KIRMIZININ ANLATTIKLARI

Yunus Çinçin yazdı: "Romanın temel felsefesinde ben ve biz kavramları da var. Avrupa’da Rönesans’la birlikte birey ön plana çıkar ve bu gelişme sanata da yansır portre resimler olarak..."

KIRMIZININ ANLATTIKLARI

Yunus Çinçin    

 

“Bu roman, gerçek resimlere kitapların sayfalarında unutulmuş binlerce İslam minyatürüne bakılarak yazılmış gerçekçi bir masaldır. Ve son sayfalarında okurun hissedeceği gibi kültürel değişim yüzünden unutulmuş nakkaşlarına onların görüş ve resmediş tarzına düzülmüş kederli ve neşeli bir ağıt havası da taşır.”  (1)

Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı adlı romanını ilk okuduğumda keyifle ve merakla okumuştum. Aradan yıllar geçtikten sonra romanı yeniden okurken yine keyif aldığımı belirtebilirim.

Orhan Pamuk, roman yazarken titiz çalışıp işini şansa bırakmayan ve romanlarını şekillendirirken mutlaka kendi yaşamından unsurlara yer veren bir yazar. Yazar, romanlarını yazarken hayatında yer etmiş konular yanında, ilgilendiği alanlardan edindiği bilgi ve birikimi yansıtmayı başarıyor. Yazarın bu eğilimini tüm romanlarında görmemiz mümkün. Yazdığı romanlar, kendi tabiriyle , “gerçekten ve kurgudan beslenen gerçekçi masallardır.” Orhan Pamuk,  Benim Adım Kırmızı'da çocukluğunda ve gençliğinde ilgilendiği resim ve minyatür konularına ilişkin bir romanla karşımıza çıkıyor. Gerek Öteki Renkler adlı eserinde gerekse Manzaradan Parçalar’da Benim Adım Kırmızı romanının yazılış aşamalarına ve romanı yazarken etkilendiği unsurlara ilişkin açıklamalarda bulunuyor:

“Çocukluğumda, yedi yaşımdan on dokuz yaşıma kadar ressam olmak istedim. Ailemin içerisinde hep resim yapan Kara koyundum. İkincisi, Osmanlı resmiyle ilgili, ilkel cep kitapları çıkardı. Oradaki Osmanlı minyatürlerini kopya ederdim. İçgüdüsel bir merakla bunu yapardım. On üç yaşında ortaokul öğrencisiyken 16. yüzyıldaki Nakkaş Osman'la,18. yüzyıldaki Levni arasındaki üslup farkını bilirdim. Bu konudaki kitapları alır, takip ederdim, özel merakım vardı.” (2)

Roman, genel olarak; tarihi roman, aşk romanı, psikolojik roman, cinayet romanı, polisiye roman unsurlarını kendisinde barındıran bir eser. Bunda romanın konusu ve romandaki konunun ele alınışı da oldukça etkili. Orhan Pamuk'un, “En renkli ve en iyimser romanım.” dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında, İstanbul’da karlı, dokuz kış gününde geçiyor. Roman, 1591 yılında, İstanbul'da, Osmanlı sarayının nakkaşhanesinde, dönemin padişahı  III. Murat’ın oğullarının sünnet törenini anlatan “surname” üzerinde çalışan nakkaşlardan, Enişte Efendi'nin gözetimi ve yönlendirmesiyle,  Osmanlı padişahının Venedik Doçu’na Osmanlı Devleti'nin ve kendisinin azametini göstermek üzere hediye etmeyi düşündüğü kitaptan bahseder. Enişte Efendinin, Tezhipçi Zarif Efendi ve sarayın nakkaşlarından “Zeytin, Leylek, Kelebek” ile oluşturduğu ekibe çizdirttiği resimlerden oluşan, Frenk etkisi taşıyan ve içinde padişahın da bir portresinin olacağı bir kitap oluşturma çalışmaları sürer.  Frenk etkisiyle çizilen resimlerle oluşturulacak kitabın, Enişte Efendi’nin gözetiminde şekillenmesi sürecinde yaşananlar romanın ana konusunu oluştururken, Enişte Efendi’nin kızı Şeküre’ nin aşkları; nakkaşlığa, nakkaşlara, minyatürlere padişah ve devlet yöneticileri tarafından verilen değer; nakkaşların geleneksel minyatür sanatına ve Frenklerin Rönesans’la birlikte geliştirdikleri modern resim sanatına bakışları; 17. yüzyılda Osmanlı toplumunun sosyal, siyasal, kültürel ekonomik yaşantısı; toplumu oluşturan sosyal sınıflar bu ana konu etrafında şekillenen konular olarak romanda yerlerini alırlar. Orhan Pamuk, bu eserini yazarken Osmanlı Devleti’nin 17. Yüzyılda İstanbul’da tutulmuş narh ve tereke defterlerinden yararlandığını ifade etmektedir.

