İSMAİL KILINÇ-M. SUNULLAH ARISOY’UN HAYATI, SANATI VE ESERLERİNE DAİR

İsmail Kılınç, M. Sunullah Arısoy'un hayatı, sanatı ve eserlerine dair kapsamlı incelemesi ile Edebiyat Daima'da

M. SUNULLAH ARISOY’UN HAYATI, SANATI VE ESERLERİNE DAİR (26 Mart 1925-18 Aralık 1989)

İsmail Kılınç

“Ey dilimin doyulmaz tadı
Kavgamın tek silâhı şiir!”

İlk şiiri ve yazısı 1941 yılında yayımlanan M. Sunullah Arısoy, 1925-1989 yılları arasında yaşamıştır. Arısoy, şiir, roman, hikâye, deneme ve fıkra türlerinde eserler yazmıştır. Bunların dışında Türk dili ve edebiyatı için hazırlamış olduğu birçok araştırma kitabı, dikkate değer niteliktedir. En çok değer verdiği sanat dalı şiir olan Arısoy, şiire başladığı ilk dönemlerde Garip şiir anlayışının etkisindedir. Daha sonra İkinci Yeni çizgisinde şiirler kaleme alan şair, tüm bu etkilenmelere rağmen hiçbir edebiyat topluluğuna bağlı kalmamıştır. Bir şair olarak kendi sesini bulmuş, nitelikli sayılabilecek şiirlere imza atmıştır. Arısoy, şiiri baş uğraş olarak görse de roman ve hikâyeleriyle de kendinden söz ettirmiştir. Özellikle 1958’de ilk baskısı yapılan Karapürçek romanı, Anadoluculuk akımıyla yazılmış bir köy romanıdır. Bu romanda kullanılan dil, bir şaire yakışır niteliktedir. Yazarın kaleme aldığı kısa hikâyelerinin yanında 1962 yılında basılan Tedirginin Biri adlı uzun hikâyesi, modern insanın buhranını anlatması bakımından dikkat çekicidir. 

Arısoy, şiir ve tahkiyeli eserlerinin yanında birçok dergi ve gazetede düşünce yazıları kaleme alan bir Cumhuriyet aydınıdır. Kültür-sanat, dil, siyaset gibi konularda yayımlanmış birçok yazısı bulunmaktadır. Özellikle dil ve Atatürk sevgisi, onun eserlerinin en hassas noktasını oluşturmaktadır.

  1.  HAYATI:

M. Sunullah Arısoy, 26 Mart 1925’te İstanbul-Şile’de dünyaya geldi. Babası Eyüpsultanlı Sadullah Bey, annesi ise aslen Karadenizli Gürcü bir aileden olma Fıtnat Hanım’dır. Babası subay olduğundan çocukluğu Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde geçti. İlkokula Hakkâri’nin Gevar(Yüksekova) ilçesinde başladı; 1935 yılında Diyarbakır’da, Süleyman Nazif İlkokulunda bitirdi (Karaalioğlu, 1969: 51). Arısoy’un biri kız biri erkek olmak üzere iki kardeşi vardır.

Ortaokulun ilk sınıfını Balıkesir’de, ikinci sınıfını Bursa’da okudu. 1939 yılında Üsküdar Birinci Ortaokulunu (Paşakapısı) bitirdi. Haydarpaşa Lisesi’nin ikinci sınıfından 1941-1942 Ders Yılı’nda, ailevi nedenlerle ayrılmak zorunda kaldığından öğrenimini tamamlayamadı. 1958 yılında Ankara-Bahçelievler Deneme Lisesi’nde liseyi dışarıdan bitirme sınavlarına girdi. Haziran döneminde 10 ve 11. sınıf derslerinin dokuz tanesini birden geçti ancak eylül ve daha sonraki dönemlerde geriye kalan dörtbeş dersin sınavlarına giremedi. Öğrenimini tamamlayamaması ve lise diploması alamaması, Arısoy’un önüne birçok engel çıkardı. Çalıştığı kurumlarda yükselemedi, birçok iş başvurusu reddedildi. 

