H.YILDIRIM-Z.GÜLLÜCE-KEDİ

Zübeyde Güllüce ve Hatice Yıldırım ortak kaleme aldıkları "Kedi" adlı öyküleriyle Edebiyat Daima'da

KEDİ

Hatice Yıldırım – Zübeyde Güllüce

Yolun sonundaki dönemeçte sokak lambasının altına kıvrılmış bir sokak kedisi, tatlı mırıltılar eşliğinde ön ayaklarını yalıyordu. Griye çalan parlak tüyleri akşam karanlığının çökmeye başladığı bu ıssız sokağa yakışmayacak kadar temiz görünüyordu.

Yoldan tek tük de olsa geçen insanları süzüyordu en ince ayrıntısıyla; kulaklarını dikip başını kaldırdığında bıyıklarının havaya kalkmasından anlaşılıyordu insanlarda başka bir şey görmeye çalıştığı. Sokağın boş kaldığı zamanlarda ise kendi kendine, kimse tarafından anlaşılmayacağını umursamadan mırıldanıyordu:

“Ah şu noktalar ah... Gözlerin dolduğu, hatta sırrını kimselere göstermek istemeyerek bir damla gözyaşını bile gözden esirgediği her sessizlik anında, her yutkunuşta sinesinde doğuyor insanoğlunun. Büyüdükçe sırtına çıkıp oraya oturuyor. Ay ne korkunç değil miyavvv?. Acılardan beslenen bir kambur gibi, her gün biraz daha büyüyor. Ama bunu kimse fark etmiyor. Sonra birisi omzum ağrıyor diyor birisi sırtım ağrıyor. Oysa, onca dert, üzüntü, dile kadar gelip dışarı dökülemeyen cümleler gün gün birikiyor o noktanın içinde. Büyüdükçe ağırlaşan nokta altında ezilen ruhun imdat çağrısı o ağrılar ama benden kaçar mı yakalarım, benim gibi kedicikten öyle kolay kurtulamazlar.”

Merhametle izliyordu önünden gelip geçenleri. Bu gün yanına sokulup, yumuşacık tüyleri ile bacağına sürtüneceği, insanın içini gıdıklayan mırıltıları ile dalıp gittikleri sıkıntı âleminden birkaç dakika da olsa çıkartacağı kimseyi bulamamıştı. Yine de bir gözü insanların üzerinde mırıltısına devam ediyordu: 
 

“İşte bakın bakın, sokağın başından gelen şu iki büklüm ihtiyar tam benlik değil miyavvv. Gideyim de biraz kendimi sevdirip küçülteyim sırtındaki yılların acılarını doldurduğu noktasını. Şu kaldırımda oturan boyacı çocuk, daha kazandığı üç kuruşun verdiği hazzı hissedebildiği, karnını doyduğu günü karlı kapattığını düşünecek kadar neşeyle gülebildiği için, noktası daha avuç içi kadar. Aman ona hiç bulaşmayayım canım şimdi, kulaklarımı çeke çeke seviyor.”

Verdiği her örnekte mırıltılarının yumuşaklığı değişiyordu. Bazen bir iç çekiş kadar derinden, bazen bir kahkaha neşesinde kısa ama dolgun geliyordu.

 “Annesinin saçını topuz ettiği, minik adımlarında balerin edası olan kız çocuğu, bakın bakın!  Onun sırtında hiç yok! Oysa, zayıf ama biçimli vücudu, gösterişli kıyafetleri içinde dimdik duran şu sosyetik kadın; karşısındakinin gözüne sokmak istercesine taktığı iri taneli inci kolyeden daha ağır ve gösterişli sırtında gezdirdiği nokta. Aman noktasıyla kalıversin, geçenlerdeki sosyetik kadının çorapları gibi değerlidir bunun da çorabı. Oh olsun! Nasıl da kaçıverdi tek tırmıkta ”

Verdiği son örneğe canının sıkıldığını gizlemeyerek burnunu kıvırdı hırçın bir tavırla. Ön ayaklarının üstünde doğrulurken, önünden geçen şu kuyumcu vitrini kılıklı kadına hırıltılı bir miyav göndermeden içi rahat etmedi.

“Eğer benden başkası da görseydi, ya da herkes noktasıyla hava atabilseydi, bu kadın o zaman gerçekten tüm hemcinslerine tepeden bakmaya hak kazanabilirdi. Ama ne yazık ki, bu üzücü tabloyu benden başka gören yok.”

Her akşam bu sokakta, köşeyi döner dönmez aynı ağacın altında gelip geçenleri izleyen kedi, yardım edebileceği birini görünce heyecanlanır, kulaklarının tüm tüyleri sevinçten titrerdi. Kim noktasında ne taşıyor bakar, gözüne kestirdiği birisi olursa takip ederdi.