Frenk etkisi taşıyan ve Doğu-Batı resim anlayışlarını kendisinde barındıran minyatürler çizilirken, İstanbul’daki Erzurumiler tarikatlarının önderi Vaiz Nusret Hoca Hazretleri' nin ve tarikat üyelerinin kışkırtmasıyla İslam inancına ters olduğunu düşündükleri resim sanatına ilişkin çok sert tepkiler verirler. Vaiz Nusret Hoca Hazretleri’nin, Enişte ' nin çizdirdiği Frenk usulü perspektif anlayışıyla çizilen, içinde padişahın portresinin de bulunacağı minyatürlerin yapılmasını, İslam’ın ve Hz. Muhammed' in yüz resmi yapmayı puta tapıcılık olarak değerlendirmesinden ötürü Allah'a şirk koşmak ve tapılacak yeni putlar üretmek olarak değerlendirirler.

 “Onlar gördüklerini resmediyorlar, bizler ise baktığımızı.”(3)

 “Çünkü resmimizde mana suretten önce gelir.”(4 )

Benim Adım Kırmızı’da, anlatımla birlikte padişahın Venedik Doçu’na hediye etmek için oluşturduğu kitabın unsurlarının da şekillendiğini görüyoruz. Bir yandan padişah için resimler çizilirken bir yandan resmin konusu olan varlıklar bir meddahın dilinden kendilerini anlatıp düşüncelerini ifade ederler. Bir bakıma romanda resimler dile gelir.

Bir büyük üstat Frenk nakkaşı ile başka büyük bir nakkaş ustası bir Frenk çayırında yürürler ve ustalık ve sanat üzerine konuşurlarmış. Karşılarına bir orman çıkmış. Daha usta olanı, ötekine şöyle demiş: “Yeni usullerle resmetmek öyle bir hüner gerektirir ki” demiş, “Bu ormandaki ağaçlardan birini resmettin mi, resme bakan meraklı buraya gelip isterse o ağacı diğerlerinden ayırt edip bulur.”

“Ben fakir, gördüğünüz ağaç resmi, böyle bir akılla resmedildiğim için Allah’ıma şükrediyorum. Frenk usullerince resmedilseydim beni sahici bir ağaç sanan İstanbul’un bütün köpekleri üzerime işer diye korktuğumdan değil. Ben bir ağacın kendisi değil, manası olmak istiyorum.” ( 5)

Erzurumiler’in önderi durumundaki Vaiz Nusret Hoca Hazretleri’nin düşüncelerinden etkilenen, kendisine padişah için Frenk usulleriyle oluşturulacak kitabın tezhiplerini yapması teklif edilen Tezhipçi Zarif Efendi, Enişte Efendi’nin Venedik’e yaptığı gezide görerek etkilendiği, perspektifi esas alan resimlerin, gördüğü portrelerin etkisiyle, padişah için hazırladığı resimli kitapta Frenk usullerini esas almaya çalışmasını Allah’a şirk koşmak ve puta taparlık olarak görür. On sayfadan oluşacak kitabının tezhipleri için Enişte Efendi’nin yanına giden ve Enişte Efendi’nin yanından ayrıldıktan sonra yolda rastladığı sarayın nakkaşlarından biri olan ve Enişte Efendi’nin padişah için oluşturduğu on sayfalık kitabın minyatürlerinden bazılarını çizen nakkaşa, padişah için oluşturulan kitaptan, Enişte Efendi’nin nakkaşlara çizdirdiği Frenk usulü resimlerden, kitapla ve resimlerle ilgili kaygı ve korkularından söz eden Zarif Efendi nakkaş tarafından öldürülür ve bir kuyuya atılır.

