MECZUP KALEMLER

Kürşat Yozcu: Beslendiğimiz tek kaynak mazinin ihtişamıydı; istikbâl, hakiki ve halis sanatkârların hükmüne boyun eğecekti.

MECZUP KALEMLER

Kürşat Yozcu

Gecenin örtüsü kefen gibi sarar şehri. Artık gecelerde de mahrum kalmak varmış sevdalardan. İşte bütün mesele bu Hacı Abi! Hüviyet kazanamamış her aksiyon, yoksun olacaktı elbet gönüllerin limanlarından. Ve ben şairim.  Meczup duruşumu yargılamayın. Maktulün en yakın arkadaşı, marabanın sırdaşı, makul olanın yoldaşı; hangi mahiyetten bakarsanız bakınız, maharet bende değil. Maktulün, marabanın ve meczubun yanına uğrayınız. Ne yazdımsa onlar yazdırdı bana. Mahkûmiyetim henüz bitmedi. Çünkü ben şairim, kendi eliyle kendi hayatını rezil eden mısralarımda görünürüm zaten.

Mahkeme kadıya mülk değil tabii. Gelen geçer, sırrını ifşa eden göçer bu topraklardan. Yine de marazlık etmeyelim Hacı Abi. Kim kaleme sahip çıkarsa, o, ağlayacak köşe başlarında. O vakit hançeresini yırtarcasına bağıracak. “O, şair değil! O, kalemine ihanet etti!”

Sormayın ihanetimin sebebini. Kırmayın kırık dökük cümlelerimin gururunu. Ve bir sır dolaşır mecnunane şiirlerin dizelerinde. “Hüviyet kazanmamış kalem ne işe yarar?” Ah Hacı Abi ah! Yoksun kalmak da varmış sevdalardan. Bilirsin, sevdalar gizli yaşanır bu topraklarda. Ve benim sevdam üç beş satır yazı, birkaç bin kitapla sınırlı kaldı. E, ne olacaktı yani? Menfur saldırılara maruz kalmak böyle bir şey miydi? Okursun olmaz, yazarsın okunmaz. Aciz ruhum manivelaya tutturulmuş, acı içinde kıvranır; acı içinde ruhum, mağrur bakışların tutsağı…

Beslendiğimiz tek kaynak mazinin ihtişamıydı; istikbâl, hakiki ve halis sanatkârların hükmüne boyun eğecekti. Muhteva bakımından dolu dolu yazmaya çalışmak ne vakit suç oldu Hacı abi? Biz kilimlere dokumuştuk gözyaşlarımızın kahırlarını. Zira bulutlar yüklü, toprak çatlamıştı. Sözcükler yerine oturmak için sabırsızlanmakta, cümleler gemini boşaltmış… Güle oynaya dalmadık yazı hayatına. Haddimizi de biliriz, halimizi de. Aksi istikamette kalem çalanların yazdıkları şahsımızda teneke gürültüsünden ibaretti.

Ya sonra… Kulaktan dolma bilgilerle hareket edenler, yargılayanlar ve infaz edenler çoğaldı. Güzel yapılar kurmak her kalemin boynunun borcuydu bir zamanlar. Geçti o zamanlar! Kanma, bu sözcük takımının duruşuna. İlgisiz kalmayagörsünler, küsüverirler. Kalemlerimiz kök salacaktı. Üç beş değil, yüzlerce kalem. Sahi, ne oldu, beraber yola çıktıklarımıza? Söğütlerin saçları kırıldı Hacı abi. Şair, kime yakar ağıtını?

Üç beş günlük dünyaya tutsak olmak bize yakışmazdı. Ağlayabilselerdi, anlayabilirlerdi uykusuzluğumuzun sebebini. Kâinata meydan okumak yürek isterdi. Zaten bu yüzden karar vermedik mi kalem ehli olmaya? Dünya ile hasımlığımızın tek sebebi bu değil miydi? Ki, hepten çivisi çıktı dünyanın. Kar bile gönülsüz yağıyor artık, hangi yana baksam yanmış yıkılmış savaş meydanı.

Kaybetmenin tarifi yapıldı mı? Onlara göre biz, kaybettik Hacı Abi. Onlara göre onlar başarmıştır, sen tutunamamışsındır. Kalem ehli kaybetmeyi baştan göze almalı. Ruhsuz tariflere göre kaybetmek ne yüce bir ödüldür.

Bak! Yaralarım uç verdi yine. Bana bir şair bul Hacı Abi.

____

 

 

EDEBİYATDAİMA'NIN SOSYAL MEDYA HESAPLARINI TAKİP EDİYOR MUSUNUZ?

https://twitter.com/daimaedebiyat

https://www.facebook.com/daimaedebiyat/

https://www.instagram.com/daimaedebiyat/

https://www.youtube.com/channel/UCik7vL5LAdcYh1bRZ0hx9jQ?

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*