5 Aralık 1942’de Balıkesir’de, “İktisat Vekâleti Garp Linyitleri Mıntıkası İş Mükellefiyeti Takip Müdürlüğü”nde 150 kuruş gündelikle “daktilo” olarak çalışmaya başladı. Bu örgüt, daha sonra Garp Linyitleri İşletmesi’nde bağlandı. Merkezi de Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi yapıldı. Bu nedenle Arısoy, Nisan 1944’te Tavşanlı’ya gitti. Burada başmemurluğa kadar yükseldi. Temmuz 1946’da ilki yapılan tek dereceli seçimler sonrasında CHP’nin Tavşanlılı bir milletvekiliyle yaptığı tartışma yüzünden Manisa-Soma Ocağı’na sürüldü. Görevi, ikinci sınıf başmemurluktan daktiloluğa indirildi.

Ekim 1946’da askere gitti. Askerliğini İstanbul’da 7. Sayılı Jandarma Er Alayı’nda yaptı. Ekim 1948’de, Jandarma Çavuş olarak terhis oldu. Garp Linyitleri İşletmesi, Arısoy’a eski işini vermedi. Arısoy, işsiz kaldı.

1949 yılı başlarında Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine ve Domaniç bucağına bağlı Kızılçukur köyünde vekil öğretmenlik yaptı. Öğrenim yılı sonunda okul tatile girdi. Vekil öğretmen olduğu için görevi sona erdi ve tekrar işsiz kaldı.

Eylül 1949’de, Garp Linyitleri Tunçbilek İşletmesi Tunçbilek Yeni Cezaevinde başkontrolör (başgardiyan) oldu. Daha sonra aynı cezaevine öğretmen olarak görevlendirildi. 14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra çıkarılan genel afla hükümlü kalmadığı için cezaevi lağvedildi. Yine işsiz kaldı. Ankara’ya gitti. 1950 yılı Kasım’ında Sümerbank Ankara Mağazası Muhasebesi’ne muhasebe memuru olarak atandı. 1953 yılında kadroya alındı. Aynı yıl kurulan Türk Edebiyatçılar Derneği’nin kurucu üyeliğini yaptı. Personel ve tahakkuk işlerini yönetti. 1955 yılında Sümerbank İdare Meclisi Raportörlüğüne atandı. Bir yıl sonra 6-7 Eylül Olayları (1955) nedeniyle o dönemin siyasetçilerinden Bülent Ecevit’le birlikte soruşturma geçirdi ve görevden alındı. Daha sonra suçsuz olduğu anlaşıldı ve Genel Muhasebe Müdürlüğü’nde daktilo görevi verildi. Kısa bir süre sonra Konjonktür ve Neşriyat Müdürlüğüne memur olarak atandı. Aynı yıl içerisinde Satınalma Müdürlüğüne uzman olarak atandı. Dış Ticaret Servisi’nde şef yardımcısı, bir süre sonra da şef oldu.

27 Mayıs 1960 askerî darbesinden sonra kuruma atanan genel müdür, bir dergi çıkarılmasını istedi. Görevi Arısoy’a verdi. Arısoy, Sümerbank Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Bir Dergi Servisi Şefliği kuruldu ve o servise Arısoy şef oldu. 

O dönemin Sanayi Bakanı Fethi Çelikbaş’tı. Sümerbank genel müdürünü o dönemde yaptığı muhalif konuşmaları yüzünden görevden aldı. Bu konuda haksız işlem uygulandığını düşünen Arısoy Akis dergisinde bir yazı kaleme aldı. Bu nedenle Şükrü Çelikbaş’ın buyruğuyla Adana İkinci Perakende Şefliğine (Baştezgâhtarlık) atandı. Ancak Arısoy, rapor alarak bu kuruma gitmedi. Şükrü Çelikbaş ile görüştü, ataması iptal edildi.

