IŞIK SUNGURLAR-KAR HELVASI, SOĞUK VE TATLI MANASINDA DİDEM MADAK

Işık Sungurlar "Kar Helvası, Soğuk ve Tatlı Manasında Didem Madak" adlı incelemesiyle Edebiyat Daima'da

KAR HELVASI, SOĞUK VE TATLI MANASINDA DİDEM MADAK
Işık Sungurlar

Didem Madak’ın şiiri kadın olmanın içinden gelir. Bu durumu kendisi de yadsımaz. Kadın olma ile ilgili bir sorunu yoktur ve hatta tersine tam da toplumsal cinsiyet rollerinin içinden seslenir, bu onun karşı duruş şeklidir. “Kendim Ettim Kendim Buldum” isimli şiirinde “ Bu dünyaya, yemeğin pişmesini, bebeğin doğmasını, çamaşırların kurumasını beklerken, çamaşırların kuruduğunu, yemeğin piştiğini ve bebeğin doğduğunu yazan bir kadının gelmesini diliyorum”[1] diye yazar ve dilediği kadın da bir bakıma kendisi olur. Uçlarından çile damlayan yorgun çamaşırlar asmayı öğrenir, tencereler dolusu çorba pişirir mutsuzluğa çare niyetine ve bir bebeği olur; Füsun. Bütün üzgün oluşlarını “anne” diye tanımlayan Madak, kızına da annesinin adını verir ve tüm bunları şiirlerinde birer birer anlatır. Annesizliğinden şair olmuştur ve anneliğinden sonra şiir biraz uzak durur ondan ama bu durumdan yakınmaz. O adeta anneliğini de eril dünyanın içinde muhalif bir duruş olarak yaşar. Bu anlamda da süreç içinde yaşadığı tıkanıklığı sahiplenir. Annesizlik ve annelik durumları Didem Madak’ın şiirinde çok güçlü bir yerdedir. Şair, kendi şiirinin serüveninden bahsederken Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nin 21 Mart 2003 Dünya Şiir Günü’nde düzenlediği “Kadının Şiir Serüveni” konulu panelde şöyle der;

“ Kız çocukla hayat arasında anne, bir tampon vazifesi görür, diye düşünüyorum. Yani anne, kıza hayatı süzerek getirir ve ona kültürel kodları verir. Ve kız hayata bu şekilde hazırlanmış olarak girer, diye düşünüyorum. Bende öyle bir şey olmadı. Çünkü annemi çok küçük yaşta kaybettim ve tek başıma ve kendimce bir perspektif oluşturarak hayata başladığımı düşünüyorum.”[2]

“Ah’lar Ağacı” şiirinde annesinden bahsederken mutfağa özgü betimlemeler kullanır ve devamında mutfak ile mutluluk arasında bir bağlantı kurar. Şiirde annesizlikten sonra mutfağı da öksüzleştirmiştir. Mutsuzluğuna çareyi annenin mekânında aramak gibidir bu.

“Annem çok sevinmelerin kadınıydı
Sıcak yemeklerin”[3]

“Mutfağa gidip domates çorbası pişirdim
Çoktandır öksüz olan mutfakta
Buğulandı ve ağladı camlar,
Gözyaşlarını kuruladım perdelerin ucuyla.
Çoktandır öksüz olan dünyaya baktım,
Allah babasıyla baş başa kalmış insanlara,
Poşetin tamamını beş bardak suya boşaltınca,
Sanki biraz rahatladım.
Kazanlar dolusu çorba kaynatsam sanki,
Artık kimse mutsuz olmayacaktı.”[4]

Didem Madak’ın şiirinde sıkıntılardan kurduğu ev, kendi olma alanıdır. Bunu özellikle de ev içlerinde kadınlara ait kılınan mutfak üzerinden yapar. Anne ile ilişkisi de ordadır, üzgün olduğunda sığındığı yer de orasıdır ve öyle ki “Kaç Zamandan” şiirinde olduğu gibi umutsuzluğu ve vazgeçmişliği yine mutfağa özgü bir dizeye sığdırmıştır;

“Artık eve meyve de almıyorsun”[5]

Yalnızca mutsuzluğu, umutsuzluğu imlemez mutfak köşeleri, çok sevince de sevgisini sakladığı yer yine burasıdır;

“ Seni sevince kıpırdayan her şiiri
Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum”[6]

“Pulbiber Mahallesi Tarihi” isimli şiirinde, dünyayı düzene sokmak için bir kadının lazım olduğundan bahseder. Bunu yaparken de toplumun kadına dayatmış olduğu rollerden geçer. Bir anlamda direnişi, kadın olma durumu içinden yükseltir.

“Ay böyle tencere kapağı gibi yuvarlanırken sokakta
Ortalığa çeki düzen verecek bir kadın lazım
Önce acısını almak,
Şerit şerit soymak, sonra bekletmek biraz tuzlu suda
Kara sularını akıtmak lazım.”[7]

Hem kadınları yazar hem kadınlığı ve yazmak isteyen kadınlara da yine kadın olma durumundan seslenir.