“İşte! Tam da aradığım gibi birisi. Yakalamalıyım hemen, noktası büyük ama siyahlaşmamış, sertleşmemiş bir adam, ay bunu kaçıramam değil miyavvv”
 

Başı önde, yorgun adımlarla evine giden bu adam, kedinin kendisine bakarak yavaşça hareketlendiğini fark etmedi. Kedi hareketlerini son derece dikkatle düşünüyor ve her adımını planlıyordu:

“Tam yanımdan geçerken nazlı nazlı miyavlarım. O duraklayınca da paçalarına sürtünürüm. Güzelll, iyice yaklaştı. Üç adım, iki adım, bir adım... Şimdi tam zamanı : miyavvv”

"Uzak dur be! Bela mıdır nedir?"

Aniden önüne çıkıp paçalarına dolanan kedi karşısında bir adım geriledi adam. Sonra sinirle salladığı ani bir tekme ile kediyi yanından kovaladı.
  

“Hop nasıl kaçtım ama! Hey yavrum hey! Siz insanlar yok mu! Hepiniz aynısınız. Yanınıza yaklaşan bir kediye hemen tekme ile karşılık verisiniz. Oysa bir bilseniz size nasıl büyük bir iyilik yapacağım. Neyse yalanayım biraz, insanlar kirli kedi sevmez ben hiç sevmem. İyi insanlar sayesinde bir kap suyumuz var da içiyoruz, yoksa...”

Kedi kendi kendine mırıldanırken, sokak lambasının yanındaki evlerden birinin kapısı açıldı. Her gün sabahın ilk ışıklarıyla evden çıkan bir genç, iş dönüşü kedinin yanına gelir ve onu sevmeden evine girmezdi. Kısa süre sonra evden elinde bir tas yemekle tekrar gelir ve kedinin iştahla yemeğini silip süpürmesini izler, sevecen gözlerindeki ışıltı arttıkça mutlu olurdu. Kediye göre bu güzel adamın noktası yaşına göre oldukça büyüktü. Yine de kocaman noktasına rağmen kediciğe uğrar, onu okşar yemeğini eksik etmezdi. Böylece hem kedinin karnını doyurur hem de fark etmeden kendi noktasını küçültürdü. Her akşam olduğu gibi akşamın sessizce çöken bu vaktinde, yine aynı tasla yemek getirdi ve kedinin önüne yavaşça koydu. Davranışlarında ayrı bir özen seziliyordu. Kediyi sevdiği her halinden belli olan bu genç, eliyle kedinin başını ve sırtını okşadıkça, kedi de hoşnut seslerle karşılık veriyordu. Yemeğini ağır ağır yiyen kedi, arada kafasını kaldırıp gözlerini kısarak sevimli bir yüzle gence bakıyordu. “Ne güzel, tam da istediğim gibi beni severken sırtındaki noktası küçülüyor. Oh ya sonunda başardım. Ay nasıl da sevindim! İçinin huzurla dolduğu kesin. Daha yavaş yiyeyim de biraz daha bu huzuru hissedebilsin değil miyavvv.” Tasın içindeki yemek bitince, aynı nazik hareketlerle kabı alıp, evine doğru yürüdü genç adam. Kedi o giderken yerinden kalkıp, etrafında neşeli neşeli zıplayarak şirin hareketler yapmayı ihmal etmedi.

Adam evine girdiğinde, kedi de başarısından memnun, gururla yürüdü ve sokak lambasının cansız ışığı altındaki eski yerine kıvrıldı. Akşamın tenhalığı kedinin uykusunu getiriyordu. Gözleri tam kapanacaktı ki, sokağın başında görünen insana bakarak bir umutla tekrar kendine geldi. Görünüşe bakılırsa yeni hedefi otuz beşinde ya vardı ya yoktu. Yüzünden yorgunluk aksa da adamın bakışlarındaki yumuşaklık kedinin hemen dikkatini çekti. Sırtına kaydı bakışları, çok sıkıntısı olduğu belli olan genç adam, sırtında koca bir torba kadar irileşmiş dert noktası taşıdığından habersiz dalgın dalgın yürüyordu.

 “Bak geçiyor işte, kıyamıyorum bu insanlara aman canım. Umarım bu kez küçülecek bir nokta seçmişimdir. Çok tuhaf bazı noktalar ben ne yaparsam yapayım bir türlü değişmiyor. Çünkü aşk acısı ile büyüyen o noktaları sevdiği kişiden başkası yok edemiyor. Hatta geçenlerde gencecik güzel bir kız aldı beni kucağına, dizlerine yatırdı şarkı gibiydi sanki o birkaç dakika, tüylerimi öyle sevdi ki uyuyakalmışım. Ama ona verdiğim onca huzura rağmen noktası hiç değişmedi. O zaman anladım, sevdiğine kavuşamayan kişilerin çaresinin bende olmadığını.”