1960-1963 yılları arasında Türk Dil Kurumu yönetim kurulu üyeliği ve tanıtma kolu başkanlığı yaptı. 16 Ocak 1965 yılında Ankara’da Ülkü Arısoy’la evlendi. Sümerbank Sosyal İşler Müdürlüğüne uzman olarak verildi. Altı ay kadar sonra da yeniden Dergi Servisi Şefliğine atandı. 1967 yılına kadar bu görevi yürüttü. İktidar değişti. İstanbul Şubesi Sigorta Memurluğuna atandı. Bir yıl sonra da kadro fazlalığı olduğu gerekçesiyle Demirciler Şubesi’ne atandı. 1968 yılında kendi isteğiyle âdî mâlül tarifesi üzerinden emekliye ayrıldı.

 

Nisan 1968’de Ankara’ya gitti. Üç ay Güzel İstanbul Matbaası’nın müdürlüğünü yaptı. Ankara’da Bilgi Basımevi’nin kuruluşunu üstlendi. Bir yıl, bu kurumda müdürlük yaptı. Bu yayınevinden bir işçinin, haksız yere işten çıkarılmasına itiraz etti. Müdürlükten istifa ederek yine işsiz kaldı.

1969’da Türk Tarih Kurumu Basımevi’ne atandı. 1982 yılına dek basımevinde işletmeden sorumlu müdür yardımcılığı görevinde bulundu. 1969-1979 Yılları arasında TRT Ankara Televizyonu’nda “Bir Güneş Battı”, “Bir Portre”, “Çağdaş Türk Edebiyatından Örnekler”, “Dostluk Üzerine” dizi programları hazırlayıp sundu. BBC yapımı “Klasikler” dizisinin yorumculuğunu ve sunuculuğunu yaptı. Yerli ve yabancı belgesel filmler seslendirdi. Ankara Radyosu’nda çeşitli aralıklarla kültür, eğitim ve edebiyat konuşmaları yaptı.

Daha sonra kendini emekli sayarak gidip Kuşadası’na yerleşti. 18 Aralık 1989 günü yaşama veda eden M. Sunullah Arısoy, bir gün sonra Kuşadası Adalızade Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Yazınsal yaşamına 1941 yılında başlayan Arısoy, Türkiye’de yaşanan birçok büyük hadiseye de şahitlik etmiştir. Türkiye’nin yönetimini değiştirmeyi amaçlayan girişimler, 12 Mart Muhtırası ve siyasi fişlemeler, onun zaten zor olan yaşamını daha da zorlaştırmıştır. Bu fişlenmelerden en dikkat çekicisi hem hastalığında hem de ölümünde yanından ayrılmadığı Cahit Sıtkı Tarancı’nın cenaze töreninde olacaktır. Arısoy, törende Cahit Sıtkı Tarancı’nın tabutunun önünde onun fotoğrafını taşıdığı için MİT tarafından fişlendiğini bildirmiştir.

 

 

 

Mustafa Kemal Atatürk onun için vazgeçilmez bir liderdir. Küçük yaşta başlayan bir Atatürk hayranlığı vardır. Henüz çocukken Atatürk’e kötü söz eden amcasının kafasında iskemle kırdığı bilinmektedir. Aynı şekilde çevresindeki kişilerin de Atatürkçü olması onun için önemlidir. Mesela Aziz Nesin’i önceleri Atatürkçü olmaması nedeniyle sevmez. Atatürkçü olduktan sonra ise Aziz Nesin ile iyi bir dost olur.

Arısoy, arı Türk dilinin savunucusudur. Türk Dili ve Varlık gibi dergilerde de Ankara Radyosu’nda yaptığı ve TRT için hazırladığı programlarda da Türk diline olan hayranlığı dikkat çekmektedir. Bu hayranlık sadece yazılı metinlere yansıyan bir hayranlık değil; konuşmalarından da kendini gösteren bir hayranlıktır. Konuşurken dile olan yatkınlığı hayranlık uyandıracak cinstendir. Hem ses tonunun etkileyiciliği hem de dili kullanma yetisi, farklı mecralarda seslendirmeler ve programlar yapmasını sağlamıştır. TRT’de yaptığı programlarda hem metin yazarlığı yapmış hem de o metinleri seslendirmiştir.

