Lale Şeyda Gülsoy yazdı: Yolcu Yolunda Gerek

Lale Şeyda Gülsoy, Tarkovski'nin The Stalker (İz Sürücü) filmi üzerine yazdı.

YOLCU YOLUNDA GEREK!

 

Girdiğin aynada, geçmiş gibi dîğer küreye,

Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: “Yol nereye?”

Ayılıp neş’eni yükseltici sarhoşluktan,

Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan

Duy tabîatta biraz sen de ilâh olduğunu,

Rûh erer varlığının zevkine duymakla bunu.

Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,

Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!…

Yahya Kemal Beyatlı (Deniz Türküsü)

 

 

“Bölge” denilen o yer, neresi? Daha da önemlisi, öyle bir yer var mı sahiden?

 

Andrey Tarkovski’nin “Stalker (İz Sürücü)” filmi boyunca, kendisine “Bölge” adı verilmiş olan ve tıpkı Kara Delikler kuramındaki gibi, kendi görüntüsünden çok yaydığı psikolojik etkiler sayesinde görünür hale gelebilen (Strugatsky Kardeşlerin romanının aksine) bir yerden söz edilir.

1900’lerin başında, Rusya’nın kuzeyine bir nesne düşer ve buradaki canlı hayatını sona erdirir. Söz konusu bu bölge, olaydan sonra tam 80 yıl boyunca insanlara kapatılır. Strugatsky Kardeşler, yaşanan bu olaydan ilham alırlar ve “Yol Kenarında Piknik” romanını yazarlar.

Mucize Oda’ya Yolculuk Zamanı: Umut Hep Göz Kırpar Bir Yerlerden!

Gri ve bir adı dahi olmayan bir kasaba. İlhamını yitirdiği için, artık yeteneğini sorgulamaya başlamış olan, alaycı ve alkolik bir “Yazar”. Sırt çantasını yanından ayırmayan, fazlasıyla sessiz bir “Profesör”. Filmde, bu iki farklı insan, “Alacakaranlık Kuşağı”nın sonundaki “Mucize Oda”ya doğru yola çıkarlar. Yolculuk, bir imgedir aslında. Her şeyin durmadan değiştiği yaşam yolculuğuna işaret eden bir imge. Bu öyle bir yolcluktur ki, yolculuk sırasında engel olunamaz bir biçimde herşey akmaktadır (Phanta Rei). Yazar ve bilim adamı, yanlarına İz sürücüyü alırlar ve o odaya ya da “anlam”a doğru yola koyulurlar. Oda’ya giden yol boyunca, yola dair kurallar da bu sürekli değişimden nasiplerini alacaklardır.

Kasaba, donuk bakışlı insanlarla doludur. Bu insanlar, tüm yaşama sevinçlerini yitirmişlerdir. Yaşama sevinçlerini nerede yitirdiklerine ve ona yeniden nasıl ulaşabileceklerine dair herhangi bir fikirleri de yoktur. Kasaba insanları, adeta yaşayan ölülerden farksızdırlar.

Birlikte yola çıkan yazar ve bilim adamı, insanlığın umudunu bütünüyle yitirmeyeceğine dair bir kanıttır. İnsanoğlu, herşeye rağmen onu düştüğü karanlık kuyulardan çıkaracak mucizeyi aramaktan vazgeçmemiştir.

Kalbi ve Aklı Buluşturan Köprüden Geçerek, Hakikatin İzini Sürmek

Filmde yazar, bir nevi insanın duygularının ve hayal gücünün; bilim adamı da, mantığının, aklının ve bilincinin temsilciliğini üstlenmiştir. “İz Sürücü” ikisinin arasındaki dengeyi kuracak olan “irade”dir. İz sürücü, yol boyunca sezgiselliği ile hakikatin ya da başka bir deyişle, “görünenin ardındaki görünmeyenin” izlerini sürecektir ve “yürümenin” sürekliliğini gerçekleştirmekten sorumlu olacaktır.  

Bölge’nin fotoğrafı hayli dikkat çekicidir: Yeşillikler içinde ve meteor yarığı ile oluşmuş bir yer. Bu yerde yanmış otomobiller, çürük askeri tanklar, kullanılmayan bir telefon, modern toplumun kalıntılarını barındıran bir su birikintisi ve bir oda görürüz.

Bölge’nin ana rengi yeşildir. Yeşil renk, insanoğlunun “doğa” ile bağlantılı yanını sembolize eder. Oysa uygarlık yolculuğu, insanı derin bir anlamsızlığa sürüklemiştir. Bu yolculuğun bedeli, insan için çok ağır olmuştur ve insanın doğayla arasındaki köklü bağ kopmuştur. İnsanın elinde, kala kala “grinin donukluğu” kalmıştır. İnsanoğlunun tek çaresi, “yeşil”in canlılığıyla yeniden buluşmak için, kendini yollara vurmaktır.