Bir yandan mırıltısını tatlı bir tonda arttırırken diğer yandan zarif hareketlerle adamın önüne doğru görünür bir sakinlikle yürüyordu. Adam dört beş adım kala fark etti kediyi ve yorgun yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Yavaş atılan adımlara bakılırsa ürkütüp kaçırmak istemiyordu kediciği, zaten o da adamın sıcak kanlı davranışlarına cevap olarak nazlı nazlı kuyruk sallıyordu. Kedinin yanına vardığında usulca eğildi ve fısıldayan bir sesle:

“Güzel kedicik! Sen ne kadar tatlısın böyle. Benimle gelmek ister misin? Eğer benim kedim olursan sana her gün süt de veririm. Ne dersin?”

Kedi rolünü çok iyi biliyordu; bu sevecen cümlelere karşılık olarak adamın ayakkabısına sürtündü ve üzgün üzgün miyavladı. Ne zaman böyle yapsa, karşısındaki insanlar hemen merhamete gelip onu kucağına alır evlerine götürürlerdi. Yöntem bu kez de işe yaradı. Adam kediyi şefkatle kollarına aldı ve evine varana kadar tüylerini okşayarak kediyi sevdi.

Sokağın ilerisindeki dönemeci geçer geçmez karşılarına çıkan eski müstakil evin, bakımsız bahçesine rağmen içinde yaşayan birilerinin olduğunu anlatan sağlam bir duruşu vardı. Çok oyalanmadan içeri girdiler. Kedi, adamın canını sıkan şeyleri anlamak için evin içinde gezinmeye başladı. Adam mutfağa gidip gelene kadar misafir kedi her odaya girerek keşfini tamamlamıştı.

“Oh oh canıma değsin nasıl da girdim evine kadar. Aman da ne yaramaz kediymişim ben ne tatlı kediymişim… Aaa o da ne? Hımm. Evin duvarlarına yaşlı insanların resimlerin asıldığına bakılırsa, annesi ve babası vefat etmiş olmalı. Yoksa hangi evlat anne babası hayattayken resimlerini evin duvarına asar ki? Baktıkça üzülüyorsa önce onlar göz önünden kaldırmalı.”

“Demek buradasın.” Kediyi duvarın yanındaki çekmeceli dolabın altından çıkaran adam, bir eliyle de kedinin tüylerine bulaşan tozları silkeledi. Önüne süt dolu sana yağ kutusunu koyduktan sonra yatak odasına gidip, kıyafetlerin kendisini boğmaya başladığını düşünerek özensiz hareketlerle gömleğini çıkardı. Arkasından kedinin kendisini izlediğini bilmiyordu. Yere attığı iş kıyafetlerine bıkkınlıkla bir tekme atarak köşedeki kıyafet dolabının dibine fırlattı.

“Demek canını sıkan bir diğer şey, şu rahatsız edici kıyafetler. Salondaki resimlerden önce bunları halletmeli!”  Kedinin mırıltısıyla irkilen genç adam arkasında misafirini görünce tekrar gülümsedi ve ev kıyafetlerini giyene kadar kedinin kendisini izlemesine izin verdi. Sonra kediyi kucağına alıp salona, süt kabının yanına götürdü. Kendi karnını doyurmak için tekrar mutfağa gittiğinde minik arkadaşı hemen işe koyulmuştu bile.

Sessizce yatak odasına süzülen kedi, az önce tekmeyle fırlatılan iş kıyafetlerine ulaşmış, düşmana bakar gibi bakıyordu.

“Demek siz benim yeni sahibimi bunaltırsınız ha! Sizi parça parça edeyim de görün bakalım!”

Keskin dişleri ile tuttuğu kıyafeti patilerinde gizlediği sivri tırnakları ile çekiştiriyor, açılan delik ve yırtıkları gördükçe şevke gelerek var gücüyle kıyafeti parçalıyordu. Genç adamın mutfaktan seslenmesi ile kendine geldi. Kendini arayan genç adam odaya gelmeden salona gitmeliydi. Bu kıyafetlerle işi bitmişti zaten. O yüzden miyavlayarak salona koştu. Süt kabının yanına vardığında yeni sahibi de mutfak kapısından göründü.

“Demek uslu uslu yemeğini yiyorsun. Ben de o zaman işlerime bakayım biraz, sonra seninle oynarız işlerim bitince, ne dersin?”

Ahşap bir masa,  bir sandalye, yine ahşap dolap ve köşede haftalardır tozu alınmadığı çok belli olan bir kitaplıktan ibaret bu küçük salon, duvarlarındaki süslü fotoğraf çerçeveleri ile bariz bir tezat oluşturuyordu. Tüm yorgunluğunu da bu ince ayaklı sandalyenin taşıyabileceğini uman genç adam çöker gibi oturdu sandalyeye. Masasında yığılı duran bir tomar dağınık kâğıda kafasını gömüp çalışmaya başladı.