Arısoy’un mizacına ilişkin bir diğer husus da sosyalliğidir. Özellikle yazınsal kimliği olan şahsiyetlerle aynı mekânlarda çokça bulunmuştur. Yakın dostları arasında Remzi İnanç, Suat Taşer, Ahmet Muhip Dranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Metin Eloğlu, Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, Ceyhun Atıf Kansu, Sevgi Soysal, Turgut Uyar, Tomris Uyar, Ülkü Tamer, Muzaffer Buyrukçu, Ahmet Telli, Hüseyin Akbaş, Aziz Nesin, Ziya Gürel ve Mehmet Turgut gibi isimler vardır. Ankara’da yaşadığı dönemlerde Sanatseverler Derneği’nde her akşam, birçok sanatçıyla buluşup sohbetler ettiği bilinmektedir. Yakından tanımasa da Orhan Veli’nin hayranıdır. Onun şiirde yaptığı yenilikleri önemsemiştir. Aynı şekilde Nurullah Ataç’ın da sıkı bir takipçisi ve hayranıdır. Nurullah Ataç’a olan hayranlığını onun vefatından sonra kaleme aldığı bir yazıda “Her yazdığımızı ilkin onun okuyacağını düşünürdük, o beğensin isterdik.” diyerek dile getirir. Sosyalliği, onun zaman zaman evi unutmasına bile sebep olmuştur. Eşi Ülkü Arısoy, bu konuyla ilgili: “Ben hasta olsam bile beni evde bırakıp gidebilirdi.” demektedir. Aynı şekilde İstanbul’da da Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever gibi şairlerle her akşam buluştuğu, meyhanelerde sohbetler ettiği Ülkü Arısoy tarafından aktarılmaktadır.

Arısoy, her yaştan kişiyle muhabbet edebilen ve onlara karşı tevazu gösteren bir insandır. Sevgi Özel, bu konuda “Sunullah Arısoy’a birkaç arkadaş “baba” derdik. Gençleri çok seven Arısoy’un hoşgörüsü, sevecenliği, şakacılığı üstüne en yakın dostu Remzi İnanç’tan dinlediğim tatlı öyküleri kendisine anlattırırdım. Kahkahalarıyla böldüğü öykülerinde yaşayan, yaşamayan nice yazar, ozan karışırdı söyleşimize. Sunullah babanın dostluğu güzeldi. Sunullah baba ve onun kuşağı, çoğu kendi kendini yetiştirmiş üreten, araştıran, tartışan, dirençli kişilerdir. (…) İnançlı bir yazar, ozan ve dosttu.” demektedir.

  1. SANATI:

Birçok türde eser veren Arısoy, sanatı, iyiye ve doğruya yönelten ve insanlarda estetik haz uyandıran bir kavram olarak görmektedir. Yazarda yer yer toplumsal gerçekçilik de hâkimdir. Şiir, roman ve hikâyelerinde bu anlayışta iletileri söz konusudur. Ayrıca tüm eserlerinde bir Anadoluculuk anlayışı da sezilmektedir. Arısoy’u Türk edebiyatında net bir yerde değerlendirmemekle beraber sanatsal açıdan belli yazınsal anlayışlarda görebiliriz. Arısoy’u genel bir kalıpta vermek gerekirse o, şiirde Garip ve İkinci Yeni şiir anlayışını benimsemiştir. Romanda devrimleri ve bilimi kılavuz edinmiş idealist bir öğretmeni konu edinmesi bakımından Anadolucu; hikâyelerinde ise işçi-işveren sıkıntılarını dillendirmesi açısından toplumsal gerçekçidir. Ayrıca hikâyelerini genel olarak durum hikâyesi tavrıyla kaleme almıştır.