“Kahraman nakkaşlarımdan Zeytin, yani Velican, gerçek bir kişilik. İranlı yüz ressamı Siyavuş tarafından yetiştirilmiştir. Ama öteki iki nakkaş hayalidir.” (6)

Orhan Pamuk’un , “Manzaradan Parçalar “ adlı eserinde romanına ilişkin duygu ve düşüncelerini ifade ettiği “Benim Adım Kırmızıya Dair" başlıklı yazısında, romanına polisiye öğeler kattığı için romanını bitirdikten sonra pişman olduğunu ifade etmiş. Nakkaşlarını polisiye kurguya feda ettiği için üzülmüş.

 “Kitabı bitirirken bir ‘polisiye plot’un, dedektif hikâyesinin zorlama ve boşuna olduğunu hissettim ama iş işten geçmişti. Kimsenin ilgilenmeyeceğini düşündüğüm sevgili nakkaşlarıma böyle ilgi çekebileceğimi düşünmüştüm: Ama bu kurgu(İslam ve yasak sanat konusu) onların âlemine ve mantığına, onların kırılgan işine bir çeşit saldırı oldu. Öte yandan İslam’ın sanata, kendini içtenlikle ve derin bir şekilde sanat ile-yaratıcılıkla- musavvir gibi ifade etmeye karşı tarihsel bir hoşgörüsüzlüğü var ki, ona da çağdaş okurların önünde gözlerimi kapayamam. Böylece romanımı kolay okunur ve sürükleyici yapan bir polisiye-siyasi mantık, zavallı nakkaşlarımın kırılgan hayatlarına zorla sokulmuş oldu. Kendilerinden özür dilerim.” ( 7)

Eserde anlatılan dini mevzular, kaynakların adı zikredilerek ve kaynaklardan alıntılar yapılarak anlatılıyor. Yazar, bizi romanı için yaptığı araştırmalara da ortak ediyor. Nakkaşlık tarihi ve nakşedilen minyatürler üzerine ciddi bilgiler var romanda. Eseri okurken Sadece roman okumayıp nakkaşlık, dönemin zihniyeti ve Osmanlı kültürü üzerine de ciddi bilgi ediniyoruz.

"Çünkü içinizde kalbinize nakşeylediğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer dünya hâlâ sizin evinizdir.” (8)

Zarif Efendi’nin öldürülüp ortadan kaybolması sürecinde, zamanında Enişte Efendi’nin çıraklığını yapan ve Enişte Efendi’nin kızı Şeküre’ ye olan aşkını dile getirip Enişte Efendi’den ret cevabı alması üzerine İstanbul’dan ayrılan Kara, on iki sene sonra İstanbul’a gelip Şeküre’ ye duyduğu aşk nedeniyle meseleye dâhil olur. Şeküre’nin, gittiği savaştan dört yıldır dönmeyen eşinin yarattığı boşlukta, iki çocuklu Şeküre’ ye aşkını dillendiren Kara’yla Şeküre arasında Kara’nın Şeküre’ ye duyduğu aşkın, Şeküre’ nin iki oğluna iyi bir baba ve kendisine de koca aramasının etkisiyle bir ilişki başlar. Yazarın romanda birbirlerine âşık ettiği Şeküre ve Kara’nın aşkları tıpkı halk hikâyelerindeki sevgililerin aşklarına benzer. Âşıklar, aşkları için pek çok zorluğa katlanır, pek çok fedakârlıkta bulunur, pek çok engeli aşarlar. Yazar sevgililerin birbirlerini görmelerini ve bir araya gelişlerini anlatırken bir minyatürü tasvir eder gibi anlatır romanında. Yazar, zaman zaman ünlü aşk hikâyelerinin minyatürlerine de gönderme yapar Şeküre’yle Kara’nın aşklarını anlatırken. Nizami'nin "Bu aşk satrancı" ifadesinden yola çıkarak Orhan Pamuk,” Benim Adim Kırmızı”da kahramanlar arasındaki aşkı satranca benzeterek anlatır.

