HAYALHANE

Barış Erdoğan: Düş kurmayı sever misiniz? Ben nedendir bilmiyorum, düş kuranlar üstüne düş kurmayı seviyorum. Bu da beni gerçeğe götürüyor.

 

HAYALHANE

Barış Erdoğan

 

.

"Hayal ettiğiniz her şey gerçektir.”

(Picasso)

 

Çocukken hayal gücümü bir daire çizerek anlatmıştım; babam, "İçi mi, dışı mı?" deyince şaşırmıştım. Sahi hayal gücünün sınırı o çemberin içinde mi, dışında mı?

Hayal gücü hem çemberin içinde hem de dışında olan Yalom, Nietzsche Ağladığında'da, "Benim hayallerim sizin umrunuzda mı ki!" der. Hayallerini gerçeğin kapısına yığanla gerçeğini hayallerinin çitinden aşıran neden aynı kişi olmasın?

Büyük bir rasathanede memurdum, ayrıldım. Şimdi küçük bir hayalhanede müdürüm, mutluyum. Görevim sabahtan akşama değin hayal kurmak.

Düş kurmayı sever misiniz? Ben nedendir bilmiyorum, düş kuranlar üstüne düş kurmayı seviyorum. Bu da beni gerçeğe götürüyor. Biliyorum, gerçeğin tokadı hem iki el genişliğinde hem de çok serttir. Yaşlı, yaşlı olduğu kadar da sünepe insanların bu dünyada yerlerinin olmadığını düşünürken benim onlar üstüne düş görmem de bir o kadar gereksiz. Ama benim düşümü kuran romancının yaptığı iş son derece kutsal sayılıyor. İki düşten bir gerçek çıkmıyor demek ki... Görüyorsunuz, dünya kimine, pembe kimine kapkara.

Her hayal başlangıçta derme çatmadır. İnandıkça sağlamlaşır.

Bir düşe oturduk, benden önce tüketti. Bir gerçeğe oturduk, ikiye katladı. Anladım ki sevenler sevmeyenlerden dört kat daha sabırlı ve daha aptal. Kırlangıcın düşü daha geniş boşluk, boşluğun düşü daha çok kırlangıç. Kalktım elimdeki tek gerçeği düşlerle takas ettim. Ertesi gün vazgeçtim, bütün düşleri savurdum.

Seher vakti Claude Farrère Caddesi'nde bir bardak çay içip Sultanahmet'e Hayali'nin, "Gün gibi doğdu karşıdan ol meh-likâ seher/ Rûşen gözükdü gel bana ey âşinâ seher" beytiyle inmek hayalime hayal katar.

Sultanahmet, İstanbul'daki tek "hayalhane"m. Ne kadar hayal, o kadar dün... Sürüklenip gidiyorum. XVII. yüzyılın başları, Atmeydanı'nda koştur koştur, durulup bir köşeye siniyorum. Önümden suratsız bir hanutçu geçiyor, Batılı birkaç seyyahın önüne düşmüş, kazanacağı birkaç kuruşun hayalini kuruyor. Ardı sıra koşsam Mısır Çarşısı kapısında göz göze geleceğimden eminim. Okçular sağa sola asılmış balkabaklarına oklarını fırlatıyor. Bir yandan ustalar İznik çinilerini taşıyorlar camiye... Padişah I. Ahmet heyecanlı... Zamanı biraz daha öteliyorum, karşımda Bosnalı Matrakçı Nasuh. Minyatürlerini adeta gözüme sokuyor. Sultan Süleyman'ın kızkardeşinin düğününden kalma minyatürlerini yaymış, en koyu rengi vurmakta. Aslında çoğu surnamelerde (Osmanlı döneminde şehzadelerin sünnet düğünleriyle, kadın sultanların evlenme törenlerini betimlemek amacıyla yazılmış eserler) karşılaştığım, görmezden geldiğim yazıların minyatürleri... "...resmimizde mana, suretten önce gelir." diyen Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sındaki nakkaş Osman'a kadar vardıran...

Başımı çeviriyorum, gurup vaktinin kırmızısı desem değil, bilim insanı Ali Kuşçu'nun talebesi Molla Lutfi'nin ve "Biz cennete eşeğimizi bağlamayız." sözüyle tepki çeken Melami şeyhi İsmail-i Maşuki'nin idam edildiği yerdeyim... Hey gidi yalancı tarih diye iç geçiriyorum, korkuyorum da. Gerçek kadar hayali de yorarmış insanı. Erguvan renkli pelerin giymiş Justinianus ve yirmi binin üstünde insanın can verdiği Nika ayaklanması hayalime karışıyor. Hayallerimin kanlı bitmesine neden olacak düşüncesiyle zamanı bugüne sürüklüyorum. Filozof suretli bir adam, saç sakal birbirine karışmış. Dilindeki tüm sözcükler paslı, gönül bileyinden geçirilmemiş sözcüklerle hayatı yorumluyor. Cevap vermedim, dönüp suretine baktım. "Başımın üstünde gökyüzü görmek istemiyorum." diyen Oğuz Atay'ın karikatürize edilmiş hali.

Uzun uzun gökyüzüne baktığımı görünce, "Bağışlayın efendim, nerde yaşıyorsunuz?" dedi. Başımı çevirmeden, "Gökyüzü alınmış bir semtte." dedim. "Nasıl?" dedi. "İnsan kendinde olmayanı arar. Benim yaşadığım semtte insanlar gökyüzünü tüketmişler. Doğrusu, bakmayı bakmayı varlığını unutmuşlar." deyince şaşırdı, Sait Faik'ten bir cümleyle dilinin pasını temizledi: "Nefes aldığın şehir ne kadar şanslı. Kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır."

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*