İLLÜZYON

Işıl Madak Kaya: Büyük gösteride soluklar tutulur. Boş bir odacıkta yapayalnız beklerken varlığımızı sorgularız. Kaybolmamız beklenir. Etrafımıza siyah perdeler gerilir.

İLLÜZYON

Işıl Madak Kaya

Yaşadığımızı sandığımız aşk… Gösteri salonunun ışıkları açılsın. Kendimizi bulmak hayaliyle ortaya çıkışımız nasıl bir anlam taşır? Türlü şekillerde kendini gösteren bu illüzyonda oyuncular değişse de bildiğimiz ve tanıdığımız rolleri oynarken her seferinde acemice izler taşımak kuraldır. Bu işin letafetini kuvvetlendirir. Gerçi dramatik bir söylem kullanırsak kurallar da değişebilir elbet.

Gösteri başlarken alkışlarla, işin selam kısmı önemlidir. İstekli ve tehditkâr, ukala ve hevesli, sade ama tutkulu teknikler geliştirilebilir. İllüzyonist için eğilmek mutlak gereklidir.

Yaşananlar kesinlikle bir aldatmacadan ibarettir herkes bilir. Gösterideki oyunların her biri aceleye gelmeden yavaş yavaş ortaya konmalıdır. Sırası kaçarsa büyüsü bozulabilir. Hem seyirciler için gerçekmiş gibilik önemlidir. Onlar da daha önce oynananları da seyreden ancak her yanılsamayı yeniden görmek isteyen meraklılardır.

İlk olarak gömlek cebinden çıkan plastik çiçekler herkesin içini ısıtır. Burada renginin solması ve sahteliği hiç önemli değildir. Hayatımıza dokunan tüm aldatmacanın gücü burada bir büyü şekline dönüşür. Tılsımı kendinde gizlidir. Gülümseyerek uzatılır seyircilere. Alkış…

Canlı ve gerçekçi şeyler de gerekir gösteride. Soluk alan bir aşkın gücüne inanmalıdır seyirci. Şapka eşsiz bir sığınaktır kuşlar için örneğin. Birden salınıverirler şapkanın içinden uçup. Salonda geçici özgürlüklerinin tadını çıkarırken kanat sesleri yabancılaşıverir olanlara. Her gösteride yeniden yeniden esarete düşen bu kuşlar pır pır dönen heyecanlarımızın baş döndürücü acısıdır. Beklerler bir sonraki gösteriye kadar. Alkış…

Arada küçük oyunlara da yelken açarız. Bir şerit şeklinde uzayan mendiller gözyaşlarıdır. Çektikçe uzar uzadıkça renkler belirir. Hızlı hızlı çekilirken birbiri ardına sıralanır. Elde dolanıp kalır.  Dilimize dolanmış bir şarkı ya da şiire yaslanırız. Acının kendisinde, kendisiyle çelişen bir büyük yanılsama vardır. Söylemekten korkarız. Alkış…

Bu sıradan oyunlar hem sıkılmaya hem de ilgi kaybına yol açabilir. Büyük oyunların zamanı gelmiştir. Bir boş kutunun içinde beklerken ayrılmış, parçalanmış bir halde içimizden geçen kılıçlara aldırmadan, canımız yanmadan içinden çıkmak maharettir. Her bir kılıç darbesi heyecanı artırır. Aslında içinde yok olduğumuzu kimse fark etmez. Birçok kez kendimizden vazgeçmişizdir oyun uğruna. Karşı taraftaki benlik örtmüştür çoklukla. Sonrasında hiçbir şey olmamış gibi çıkarken ruhumuzdaki kılıç izlerine aldırmayız. Alkış…

Sonlar hep ilgi çekici olmalıdır. Tüm gösterilerin genel kuralı olabilir.  Büyük gösteride soluklar tutulur. Boş bir odacıkta yapayalnız beklerken varlığımızı sorgularız. Kaybolmamız beklenir. Etrafımıza siyah perdeler gerilir.  Bir sihirli değneğin ucundadır artık yaşamımız. Bir var bir yok oluruz.. Bomboş kalan o yerde kayboluşumuza sevinir herkes.  Silinip giderken izler bilindik bir gösterinin bitişine aldırmaz kimse.  Yaşamımızı adadığımızı sandığımız her oyun illüzyonistin başarısıdır. Buradaki her şey defalarca kullanılır. Haklı gururu ile selamlarken herkesi kendi payına düşeni yapmıştır. Alkış…

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*