“Hüsrev ile Şirin İslam kitapçığında en çok resmedilmiş ve en çok bilinen hikâyedir.”(9)

“Benim Adım Kırmızı, birbiriyle çelişir gibi gözüken iki çeşit malzemeden yapılmıştır: Bir yanda kendi yaşadıklarımdan, resim yapma zevkimden, klasik İslam edebiyatından edindiğim masalsı, sihirli bir malzeme; öte yanda belgelerden, tarih kitaplarından, merakla okuduklarımdan ve baktığım on binlerce "minyatürden" edindiğim ve beni gerçekliği doğru temsil etmeye çağıran tarihsel malzeme. Tarihi roman denen tarzın çalışabilmesi için yazarın kişisel derdi ve sesiyle, araştırdığı, canlandırdığı dönemin malzemesi arasında bir uyum olması gerekir.” (10)

“Bence bu kitapta temel sorun Doğu-Batı değil, nakkaşın çilesi, sanatçının derdidir. Sanat, hayat, evlilik, mutluluktur bu kitabin konusu. Doğu-Batı arkalarda bir yerlerde gezinir.”(11)

“Onların hünerini elde edemeden Frenk üstatlarını taklit etmek nakkaşı daha da köle kılar.” (12)

Nakkaşların isimleriyle çizim tarzları arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu, yazarın romanını çok ince bir planlama ile kaleme aldığını kahramanlar üzerine düşündükçe daha iyi fark ediyoruz. Pek çok boyutuyla alegori de sanata ilişkin sorgulamalar da mevcut romanda. Geçmiş dönemlerdeki sanat anlayışı ve sanat ortamı sorgulanıyormuş gibi görünse de güncel sanat ve sanat ortamına ilişkin meseleler de irdelenmiş Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı adlı eserinde. Yazar, üslup konusunu fazlaca irdeliyor ve üslubun aslında, kişilerle, tek tek bireylerle ilişkilendirilebilecek bir şey olmadığını; tarihi koşullarda yan yana gelmiş insan cemaatlerinin özel durumlarıyla ilişkili olduğunu ifade ediyor "Öteki Renkler" adlı kitabındaki "Benim Adım Kırmızı" başlıklı yazısında.

Romanın temel felsefesinde ben ve biz kavramları da var. Avrupa’da Rönesans’la birlikte birey ön plana çıkar ve bu gelişme sanata da yansır portre resimler olarak. Doğu toplumlarında biz bilinci, tebaa olma durumu vardır. Ben olmak yadırgatıcı bir durumdur. Bu Doğu toplumlarında hem kültürel hem inançsal nedenlerden kaynaklı bir durum. Bu durum Doğu toplumlarında da biz bilinciyle iş görmeyi gündeme getirir. Doğu toplumlarında anonim eserler vardır, bir bütüne tabi olma vardır. Sanatçının ön plana çıkması ve eserine kendi benliğini, varlığını katması kibirli olmaktır, kendini beğenmektir ve tıpkı Şeytan’ın “ben” demesi gibi şeytani bir tavırdır. Bu tavır, İslam sanatında ve sanat ortamlarında makbul olan,  rahmani bir tavır değildir. Sanatçının “ben” i bütünün “biz” ine katılır, ”biz” e karışır.

Benim Adım Kırmızı'da Umberto Eco’nun Gülün Adı adlı romanıyla metinlerarası bir ilişki de söz konusu. Hakan Sazyek, Beniın Adım Kırmızı’nın Gülün Adı'yla parodi düzleminde bir ilişki kurduğunu belirtir: “Eco’nun romanı da tarihî bir dönemi, ortaçağı iç zaman olarak seçmiştir. Ruhban sınıf içinde antik Yunan uygarlığına yönelme şeklinde gelişen aydınlanma hareketinin mevcut düzeni bozacağı kaygısını duyan meçhul bir katil, bu girişime katılan din adamlarını esrarengiz bir şekilde öldürmeye başlar, iki roman arasında, egemen zihniyetle ona eleştirel bir tutum geliştiren karşıtının çatışması; kalıplaşmış, yerleşik değerlere karşı çıkanın cezalandırılması; cinayetleri çözme eylemini dışarıdan gelenin (Baskervillerli William-Kara) yüklenmesi; olayların sınırlı ve belirgin bir zaman kesiti içinde (yedi gün- on gün) geçmesi; aksiyonel yapı içinde çok yoğun felsefî/estetik sorunların irdelenmesi gibi koşutluklar bulunmaktadır. Dolayısıyla Pamuk, Eco’nun metnini ad, konu, aksiyonel ve entrik yapı, zaman, mekân, figüratif işlev, düşünsel örgü bakımlarından örneksemiş; bununla birlikte yerelleştirmedeki özgün tutumuyla yeni bir metin oluşturmuştur.” (Sazyek, 2002)  ( 13)

