MURATHAN MUNGAN’IN “ŞAİRİN ROMANI” OKUMALARI 1: ŞAİRİN DÖNÜŞÜ

Nesrin Çoruh, Murathan Mungan'ın Şairin Romanı adlı romanını incelediği yazı dizisiyle Edebiyat Daima'da

MURATHAN MUNGAN’IN “ŞAİRİN ROMANI” OKUMALARI 1: ŞAİRİN DÖNÜŞÜ

Nesrin Çoruh

 

MURATHAN MUNGAN’IN “ŞAİRİN ROMANI” OKUMALARI 1: ŞAİRİN DÖNÜŞÜ

“Şiirin öldüğü, romanın öldüğü, edebiyatın öldüğü, giderek yazılı kültürün bile tükenmekte olduğu her şeyin görselliğe indirgendiği bir çağda belki dilin en eski en kadim sanatı olan şiire, roman aracılığıyla bir saygı duruşu.” diyor Mungan Şairin Romanı ile ilgili yaptığı bir söyleşide.[1]  İlk baskısı 2011 yılında yapılan Şairin Romanı[2] üzerinden epey bir yıl geçmesine rağmen yeni okumaya başlayabildim. Yedi ana bölümden oluşan bu 582 sayfalık romanı tek bir yazı ile ele almak içime sinmediği için bölümler halinde bir yazı dizisi şeklinde değerlendirmek istiyorum.  

Şiire bir saygı duruşu niteliğinde yazılmış bu hacimli romanın yedi ana bölümü, birbirinden farklı renkte sayfalarla ayrılan “ Şairin dönüşü”, “Şairin toprağı”, “Şirin levhaları”, “Şairin gölgesi”, “Şairin hayvanı”, “Şairin kanı”, “Şairin oyunu” başlıklarını taşıyor. Yani başlıkların her birinde şiirin yaratıcısı “şair”e göndermeler var. Bu yazıda sadece “Şairin Dönüşü” ana başlığı altında yer alan yedi ara başlığa değineceğim.

Şairin dönüşü bölümünün ilk ara başlığı Koku adını taşıyor. Daha ilk bölümden itibaren şair oluşunun da avantajını kullanarak okuru 2017 Nobel Ödüllü Kazuo Ishiguro’nun Gömülü Dev’ini çağrıştıran büyülü bir anlatımla karşılıyor Mungan. Elli yıl önce şiir yazmayı bırakan yüz yaşına gelmiş Begdag, zengin bir liman şehrinde yaşarken ani bir kararla kendi yurdunda ölmek için Anakara'ya dönmeye karar veriyor. Daha ilk sayfada yer alan “İnsanoğlunun yaşamda en geç keşfettiği şey şimdiki zamandı. İnsan içinde yaşadığı ânı derinleştirmeyi zamanla, yani zamanı azaldıkça öğreniyordu.(s.9)” cümlesinden bu kararında ölüme yaklaşmış olma hissinin etkisi olduğu söylenebilir. Bölümde geçen ifadelerden anlaşıldığı üzere şairlik o dönemde usta-çırak ilişkisi ile öğrenilen bir meslek. Bilge şair Bendag, ilk ustasının şiir teorisi niteliğinde “İyi şiir doğa gibidir, en çok kullanılan kelimelerle bile şaşırtmayı başarır (s.10), Şairlerin ortalığa hâkim olacağı saatler herkesin uykuda olduğu saatlerdir. Gece yarısından sonradır ve sabahın ilk saatleridir. Herkesin uykuda olduğu saatleri kullanır şairler.(s.11)” sözlerini hatırlıyor. Yazı gizleme yöntemi denilen bir yöntemle görünmez mürekkep kullanarak yazdığı şiirleriyle “Son Yolculuk” adını verdiği defteri alarak yolculuğa çıkmaya karar veren Bendag’ın yaşayacaklarını merak etmeye ilk bölümden başlıyor okur.

Ümma'nın rüyası ara bölümünde yer alan yarı mecnun, yarı kâhin, yarı şair Ümma’nın  Bendag'ın Anakara'ya gittiğini rüyasında görmesi ve bu rüyayı yorumlanması Doğu kültürlerinde çok yaygın.  Tam olarak mekânı ve zamanı kestirilemeyen bu masalsı ortamda kadın şairlik, kadın şairlerin itibarsızlığı Ümma ve Lelalu adlı kadın şairler üzerinden oldukça başarılı anlatılmış.  Aslında günümüze bir gönderme niteliğinde kadınlar edebiyatta da hep geri bırakılmışlığı.