Her Yolculuğun Yol Haritası, Yolcunun Kendisinde Saklı!

Vagon sahnesinde, insanlık tarihinin ilerleyişinin imgesel anlatımına dikkat çekilir. Bu yolculuk sırasında, edindiğimiz tüm deneyimlerin bilgisi de bizimle birlikte gelmektedir. Yolculuğun, önceden belirlenmiş bir rotası yoktur. Herkes kendi rotasını önsezileri, tecrübesi ve öngörüleri aracılığı ile kendi çizmek durumundadır. Her yolculuk, neden olduğu hesaplaşmalardan ötürü bir “iç yolculuk” denemesinden farksızdır. F,lmde, bu iç hesaplaşmalar sonucunda anlarız ki: Kuşkucu ve alaycı yazar, aslında düpedüz kendinden nefret etmektedir. Pozitivist, ahlakçı ve sessiz bilim adamı, yeni keşiflere ulaşmanın da ötesinde kaygılarla doludur. İz sürücünün temel amacı da, yalnızca insanlara umut aşılamak değildir. 

Yola da, Gerçeğe de Saygı Duymak Lazım!

Yola bir kez çıkılmışsa, artık bu yoldan geriye dönme ihtimali yoktur. Çünkü yol da, yolcunun her adımıyla birlikte değişime uğramıştır. Yol bu. Ele avuca sığdırılamaz. Yol ve gerçek arasındaki bu ilişki, Nietzsche’deki “adımları silen ayak izleri” eğretilemesine benzetilebilir. Filmin bir sahnesinde yazar karakteri, “gerçeği” tıpkı İz sürücünün “yol”u tanımladığı gibi tanımlar: Daha onu ararken, aynı zamanda değişen, uçup kaçıcı, ele gelmez bir şey.  

Film boyunca, her nasılsa tehlikeli yerlere önce “yazar” gönderilir. Çünkü Elias Cannetti’nin “İnsanın Taşrası” adlı eserinde söylediği gibi: “Sınırları yoklamak ve ölmeden geri dönmek, yazarın işidir.”.

Saklanma Duvarların Ardına, Uyan!

Tıpkı yaşamın kendisi gibi, Bölge de asla uyuşukluğa izin vermez. Yaşamak dedikleri, her an tetikte olmak demektir. İnsan bu gerçeğe uyum sağlamak yerine, bazen kafasında ve kalbinde kalın ve güvenli olduğuna inandığı duvarlar inşa edebilir. Dahası, kendini o duvarların ardına hapsedebilir. O duvarlar, kendine giden yolda insana önce cesaretini sonra varolma ihtimalini kaybettirir.

Filmin bir sahnesinde İz Sürücü, karısına -kızını göstererek- sinirlenir: “Bağırma, maymunu uyandıracaksın!”

İz Sürücünün sakat kızının adı, “Maymun”’dur. Nietzsche, insan denen canlının maymunla üst insan arasında gerilmiş bir ip olduğunu savunur. “Böyle Buyurdu Zerdüşt”’te, Nietzsche kitaptaki kahramanı aracılığıyla şöyle der: “Maymun, insan için nedir? Bir kahkaha ya da acı veren bir utanç. Ve üst insan için de, insan aynen böyledir: Bir kahkaha ya da acı veren bir utanç.” (Zerdüşt’ün Önsözü 3). İnsanın üst insana geçişinde bir aşama olan maymun hem sakattır, hem de hala derin bir uykudadır.

Her Eşik, Bir Meydan Okuma!

Yaşam yolculuğu, önümüze pek çok farklı “kapı” çıkartır. Bu kapılardan birini açabilmemiz için, yerimizden kıpırdamamız şarttır. Bu hareket, bir anlamda durağanlığı tersine çevirmekle ya da o kapının arkasında nelerin olduğunu bilmediğimizden dolayı, korkudan cesarete kollarımızı uzatmakla eşdeğerde bir “eşik noktası”dır. Bu eşiği atladığımızda, sıfır sayısının bilincini giyiniriz üzerimize. Kısaca, “Hiç” oluruz ve bir yolcu olarak, bu yeni bilinçle yazgımıza geri döneriz. Bundan böyle, hiçbir şeyin aynı olmayacağını bile bile ve bir yolcu olarak, ister gerçek planda isterse düşsel planda umudumuzu taze tutmakla mükellef olduğumuzu kabul ederek yaparız bunu.

Çünkü yolcu yolunda gerektir. Çünkü gerçek bir yolcu için “Asıl yolculuk, geri dönüştür.” (Ursula K. LeGuin, Mülksüzler).

 

 LALE ŞEYDA GÜLSOY

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*