Her açıdan yürek burkan hikâyeler, Orhan Kemal ve Yasar Kemal’in ve pek çok yazarın romanlarında olduğu gibi yenilik ve gelişmelerin; yenilik ve gelişmelere insanların gösterdiği direncin yarattığı trajik ve dramatik durum, sanatta ve toplumda yaşanan değişim ve yeniliklerin nakkaşların hayatlarında ve toplum hayatında yarattığı yıkım çok etkileyici bir şekilde anlatılır romanda. Romanın başkahramanlarından biri olan Bohçacı Ester, romanda olayların gelişmesinde ve romandaki temel çatışmanın şekillenmesinde önemli bir role sahip. İnsanların yaşadığı kültürel ortamda Ester olmasa, kahramanlar arasında haberleşme olmazdı. Romanda, posta güvercini gibi kahramanlar arasında haber uçuran en önemli kahramanlardan biridir Bohçacı Ester.

Benim Adım Kırmızı’yı en dikkatli ilk okuyanın Topkapı Sarayı Müdürü Filiz Çağman olduğunu ifade ediyor Orhan Pamuk “Öteki Renkler” adli kitabında eserin yazılma surecini anlatırken. Romanında atlardan ve atların minyatürlerde nasıl resmedildiğinden bolca ve ayrıntılı şekilde bahseden Orhan Pamuk'a, nakkaşların at minyatürlerini çizmeye ayaklardan başladıkları bilgisini de Filiz Çağman vermiş.

Orhan Pamuk, kitabına ilk olarak “İlk Resimde Aşk” ismini düşünmüş. Daha sonra, romanda renkler de dâhil her şey konuşturulduğu için ve romanda renklerin önemli bir yeri olduğu için “Benim Adım Kırmızı” isminde karar kılmış. Romanda, nakkaşların minyatürlerinde kullandıkları kırmızı boyanın nasıl elde edildiği ayrıntılarıyla anlatılmış yazar tarafından. Kırmızı renk konuşturularak, Allah’ı, aşkı, tutkuyu, ölümü, hırsı, güzelliği, inceliği, mutluluğu, gücü, sevgiliyi, aşığı, zarafeti ve daha pek çok şeyi temsil ettiğini, kırmızı rengin minyatürlerde kullanıldığı yerleri anlatıyor romanın Benim Adım Kırmızı “ başlıklı bölümünde.

Orhan Pamuk Manzaradan Parçalar adlı kitabında romanıyla ilgili düşüncelerini ifade ederken, "Bir 'klasik' olsun, bütün millet okusun, herkes kitapta kendini bulsun, tarihin acımasızlığı, kayıp eski dünyanın güzelliği de kuvvetle hissedilsin istedim."(14) diyor. Romanını yazma sürecinde,   New York Metropolitan Müzesi'ndeki minyatürleri saatlerce izleyen yazar, tarihi romanı, çevrenin,  devletin, ailenin, toplumun baskılarından sıyrılmak için bir tür kıyafet değiştirme olarak da ifade ediyor.

“Benim kırılganlığım, pisliğim, kötülüğüm ve zavallılığım kitabın kendinde, dilinde ve yapısında değil, kahramanlarımın hayatlarında ve hikâyelerinde görülebilir.” (15)

Biz yine son sözü “Benim Adım Kırmızı” adlı bu güzel romanın yazarı Orhan Pamuk’a bırakıp yazımızı sonlandıralım.

“Bu romanın, onu canlı tutacak olan çelişkisi, bir yandan benim bir sefalet, yenilgi ve kötülük duygusuyla nakkaşlarımla özdeşleşerek acıklı ve kederli karanlık hikayeler anlatmam, öte yandan da her zamanki yaratıcı yazarlık ruh halime uygun bu kötülük duygusunun tam tersi bir iyimserliği, olumlayıcı ,  hayatı doğrudan ve dosdoğru görebilen bir gözlemciliği kitapta  canlandırmaya çalışmamdır. Hayata bu derece doğrudan ve güvenle bakabilmeyi anneme, ağabeyime, kitaptaki Şeküre, Şevket ve Orhan’a borçluyum elbette.” (16)