Arısoy, şiir anlayışı olarak başlarda Garip şiirini önemser. Daha sonraki şiirlerini İkinci Yeni etkisinde yazar. Giderek halk şiiri özelliklerinden yararlanır ve 1960 sonrasında toplumsal gerçekçi, karamsar içerikli ve kısa kurgulu şiirler yazar. Zaman zaman Divan Edebiyatı’na özgü, gazel benzeri şiirler denemiştir. Özdemir Asaf benzeri şiirler kaleme almıştır. Onun şiirlerine benzer, kısa, zekâ gerektiren, keskin sözcükler ve özlü anlatım barındıran şiirler üretir. Yazarın şiire olan ilgisi hiç yok olmaz. Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı gibi şairlerin hayranı olması, Cemal Süreya, Yaşar Nabi Nayır gibi ediplerle uzun ahbaplığı, şiire olan sevgisinin diri kalmasını sağlar. Şiirde arı dili çok önemser.

Bu noktada Halk Edebiyatı’na karşı hayranlık beslerken Divan Edebiyatı’nın dilinin ağırlığından yakınır. Bu konudaki görüşlerini bir röportajda “Halk Edebiyatı’nı Divan’la ilişiği olanlar bozmuştur. Ama karışmamış olan divan ve koşmalarda bize malzeme olacak sözcükler var. Divan Edebiyatı’nı anlamamamızın tek sebebi de dilleridir. Fikret’i seviyoruz, fakat onun şiirinin tadına gerektiği gibi varamadım. Karacaoğlan, Seyrani, Emrah böyle değil. Şu halde bunu da kabul edelim, eserin yaşama şansı dile bağlı, sanatkârın tek aracı dildir.” şeklinde açıklamıştır. Bu yüzden şiirlerinde halk deyişlerinden de yararlanmıştır. Hatta bazı şiirlerini, şekil olarak değilse bile, isimlendirirken halk edebiyatı nazım şekillerine göndermelerde bulunmuştur (Çelişkiler Türküsü, Şaşkın Türkü, Tarancı Ağıdı vs.). Şiire olan tutkusu, sekiz şiir kitabı yayınlamasını sağlamıştır. 

Mısra yapısını sağlamlaştıran ise sözcüklerdir. Bu yüzden Arısoy, sözcüklerin yerinde ve sağlam kullanımını önemser. Şair bu konuyu “…şiirdeki ‘sözcük’lerle, ‘sözcük’lerin öteki kullanım alanlarında değerlerinin, hem ses, hem anlam, hem çağrışım, hem boyut bakımlarından değişik olması kesin zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.”  diyerek açıklar.

Arısoy’un şiiri, Orhan Veli dışında, gerek duyarlılıkları, gerekse dünyaya takındıkları tavırları açısından Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Osman Saba şiirlerinin atmosferinde yol alır. Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirini “göğsünden bir şeyler kopararak” oluşturduğunu, “Türkçe gibi güzel bir silah” kullandığını, “ölümü bir yaşama güzelliğine kavuşturduğunu”  belirtirken ona olan hayranlığını da gizlemez. Aynı şekilde Ziya Osman Saba’nın şiirini de samimiyet açısından vazgeçilmez bulur. Okuduğu ilk Ziya Osman Saba şiirlerinin bile, yıllar geçmesine rağmen, etkisinden kurtulamadığını belirtir.

Arısoy’un kitap halinde yayınlanmış tek romanı Karapürçek’tir. Yazar, “Karapürçek (1958)’de bir köy öğretmeninin serüvenini yaşanmış gerçeklere dayanarak ortaya koymuştur. Eserde genç öğretmen köyün, din, ahlak, eğitim konularındaki kalıplaşmış yönsemelerini olumlu yolda değiştirmek için gerekli şartları uygun plânlara göre hazırlar ve ülküsünü yerine getirecek elemanları yetiştirir. Fakat konuya bir yanından ve oldukça başarısız şekilde karışan bir sevgi hikâyesi, öğretmenin amaçlarını gerçekleştirmesine engel olur.” Bu engel oluş, beraberinde öğretmen için kaybolan bir Anadolu idealizmini temsil eder. Esas itibarıyla köy çocukları ve köylüleri aydınlatmak isteyen bir kahramanın beklemediği bir son söz konusudur.