“ Yazmak isteyen genç kadınlara sadece şunu söyleyebilirim:

Cesur olun. Muhtaç olduğunuz cesaret, rahminizde her ay köpüren ve yeni bir hayat ihtimali taşıyan o kirli kanda saklıdır.”[8]

Regl dönemindeki kadının “pis” sayıldığı anlayışlarda, konuşulmasının bile ayıp olarak görüldüğü bu nedenle çeşitli isimlerle üstü örtülü şekilde anlatıldığı, pedlerin gazete kâğıdına sarıldığı bir coğrafyada yazan kadına o “kirli kandan” yol göstermek oldukça önemli bir noktadır, bir hatırlatmadır.

Didem Madak’ın şiiri bir olma hali içindedir; kadın olma, anne olma, sevgili olma, eş olma ve hepsiyle birlikte kendi olma. Bu kendi olma durumunda sıklıkla başvurduğu nokta ise ironidir. Onun şiiri, herhangi bir saklanmayı içermez. Kendi geçmişini ve şimdisini ortaya koyarken bir mücadele yöntemi olarak ironiyi kullanır. Bir anlamda ironi, onun poetikasında sıkıntıyla, bunaltıyla, karamsarlık ya da umutsuzlukla baş etme yolu olarak çıkar okuyucunun karşısına. Bu nedenle de samimidir ve gerçektir. Bu gerçeklik ise süreğen bir şiir dilini oluşturur. Gündelik hayatın içinden çıkan bu dil, kişinin kendi gerçekliğini görmesini sağlar. Böylesi bir gerçeklik ise karşıtlıklarla kendini belli eder. Mutlu olunan bir andan söz edilirken birden mutsuzluğa geçiş yapılır ya da umutsuzluk içindeki şair yine de bir umudu saklar dizelerin arasında.

“Seni sevince pazara çıktım sevinçten
Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan
Oturup ağladım sonra, şaşırdın.
Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı
Canımın acısıydın.”[9]

Her an ortaya çıkmaya hazır bir acı duruyordur şairin içinde ve bu durum öyle güzel sezdirilir ki o ana çekildiğinizi hissedersiniz. Didem Madak’ın şiiri bir sezdirme halidir aynı zamanda. Mektup aşklarına ithaf ettiği “Şimdiden Bir Hatırasın” şiirinde benzer bir durum söz konusudur. Simler, yılbaşı kartları, süslü sayfalar arasında artık hayata ikna olmayan bir anlatıcı vardır. Ancak kullanılan bu parıltılı nesneler içinde taşıdığı umudu da simgeler. Hayata ikna olmaya gönlü olan bir kadındır bu şiirde karşımızdaki. Burada da yine o sezdirme durumu hâkimdir.

“Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan
Camsan, saydamsan, beni kırarsan
Simlerimle sevişirim seninle
O süslü sayfaların üzerinde
İçimde iki mutlu yıl varsa,
İçimde biri simli iki kadın varsa
Sen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
sonra postalamak istiyorum
Simli bir yılbaşı kartıyla
Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata”[10]

Didem Madak, kendi şiirini “acemi şiir” olarak tanımlar. Yaptığı hatalar, beceriksizlikler ve kusurlardır ona göre şiirini şiir yapan. Belki de bu yüzden şiiri hiç bitmez. Her okunduğunda şiirlerin başka bir tarafıyla karşı karşıya gelinir.

Ve AH!

Bu kısacık nida onun şiirinin de hayatının da özeti gibidir. Ah’ların içinden geçip ardından koca bir AH! bırakıp gitmiştir…

 “Ah benim nergis kokulu cehaletim…
Ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
Anlatmak isterdin kendini durmadan
Bir bardağa bile olsa.
Ne diyecektin, ne söyleyecektin
Şairlerin şahı olsan,
Bir AH’dan başka
Ah benim nergis kokulu cehaletim
Bana yıllarca, bunca sözü boşuna söylettin.
AH!”[11]

 

 

 

[1] Didem Madak, Pulbiber Mahallesi, Metis Yayınları, 2007, İstanbul, s.81

[2] Didem Madak, Son Söz, “Didem Madak’ı Okumak” içinde, Haz. Solmaz Zelyüt, Metis Yayınları, İstanbul, 2015, s.355-56

[3] Didem Madak, Ah’lar Ağacı, Everest Yayınları, 2002, İstanbul, s.12

[4] A.g.e., s.13

[5] Didem Madak, Grapon Kağıtları, Metis Yayınları, İstanbul, 2012, s.26

[6] A.g.e., s. 43

[7] Didem Madak, Pulbiber Mahallesi, a.g.e., s. 23

[8] Didem Madak, Son Söz, a.g.e., s. 358

[9] Didem Madak, Grapon Kağıtları, a.g.e., s. 43

[10] A.g.e., s.46

[11] Didem Madak, Ah’lar Ağacı, s.19

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*