İHTİYAR DÜNYANIN SEKERAT HOMURTUSU: GORONA

Muhammed Burak Tunay "Gorana"yı yazdı

İHTİYAR DÜNYANIN SEKERAT HOMURTUSU: GORONA

Muhammed Burak Tunay

İçinde bulunduğumuz zaman dilimi garip hadiselere sahne oluyor. Her ne kadar uyanmak istemesek de ihtiyar dünya, sekeratının homurtusuyla uyandırıyor bizleri... Artık adım adım kıyamet senaryolarının da gerçekleştiğini ayan beyan görmekteyiz.

Menfaatperestlik girdabının tüm insanlığı yuttuğu bir devirdeyiz. Kimileri şahsi arzular, gaye ve emeller peşinde, kimileri de geveze vitrinlerde* (*TV) süslü salonlarda suni kalabalıklara hâkimiyetini kurma davasında koşarken, herkesi uyandırabilecek bir sesle, yabani atlar koşusunda olan dünya, maratonun son düzlüğünde üzerinden bizleri atacağını apaçık ifade ediyor.

Anadolu halkının dilinde gorona, burjuva takımında lüks adıyla pandemi, dünya çapında da (Covid-19), esasen sadece bir hastalık değil, Senai Demirci’nin dediği gibi okuyabilene bir mektep olduğu aşikâr. Vakaların muallimliğiyle okuyacağız, nice dersler çıkaracağız. Bana sorarsanız aynı zamanda bir fabrikadır. Azamet ve Kudret tezgâhında dokunan farklı kumaşların mahsulü gorona, insanlığın üzerine biçilmiş bir kaftan olup ücretini almış, miskin bir model olan bizlere, hayat çizgisinde bir rol giydiriyor. Esasen bu virüs, ister ideolojik, ister takdir olsun nihayetinde herşeyin dizgini elinde olan süper gücün**(**:ALLAH)’ın emrinde değil midir? Böyle olduğunu düşünmek mü’mince bir fikrin mahsulü olmakla akıl ve ruh sağlığımız için daha selametli olacaktır.

Tedbir, tedbir, tedbir… Tabii ki tedbiri elden bırakmamalı. Fakat felaket koleksiyonculuğu yapmakla ümitsizlik pompalamanın hiç kimseye fayda vereceğini sanmıyorum. Eğer mü’min isek ki (fiilimizle, hakkıyla yaşayamasak da) aksini iddia etmiyoruz. Mü’mince baktığımızda “La taknetü” ve “La tahzen” yaldızlı iki kılıncı boynumuzda asılı göreceğiz. “Eğer inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz (Ali İmran )” emri de daim bir teşvik kamçısı olarak yeterli olacaktır.

Çözüm önerisine gelince; çok küçük şeyler var hem ucuz hem ciddi bir fayda sağladığı aşikâr. Maske, dezenfektan vb. şeylerden bahsetmeyeceğim. Bunlar maddi tedbirler. Esas hareket noktamız “inanmak” evvela inanmalıyız. Neye? “İmanın tekniğe meydan okuyabileceğine...”

Ne alakası var diyebilirsiniz. Fakat çok küçük fiiller var büyük neticeleri beraberinde getiriyor. Hatırlayacak olursak topal sineğin Nemrut’u geberttiği, karıncanın Firavun’un saray’ını harap ettiği, Çanakkale’de Seyit onbaşının bilmem kaç kiloluk mermiyi namluya sürerek dayandığı kuvvet ile savaşın tarihi seyrini değiştirebildiği gibi, gözle göremediğimiz bir mikrop ile bütün dünyaya gem vuran kudretten daha büyük kim olabilir? Daha nice hadiseler imanın tekniğe meydan okuyabileceğini göstermiyor mu?

Laf ile peynir gemisi yürümez. Âmenna... Zaten inanmak başlıbaşına bir aksiyon değil mi?  İyisi mi biz, dünya ve ukba dizginlerine malik, zaman ve zemin gömleğinin insanlığa biçtiği hulleyi giydiren şefkatli kaptanımızın sözünü tutalım, onunla aramızı iyi edelim. Gerisi zaten gelir.

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*