Bendag'ın karası ara bölümünde Bendag’ın güvertedeki gözlemleri sırasında yaşlılık üzerine bilgece  söylemleri dikkat çekici: “ “Yaşlılığın iyi yanı bu,” diyor. “Kimsenin gözüne batmıyorsun artık. Kimse iş buyurmuyor sana. Bir şey ummuyor. Kimsenin rakibi değilsin. Kimse seni, kendi varlığı için bir tehlike saymıyor.(s.18)” Ayrıca genelde hikâye ve roman formunda yaygın kullanımına alışık olduğumuz geçmiş zaman kipi yerine şimdiki zaman kipi “–yor”un bu bölümde sıkça kullanımının anlatıma renk kattığı söylenebilir.

Surların önünde’de “satrap”lardan bahsediliyor.  Eyalet valisi anlamına gelen satraplar ülkeyi yönetiyor.  Bu ara bölümde, evde kâğıt hamurundan yapılan defterlerle ilgili ayrıntılar dikkat çekici. Bilge şair Bendag’ın Anakara'da gördüğü surlardaki şiir bayrakları, onun şiirlerini onlarca yıl sonra bile tanıyabilen keçeci Ulsangeyma’nın bahsettiği şiir kahveleri ve “Ama hangi şiir gerçeği soldurmaz ki?” türünden sözler ile Mungan, ütopik bir şiir ülkesi yaratıyor adeta.

Uyku Hanı ara bölümü merak üzerine kurgulanmış bir bölüm.  Onlarca yıl sonra geldiği handa  Bendag’ın aynı odada kaldığı diğer bölmedeki hasta adamın sayıkladığı “Roasanayma” sözcüğü Bendag gibi okuyucuyu da meraklandırıyor. Bendag’ın hasta adamın teferruatlıca anlatılan çantasını kurcalaması,  yakalanma korkusu okura bakalım ne olacak sonrasında duygusunu yaşatıyor. Bu ara bölümde Mungan’ın Adalet Ağaoğlu’nun ilk romanı Ölmeye Yatmak’a bir selam gönderdiği rahatlıkla söylenebilir. Nitekim Ölmeye Yatmak’ın Aysel’i nasıl Ankara’da bir otelde ölmeye yatmaya karar verdiyse- Ankara ve Anakara detayına dikkat etmekte fayda var- Bendag da “ölmeye yatmak üzere Anakara(s.30)ya dönmüştür.  

Güney ışığı ara başlığında şiirlerine renk katması için ustasının Bendag'ı ressam yanına göndermesi geriye dönüşlerle aktarılmış. Hocasına koşulsuzca itaat etmesi -tunç havanlarda bitkiler ezmesi, tahta kaplarda toz karıştırması, madenî leğenlerde kil yoğurması, renkli kayaçlardan ara renk ve tonlar bulması, maden filizlerinden boya elde etmesi- tasavvuftaki mürşid -mürid ilişkisini çağrıştırdı bana. Yetişmesinde büyük katkısı olan ustası için söylediği “Hayatta en çok özlemişti.(s.41)” cümlesi yüreklere dokunur cinsten.  Başlık altında dikkati çeken bir husus da şiir kahvelerinin yanında güneyin en iyi kahvelerinin çekildiği dibekçilerin bulunması ve bu  dibekçilerin kapı ağızlarında kendilerini anlatan şair Dehanmar’a bir saygı  ifadesi olarak onun “Dibekçilerin Türküsü” kitabını asmaları. Şiir ve şair el üstünde tutuluyor bu ülkede.

Şairin Dönüşü ana bölümünün son ara başlığı Hallaçların sonbaharı başlığında bilge şair Bendag yeni bir kimlikle Uyku hanındaki hasta adamdan (ç)aldığı kimlikle yeniden doğacak gibi görünüyor: Remzganan kimliği ile. Bu eylem öncesinde katıldığı şiir gecesinde tanınma endişesi kimlik arayışının sebeplerden olabilir. Etkinlikte genç şairler ve şairlerin olgunlaşması üzerine Bendag’ın söyledikleri ders niteliğindeydi adeta. “ Bazı insanlar yaşadıkları deneyim sonucu bir kerede büyür ve ondan sonra bir daha büyümezler. Erken ustaların çoğu böyledir, kırkında -ellisinde ulaşmaları gereken olgunluktaki şiirlerini yirmili yaşlarında verdiklerinde hayatlarının geri kalanı zor geçer. Genç yaşta fazla akıl bazen insan yolunu erken kapatır.(s.48)”

Şiir ve şaiire yazılan bu güzellemede bilge şair Bendag’ı Remzganan kimliği ile neler bekliyor, başta “Şairin toprağı” ana bölümü değerlendirmesi ve sonraki bölümlerde göreceğiz.

 

 

[2] Murathan Mungan, Şairin Romanı, Metis Yayınları, İstanbul 2017.

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*