Çok zaman geçmemişti ki arkasından gelen kırılma sesi ile yerinden zıpladı. Yere düşüp parçalanan bir eşyanın çıkardığı bu yüksek ses, tüm evde yankılandı. Sesin geldiği yere koştuğunda kedinin çekmeceli dolap üzerinden zıplayarak duvardaki çerçevelerden birini yere düşürdüğünü gördü. Kedi ise yaptığından memnun memnun göz kırpıştırıyordu. Kırıklara aldırmadan yere uzandı adam; ters dönmüş resmi çevirdiğinde gözleri doldu. Bir süre hareket etmeden resme dalıp olduğu yerde öylece kaldı. Böyle bir tepki beklemeyen masum kedi kısık sesle mırıldanmaya başladı:

“Ama beklediğim tepki bu değildi. Neden sırtındaki nokta küçüleceği yerde daha da büyüdü ki? Altı üstü bir resim, kâğıt parçası…”

Bu mırıldanma ile düşüncelerinden sıyrılan adam, kırık parçalardan birinin elini kestiğini o zaman fark etti. Dolabın üstünden zıplayarak yanına inen kedinin suçlu mırıldanışları ile ortamın hüznü biraz yumuşasa da dağılmamıştı.

“Tamam, tatlı kedicik. Sorun değil. Sen kırıklara yaklaşma, ben hemen odamdan yara bandı alıp geliyorum.”  Aceleyle doğruldu ve elindeki fotoğrafı dolabın üstüne koyarak hızla odasına koştu. Kediye ikinci bir şans verilmişti böylece. Ama kedi hemen dolabın üstüne atlayıp, sanki bir fare yakalamış gibi saldırdı. Birkaç dakikanın içinde parçalara ayrılan fotoğraf kediye göre artık risk oluşturmuyordu. İçi rahatladı.

“Bu görev tamam. Artık baktıkça üzüleceği bir fotoğraf kalmadı.”

Kedi tam bu düşünceyle mutlu olmuştu ki, yatak odasından alabildiğine bağıran adamın öfkeli sesi ile tüm tüyleri diken diken oldu. Bir şeyler neden bu gün sürekli ters gidiyordu? Elinde yırtık pırtık iş kıyafetiyle salona gelen genç adam burnundan soluyordu.  Az önce gözyaşları süzülen yüzü şimdi kıpkırmızıydı. Kediyi arayan gözler, patilerin dibinde parçalanmış resim kırıntılarını görünce iyice irileşti ve yerine sığmaz oldu.

Kediyi yakalamak için hışımla üzerine atıldı. İş kıyafetlerinin hırsı ve anne babasının elinde kalan son fotoğraflarının da parçalanması genç adamda kontrol edilemez bir öfkeye sebep olmuştu. Kedinin kaçabileceği kadar geniş olmayan salon, eninde sonunda bir köşesinde zavallı kediyi bu sinirden titreyen ellere teslim edecekti. Ne yazık ki minik kedi, mutfak duvarının olduğu köşede yakalandı. Genç adamın çelik gibi sert parmakları boğazını sıktıkça, sırtında büyüyen noktanın sertleştiğini görüyordu zavallı kedi. Yeni sahibinin elleri kaçabileceği kadar küçük değildi ve hiç gevşemiyordu. Bu genç adamın sırtındaki noktayı küçültebilmek için yaptığı onca şeyden sonra, onu boğmaya çalıştığına inanamıyordu kedi; ama şimdiden gözlerinin önü buğulanmaya başladı. Aklı bir saat önceye gitti; kendisini seven diğer gencin huzurla bakan gözlerine, başını okşayan yumuşacık parmaklara, sonra da bu adamı köşede gördüğü ilk ana, ona acıyıp noktasının küçülebileceğini düşündüğü, nazlı nazlı yerinden kalkıp paçalarına süründüğü o ana… Nefes almakta artık çok zorlanıyordu. Yapabilse miyavlayacak, sahibine acı acı “yapma” diyecekti ama şu sert parmaklar boğazında gömüldükçe, hiçbir şeye gücü kalmıyordu. Gözlerinin yuvasını zorladığını hissetti kedi ve dilini çıkararak son nefesini verdi.

Elindeki bu yumuşak tüy yumağının hareketsiz kalmasından on dakika sonra ancak fark etti adam onu öldürdüğünü. Öfkesi geçtikçe parmakları gevşedi. Avuçlarının içinde tuttuğu kedi, ona hemen kurtulması gereken bir vicdan azabı olarak görünmeye başladı. Kısa bir kararsızlıktan sonra gidip pencereyi açtı ve hiç tereddüt etmeden kedinin cansız bedenini sokağa fırlattı.

 

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*