kendisinde bulunan okuma sevgisini bağımlılık olarak tanımlıyordu. Diğer günlerden biri gibi uyandığı bir sabah harflerin bilmediği şekillere dönüşmüş olması Howard için kabullenmesi kolay bir durum değildi.

Hastaneye vardıklarında tabeladaki karakterlerin de bilmediği alfabenin garip şekilleri olduğunu fark etti. Oysa tabelada yazan ‘Acil’ idi. Howard dışında herkes tabelayı okuyabiliyordu. Bir kısım testler uygulandı ve tahmini doğrulandı. Uykusunda kısmi felç geçirmişti. Beynin sol tarafında küçük bir alan bu felç neticesinde zarar görmüştü. Bunun dışında bazı gariplikler de vardı.  Oğlunu tanımakta zorluk çekmiş, evinin adresini hatırlayamamıştı. Bazı cisimleri adlandıramıyordu. Fakat kokusunu aldığı şeyleri tanıyor ve isimlendiriyordu.

Howard Engel okuma yetisini yitirmiş olmasına rağmen yazma yetisini kaybetmemişti. Hastanede hemşire yanına gelip eline kâğıt kalem verdiğinde şaşırmıştı. Kâğıda bir şeyler yazması söylendiğinde okuma işlevini kaybettiği için yazmayı da unutmuş olacağını düşünüyordu. Kâğıda ismini yazdığında çok rahat ve akıcı yazabildiğini gördü. Başka şeylerde yazdı. Yazdıklarını hemşire okuyabiliyordu. Kendisi baktığında yine o garip alfabeyi gördü. Geçirdiği bu kısmi felç beyinde ‘harf kutusu’ denilen küçük alana zarar vermişti.

H. Engel’in ansızın yaşadığı bu olay nadir rastlanır bir durum olmakla beraber beyin fonksiyonları üzerinde birçok araştırmaya da sebep olmuştur.

Beyin Nasıl Okuyor?

Bir kitabı ya da bir kâğıdı, defteri elimize aldığımızda, sıradan ve hızlı kas hareketleriyle sayfaları okuyuveriyoruz. Bir sayfa üzerine yazılıp çizilmiş şekillerin bir araya gelmesi ile kavramların oluşması, basit birkaç çizginin manaya dönüşmesi esnasında beyinde neler oluyor?

Kâğıt üzerine düşen üç beş parça şeklin, beyinde gerçekleşen algıdan sonra, insana olağanüstü duygular yaşatması da beynin başka bir işlevi. Beyinde karakterlerin biçimsel olarak tanınması, o karakterlerin birleşip bir kelime oluşturması, bu kelimelere anlam kazandırılması, anlam kazanmış sözcüklerin birleşerek cümlelere dönüşmesi gibi birçok işlem; beynin olağanüstü işlevleri neticesinde gerçekleşmekte. Dahası var. Beynin her iki yarım küresini kullanarak vardığı bu algılama neticesinde, oluşan anlam kümelerinin yine beyin vasıtasıyla insana hissettirdiği duyguları tetikleyip zenginleştirmekte.

İnsan bütüncül bir varlık olmakla beraber, her cihazının mucizevî işlemleri bilime konu olmuştur. Son yıllarda üzerinde konuşulmaya başlanan beynin okuma işlevi,  bir çırpıda, üç beş satır ile anlatabileceğimiz basit bir eylem değildir. Şimdi okuduğumuz satırları okuyup geçerken beyinde neler oluyor diye düşünmüyoruz birçoğumuz.  

Okuma, göz ile başlar. Gözün sahip olduğu hücreler, görme alanına düşen kelimeleri görüp çözebilecek kabiliyettedir. Göz, kas hareketleriyle, yazılı bir kelimeyi netleştirdikten sonra, retinadaki nöronlara ulaştırır. Nöronlarda bütün haliyle değil, sayısız parçalara ayrılmış bilgi olarak algılanır. Daha sonra beynin görme merkezine gider. Bu ana kadar gerçekleşen tüm hareketler beynin görme merkezinde bir araya gelir. Bu bilgileri beynimiz işleme almıştır artık. Bir yandan harfleri sese dönüştürürken, diğer yandan ses kazanmış kelimeler dağarcığımızdaki hazinenin içinden anlamını bulur. Beyin, bu harfler topluluğunu hem sesi hem manası olan kelimeler olarak kaydetmiştir.

Bakınız, Dahaena ve grubu okuma işlevini nasıl açıklıyor: “Beynin sol oksopito-temporal bölgesinde bulunan harf kutusu, harflerin ve kelimelerin görsel şekillerini algılıyor. Harf kutusu bu bilgiyi sol yarıkürede bulunan ve kelime anlamını, ses motiflerini, harflerin seslendirilişini kodlayan çok sayıda değişik bölgeye iletiyor. Dolayısıyla işitme ve konuşma bölgeleri ile doğrudan bağlantılar söz konusu. Kelimelerde yüklü anlamların algılanması ve yorumlanması, beynin hafıza ve duygu gibi işlevlerinden sorumlu bölgelerinin katılımını da gerektiriyor. Bu bölgeler arasındaki karşılıklı bilgi akışıyla sadece insan türüne ait bu olağanüstü beceri gerçekleşiyor.”

Bildiğimiz tüm araştırmalarda okuma işlevinin beyin üzerinde kuvvetli etkisi olduğunu görüyoruz. Okuyan bir beyin ve okumayan bir beyin arasında ciddi farklar olduğu bilimsel olarak defalarca tespit edilmiş.

Beyinde, şehirlerarası yollara benzetilen, beynin değişik bölgeleri arasında bilgi akışı sağlayan “beyaz madde” adı verilen dokular mevcuttur. Pittsburg’daki bir üniversitede Bilişsel beyin görüntüleme merkezinde çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada, beyaz maddenin zayıf olduğu beyinlere okuma programı uygulanmış ve belli zaman sonra beyaz maddenin arttığı ve beyin dokularında değişiklik olduğu görülmüştür.

Okumada ilerleyen çocukların buna paralel olarak beyin dokularında da gelişmeler tespit edilmiştir. 

Demek oluyor ki, okuma eylemi ile kişisel kabiliyetlerin gelişmesi dışında beyin hücrelerinde de gelişmeler ve yapısal değişiklikler söz konusu.

Yazı dolayısıyla okuma, insanlık tarihinin en önemli keşiflerinden biri olduğu muhakkak. Bu sayede dünya üzerinde yaşayan diğer kültürlerin ve geçmiş toplumların serüvenlerini okuyup öğrenebiliyoruz. Entelektüel açıdan gelişim sağlamak mümkün olabiliyor. Son yılların teknolojik gelişimlerini de göz önünde bulundurursak birçok bilgiye çok daha kısa zamanda ve hızlıca ulaşılabiliyor. Belki birileri de “teknolojik okumalar” a dayalı makale yazacaktır bir gün. Bu bahisten hariç…

Okuyan bir beyinde neler olup bittiğini kapsamlı bir şekilde ancak 2000’li yıllarda öğrenebildik. Kısa zamanda ulaşılan bu bilgilerin gelecekte beynin gizemlerinin aydınlatılmasında bir harita niteliği taşıdığı şüphesiz. Bilim, ilim ayrılmaz birer ikili iken, ilme bilimi; bilime ilmi rehber etmeli belki de.  Okuyan, düşünen, çalışan ve üreten bir toplum, gelişmiş uygarlıklar milletler meydana getirecektir. Bir harfin gözden beyine, beyinden tüm bir nesle yayılma serüveni bu olsa gerek.

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*