Arısoy’un hikâyeleri, muhteva ve yapı bakımından Çehov tarzı hikâye özelliklerini gösterir. Nitekim yazarın beğendiği ve “yaşadığı çağ içinde Türkçeyi en iyi kullanan” diye nitelediği hikâyeci de Çehov tarzı hikâyede usta olarak kabul gören Memduh Şevket Esendal’dır. Bazı hikâyelerinde postmodern unsurlara da rastlanır. Yazdığı birkaç olay hikâyesinde ise toplumcu anlayış hâkimdir.

Tüm bunların dışında Arısoy, arı dil savunucusu olduğunda bu anlayış paralelinde araştırma eserleri kaleme almıştır.

  1. ESERLERİ:
  1. Şiir Kitapları

Arısoy’un sekiz adet şiir kitabı yayınlamıştır. “Islığını Sessiz Çal” adlı son eseri vefatından sonra yayınlanmıştır.

A.1. Garipler Tren (1948)

A.2. Muhteşem Kavga Kore Türk Destanı  (1950)

A.3. Mustafa Kemal Türküsü (1953)

A.4. Yaban Mavisi (1956)

A.5. Dışa Vuran Karanlık (1961)

A.6. Yanlış Yaşadık (1970)

A.7. Sabrın Gülü (1980)

A.8. Islığını Sessiz Çal (2003)

 

  1. Romanları: Arısoy’un 1958’de ilk baskısını, 1972’de ikinci baskısını yapan “Karapürçek” adlı bir romanı vardır. “Eksik Yaşamak” adlı bir romana başladığını belirtse de bu eseri tamamlayamamıştır.
  2. Öyküleri: Birçok türde eserler veren M. Sunullah Arısoy, hikâye türünde de eserler kaleme almıştır. Yazarın altı küçük hikâyesi bir de uzun hikâyesi bulunmaktadır. Küçük hikâyeleri süreli yayınlarda yayımlanmıştır. Uzun hikâyesi ise “Tedirginin Biri”(1962) adıyla kitaplaşmıştır. Balıkesir Postası’nda çıkan “Deli”,yazarın ilk hikâyesidir.  (1943-44, 48, 50, 51. sayılar). Seçilmiş Hikâyeler adlı dergide çıkan “Acemiler” (1953-16. sayı), Varlık dergisinde yayımlanan “Firari” (1950-357. sayı), yine Varlık dergisinde yayımlanan “Sıkıntı”(1955-416. sayı), aynı yıl aynı dergide çıkan “Daktilo” (1955-423. sayı) ve Pazar Postası’nda yayımlanan “Meslek Aşkı” (1956-28, 29, 30. sayılar) hikâyeleri, Arısoy’un küçük hikâyeleridir.
  3. Araştırma Kitapları:

D.1. Deste-Yeni Türk Şiiri-1 (1953)

D.2. Türk Gülmece ve Yergisinden Seçmeler (Hiciv ve Mizah Antolojisi) (1967)

D..3. Türk Hikâye Antolojisi (1975)

D.4. Türk Halk Şiiri Antolojisi (1985)

D.5. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten Bize (Mustafa Kemal Atatürk’ün Söyleyip Yazdıkları) (1982)

      D.6. Dil Devriminin 30 Yılı (1960-1963)

D.7. Arı Dile Doğru ( Beş Kitapçık)(1962-1963)

 

M. Sunullah Arısoy, Tüm bu basılı eserlerin dışında dönemin birçok dergisinde dil-kültür-sanat yazıları kaleme almıştır. Bazı dergilerde ise siyasi yazılar yazmıştır. Onun en güçlü tarafı şüphesiz şairliğidir. Arı dil anlayışının gölgesinde kalan şairliği, belli bir seviyenin üzerindedir denilebilir. Aşağıda tadımlık da olsa şiirlerinden örnekler verilmiştir.