“Bana sorarsanız bu kitap, en derinden, şu unutulmak korkusunu ve sanatsal unutulmanın korkunçluğunu anlatır.250 yıl, İran etkisiyle, Timur zamanının sonundan 16. yüzyılın sonuna kadar- Ondan sonra Batı etkisiyle değişir.- Osmanlı’da iyi kötü resim yapılmıştır. Nakkaşlık, İslam’daki resim yasağını kenarından köşesinden zorlar. Resimleri, padişahlar, şahlar, hakanlar, şehzadeler, paşalar yaptırdığı için, kimse bunları sorgulayamamıştır. Kimse bunları görmemiştir. Zaten bunlar kitap içinde kalmıştır. Daha çok şahlar bu işi aşkla sevmişlerdir. Şah Tahmasp gibi nakkaşlarla düşüp kalkıp kendileri nakkaşlık yapacak kadar işi ileri götürmüşlerdir. Sonra bu zarif gelenek gaddarca, tarihin acımasız gücüyle, Batı resminin bambaşka bir gücü ve portre resminin çekiciliği yüzünden ve onların yöntemleri daha cazip geldiği için, yok olup gitmiştir. Bu unutmanın fecaati ve kederi üzerinedir kitabım aslında. Bütün dertler, kederler, bildiğimiz insan hayatinin sınırlılığı ve zavallılığına bağlı.” (17)

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

1.Pamuk, Orhan,Manzaradan Parçalar, Benim Adım Kırmızı'nın Everyman Kalsiklerinden Çıkan İngilizce Baskısına Yazdıgı Önsöz'ü, İletişim Yay.İst.2010,s.381-382

2. Pamuk, Orhan, Öteki Renkler, Benim Adım Kırmızı,(Oral-Cumhuriyet),İletişim Yay. İst., Aralık 1999,s.162

3. Pamuk,Orhan, Benim Adım Kırmızı,İletişim Yay.İst Aralık 1998. (s.197)

4. Pamuk,Orhan, Benim Adım Kırmızı,İletişim Yay.İst Aralık 1998.(s.364)

5. Pamuk,Orhan, Benim Adım Kırmızı,İletişim Yay.İst Aralık 1998.(s.62-63)

6. Pamuk, Orhan, Öteki Renkler, Benim Adım Kırmızı,(N. Ben -Aksiyon),İletişim Yay. İst., Aralık 1999.(s.159)

7.Pamuk,Orhan,Manzaradan Parçalar,Benim Adım Kırmızı Üzerine, İletişim Yay.İst.2010.(s.349)

8.Pamuk,Orhan, Benim Adım Kırmızı,İletişim Yay.İst Aralık 1998.(s.41)

9. Pamuk, Orhan, Öteki Renkler, Benim Adım Kırmızı,(Enver Ercan -Varlık),İletişim Yay. İst. , Aralık 1999.(s.156)

10. Pamuk,Orhan,Manzaradan Parçalar,Benim Adım Kırmızı Üzerine, İletişim Yay.İst.2010.(s.371)

11. Pamuk, Orhan, Öteki Renkler, Benim Adım Kırmızı,(Coşkun-Radikal),İletişim Yay. İst. , Aralık 1999(s.155)

12. Pamuk,Orhan, Benim Adım Kırmızı,İletişim Yay.İst Aralık 1998.(s.454)

13.Sazyek, Hakan,Türk Edebiyatında Postmodernist Yöntemler Ve Yönelimler,Hece,Türk Romanı Özel Sayısı,Mayıs/Haziran/ Temmuz 2002.(s.493-509)

14. Pamuk,Orhan,Manzaradan Parçalar,Benim Adım Kırmızı Üzerine, İletişim Yay.İst.2010.(s.349)

15. Pamuk,Orhan,Manzaradan Parçalar,Benim Adım Kırmızı Üzerine, İletişim Yay.İst.2010.(s.349)

16. Pamuk,Orhan,Manzaradan Parçalar,Benim Adım Kırmızı Üzerine, İletişim Yay.İst.2010.(s.349)

17. Pamuk, Orhan, Öteki Renkler, Benim Adım Kırmızı,(Oral-Cumhuriyet),İletişim Yay. İst., Aralık 1999.(s.163)

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*