MERVE YILDIZ-GECENİN TILSIMI

Merve Yıldız "Gecenin Tılsımı" adlı yazısıyla Edebiyat Daima'da

GECENİN TILSIMI

Merve Yıldız

Vakit gece. Gece, düşleri düşünce gücüyle çağırma vaktidir. Herkesin çağırdığı bir şeyler vardır. Kimisi çağırışların farkında bile değildir, kimisi de ne çağırdığını aramaktadır. Ne çağırdığını bilenlerin kaygısı ise bilme vaziyetindendir. İşte ben bu gece, çağırdığımı bilme kaygısındayım. Neden her beklentiye kaygılarımızı sarar sarmalarız ki? Kaygı olağan bir duygu ama büyüdükçe odağı şaşırtan bir durum haline gelebiliyor. Kaygıların gücünden korkmalıyızdır belki de. Zaten kaygıların kör ettiği insanlardan biri olmaktan hep korkmuşumdur.

Kaygılanmamak adına kaygıyla doluyorum bir şekilde. Ah, bu belli belirsiz telaş ve korkuların toplamına kafa yordukça gecenin büyüsünden çıktığımı hissediyorum. Gündüzleri zaten ışığın gücüyle savaşıyoruz, kaygıların aydınlanmasıyla can buluyoruz. Geceleri kaygılanmak yasaklanmalı. Özellikle de denize bakan her yerde kaygılar yıpratılmalı. Geceyse ve karşıda deniz varsa, bir çift göz dahi tedirginlikle bakmamalı. Hele de Eylül yeni bitmişse, Ekim kapılarını aralamışsa, annemin nar ve mandalinaya hasreti sona ermek üzereyse…

Her gece en az bir tane kelimenin hayatımdaki yerini düşünüyorum. Düşünmeye başladığım anda bazı anları keşfetmenin heyecanına kapılıyorum. Düşündükçe, elle tutulabilir hale getirmenin çelişkisiyle yanılıyorum. İşte heyecan ve yanılgıların bir araya gelişleri gece sayesindedir. Herkes kelimelerin büyüsünün farkında mıdır acaba? Özellikle de geceyle ilintisinden? Gündüz vakti ise duyumsadığım her şey, ışığın gücüyle başka bir hal alıyor sanki. Kelimelerin bile saati var, sesleri, solukları var. Ama herkes bilmez işte kelimelerin gücünü.

İkna kabiliyeti ve ikili ilişkilerin önemindeki etmenlerden başka kelimenin gücüne inanan göremiyorum. Belki de pragmatik bakış açısından sıyrılamıyoruz. “Beni bir yere götürmüyorsa neden düşüneyim?” Bu cümleden sonra zaten ne desem olmayacak, diyerek düşünüp susuyorum. Oysa kelimeler de bizim gibidir; soluklanmaya, sosyalleşmeye, geceyle arınmaya, gündüzle kalabalıklaşmaya, değişmeye ve konuşmaya ihtiyaç duyarlar.

Yalnızca gece miydi düşündüren? Bilinmez. Benim penceremde gece, semayı dinlendiren bir örtünün ötesinde duruyor. Sizi de heyecanlandırmıyor mu, gece oluşundan mutluluk duyanların varlığı?

Zaman kavramında, geceye gece kalırken, geceyi gece geçerken, bir de Attilâ İlhan’ın “Harp Kaldırımında Aşk” şiirindeki dizelerinde kendime yer edinebildim:

“Ömrümüz meçhullerden meçhullere akıyor
saatler bizim değil kitaplar bizim değil
bizim değil yaşamak bizim değil hiçbir şey
kendi dünyamızda yabancılar gibiyiz
ya çok erken ya çok geç doğmadık mı sevgilim
buna rağmen mutluluğa inanıyoruz”

Siz, kokusunu yalnızca geceleri alabileceğiniz Melisa çiçeğini bilir misiniz? Kokusunda karanlığın şenliğini kanıtlayabilecek güçte arzular taşıyor. Çok su da istemez, buna rağmen gürül gürül, şelale gibi coşkuyla değinebileceği her alana dolmak arzusunda büyüyor. En çok da köşelere yakışıyor çünkü köşeleri köşe olmaktan çıkararak kendi varlığının altını çizmekten hoşlanıyor. Enteresan olan ise Melisa çayının rahatlatıcı ve uyku getiren özelliklere sahip olması. İşte ben her vakit, geceyi bekleyen Melisa çiçeğinde gizliyim. Melisa çiçeğinin kokusuna saklanarak bekleyen bir giz.

 

 

 

 

 

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*