 

“(…)Sabahın dinginliğinde bir bensem uyanık

Bir balıkçı motorunun sesiyse bölen sessizliği

Umursamaz koşuşmanın, onulmaz sancısı

            Bakıyorum da herkes birbirinden avcı.” (Islığını Sessiz Çal, s.19)

 

***

 

“(…) Karşımda. Donuk. Yaşamasız. Bir ufuk çizgisi.

Kocaman bir ağrı. Çizgide… acı. Köşeli!

Bu uzanan kimin eli? Bakan gözler? Köşeli.

Var-git, al şu sevgimi ötelerden.. Hadi!

           Durdum. Yürürken.. Gökyüzünde bir çarpı işareti! (…)” (Yanlış Yaşadık, s.27)

***

“(…)Ben eskiyim, doğru;

Ama bitmem, n’etseler!

Eskimiş bir ihtilâl gibiyim,

Yeniden yeşerdiğim gün,

            Görecekler!” (Yanlış Yaşadık, s.39)

 

***

 

“Öykünü sırtla yürü git uzaklara

Bakma ardına

Nicemiş yalnızlığı korkusuz yaşamak

Akmak, dalgalanmak, coşmak

           Var mı, kimlerdenmiş ağlamak” (Islığını Sessiz Çal, s.15)

 

***

 

“ (…) Biraz ekmek, birkaç paket sigara,

Biraz harçlık,

Paltonun yakasını kaldırıp,

Rüzgâra karşı,

                            Yürüyüp gitmeli miyim?

           Ne yapmalıyım senin için, ne yapmalıyım?”(Garipler Treni, s.20)

 

***

“En sevdiğim ateş böcekleridir;

Bir yanıp-bir sönen!

Yakınlığı, kıvancı sebepsiz değil,

            Ateş böcekleri.. Tıpkı sen!” (Yaban Mavisi, s.72)

 

***

 

“Bir eski zaman şayağı gibi

Sıcak ve buzağı kokulu

Dağ havası getirirsin

Bahar gelince

Ellerin kuzu kulağı

           Çam kokusu dudaklarında.” (Sabrın Gülü, s.24)

 

***

“(…)  Sonra bu soğukluk, sonra bu sonuçsuzluk

Sonra bitmeyen kar,

Sonra bu sonu gelmez hayınlıklar

           Olmaz bu, bu, bu olmaz, demem bu!” (Dışa Vuran Karanlık, s.77)

 

***

 

“Bütün karanlıkları aştım da

Geldim sana takıldım

Işıktın.

           Neden karardın?” (Sabrın Gülü, s.50)

 

***

 

“(…)Ama sen bir mavisin

Senin mavin başka

 

Ama ben 

Mavisiz ölürüm

            O da başka” (Islığını Sessiz Çal, s.69)

 

***

 

“(…)Kar değil gelen,

Bildiğin yâr değil gelen

Bir al-at üstünde murat,

Kuş ağzında haber,

97

 

Şavkıyla şavklanır vatan,

Ay parçası bir güzel,

           Mustafa Kemâl geliyor!” (Mustafa Kemal Türküsü, s.21)

 

***

“Bütün çocuklar güzeldir

Güneş altında

Dünyada.

Ben de çocuktum

Bir tarihte.

Güzel değildim

           Yoksuldum. (…)” (Sabrın Gülü, s.84)

 

***

 

“(…) Ulaşıp, başuzatan dimdik ve soylu

Açık ve aydınlık ve namuslu bir alınla

Karanlığında bile diri,

           Orman!” (Yanlış Yaşadık, s.35)

 

***

 

“Bildiğin gibi değil

Ben üzülünce

‘Muhkem’ üzülürüm be kardeşim!

Yanımda 

            Üzünç bile hiç kalır!” (Sabrın Gülü, s.54)

 

Not: Yazıda tarafımızdan yapılan “M. Sunullah Arısoy, Hayatı, Sanatı ve Eserleri” adlı yüksek lisans tezimiz esas alınmıştır. Daha kapsamlı bilgi için Ulusal Tez Merkezi’nden ilgili teze ulaşılabilir.

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*