GOOD HUNTING - İNSANIN MASALI

Hatice Yıldırım Good Hunting filmini incelediği yazısıyla Edebiyat Daima'da

GOOD HUNTING: RUH VE AVCININ VAROLUŞSAL İLİŞKİSİ

Hatice Yıldırım

Film, Çin asıllı Amerikalı yazar Ken Liu’nun aynı adı taşıyan kitabından uyarlanmış ve “Love, Death and Robost” dizisinin 8. bölümü olarak piyasaya sürülmüştür. Her biri konu, içerik ve tarz bakımından birbirinden farklı olan diğer bölümler arasında öne çıkan bu bölüm, 17 dakikaya çok geniş bir felsefe ve çeşitli mesajlar sığdırması bakımından izleyicilerin en çok beğendiği bölüm oldu. Bu hacmi küçük ama arka planı zengin kısa filmi farklı açılardan inceleyerek, neden beğenildiğini anlamaya çalışacağız.

Çin mitolojisinde mistik canlılardan biri olan Huli Jing efsaneye göre kadın kılığına girerek erkeklerin arzularından yararlanan kötü bir ruhtur. Kore efsanelerinde Gumiho, Japon mitolojisinde ise Kitsune olarak karşımıza çıkan bu varlık, dokuz kuyruğu olduğuna inanılan doğaüstü güçlere sahip bir tilkidir.

Film efsanenin öğretisine uygun olarak başlıyor. Ruh avcısı ve oğlu, bir gence musallat olduğunu düşündükleri Huli Jing’i avlamak için beklemektedirler. Güzel bir kadın kılığında gelen Huli Jing ile ruh avcısı mücade etmeye başlar. Bu kısımda Çin geleneksel filmlerinde alışık olduğumuz bolca sahne var: çatılarda yapılan kovalamaca, havada kung-fu tekniklerinin sergilenmesi, gecenin ortasında görülen koca bir ay, kenti tepeden gören bir tapınak. İlk dakikalarına sığdırılan bu sahneler, Çin geleneğini ve kültürünü yansıtmak için yerleştirilmiş gibi görünüyor. Siz film sonuna kadar bu tema ile ilerleyecek diye düşünürken baba ölüyor. Eskiyi temsil eden babanın ölümü ile yeni bir kültürün başlayacağı mesajı veriliyor. Bir karede çocuk büyüyor ve ilk sahnelerde karşılaştığı yavru Huli Jing’e yardım ederken görülüyor. Hemen arkasından şehre tren hattının gelmesinden bahsedilerek filmin yörüngesi değiştiriliyor. Başlangıçta sizi doğaüstü olayların ve karakterlerin olduğu bir dünyada gezdirdikten sonra film, adeta üzerindeki kabuğu çıkararak SteamPunk (Sanayi devrimi ve buharlı makinelerin hâkim olduğu dönemleri anlatan film türü) formatına geçiyor. Her yerde buharlı makineler, dişliler ve yabancı insanların olduğu bu yeni sahnelerde, sömürgeciliğe yönelik ağır eleştiriler yapılıyor.

Kahraman, genç ve dinamik Çin halkını temsil ediyor. Ülkesine gelen emperyalist güçlerin emrinde sessizce çalışan kahraman üzerinden, emperyalizmin girdiği ülke halklarını, boyun eğen kitleler haline getirip kullanması vurgulanıyor. Kahramanın arkadaşı olan Huli Jing ise izleyiciyi şaşırtarak sanayileşmesi göze sokulan o şehrin içinde bir anda karşımıza çıkıyor. Modern zihniyetin inşa ettiği bu yendünyada, eski doğaüstü özelliklerini kaybederek kadın vücuduna hapsolması, onu av haline getirmiş. Hayatını güzelliği ile kazanan bir hayat kadını olarak tekrar sahneye gelmesi; doğaya ve insana farklı bir bakış açısıyla bakmamız gerektiğini söylüyor. Bu sahneyi izleyen sahnelerde kasıtlı bir iyi-kötü yer değiştirmesi yapıldığını görüyoruz. Kadını kendi arzuları için kullanan kötü ruhlu erkekler ile onlara av olan Huli Jing vurgulanırken, adeta efsanenin modern zamanda aldığı hali bize fark ettirmeye çalışılıyor. Sonlara yaklaştıkça kent hızla gelişiyor. Bu gelişime orantılı olarak parayı elinde tutan güçler Huli Jing’den her şeyini alıyorlar. Film burada izleyiciyi kendince bir toplum ve vicdan eleştirisi ile baş başa bırakarak bir sonraki dönemece geçiyor. Emperyalizmin tüm oyunlarına boyun eğen erkek kahraman, zeki ve güçlü Çin halkını temsilen, kendi kaderini değiştirecek beklenmedik bir hareket yapıyor. Bu sistemin getirdiği teknik ve mekanik imkânları, sisteme karşı kullandığı bir silah haline getiriyor. Son sahnede, sömürgeci düzenle yapılan bir hesaplaşma olarak, Hulii Jing’i ava çıkmış mekanik bir tilki haliyle görüyoruz. Ve intikam alınıyor. Sembolik olarak hem olaylara, hem karakterlere birçok anlam yüklendiği için, filmin bu yönü izleyicide büyük etki uyandırıyor.

İnsani güdülere geniş yer veren filmde, onları olayların arka planındaki güç olarak merkeze koyuyor. Bir suçlu arama eğilimi, bilinmeyeni kötüleme eğilimi, güçlünün güçsüzü kullanması ve cinsellik. Tüm olayların çıkış noktası gibi gösterilen bu eğilimler bizi, seçimlerimiz üzerinde uzun uzun düşündürüyor. Bu amaçla filmin her karesinde oldukça açık bir biçimde sık sık tekrarlanıyor. 

Filmin dikkat çeken diğer yönü ise; film boyunca vurgulanan zıt cinsiyetler arası ilişkinin ana karakterler arasında bu yönüyle ele alınmaması. İki karakter de birbirine cinsiyete dayalı hiç bir tutum takınmıyor. Birbirini anlama, yardım etme ve yanında olma gibi insani yönlerin, davranışa döküldüğü sahneler ile asıl odaklanılması gerekenin ‘insan’ olduğu vurgusu yapılıyor. Bu anlamda ahlak dersi verme amacı taşıdığı sonucu çıkıyor.

Filmin başından sonuna kadar, doğaüstü bir varlığın farklı koşullara uyum sağlayarak yaşamını sürdürmesi ise bir başka dikkat çekici nokta. İzleyiciye, mitolojik varlıkların yok olmadığını, hayatlarına yeni bir rolle devam ettikerini düşündürerek, sempatiyle karışık bir tedirginlik vermeyi de ihmal etmiyor.

Klasik Yin-Yang felsefesine göre ‘her iyinin içinde bir kötü, her kötünün içinde bir iyi vardır’ mesajı net olarak görülmese de, daha dar bir dairede kolaylıkla hissediliyor. Filmin başındaki avcı Huli Jing, ortalarda ava, sonda yine avcıya dönüşüyor. Ana etmen olarak vurgulanan insan ise; başta kullanılan, ortada kullanan, sonda ise adaleti sağlayan ve bedel ödeyen olarak rol alıyor.

Son olarak dikkatleri çeken şey: filmin,  insan-çevre arası etkileşimine yaptığı vurgu. İnsan kendi güvenliği, menfaati ve çıkarı doğrultusunda tarihin başından beri çevresinde olan her şeyi, bilerek ya da bilmeyerek tahrip etmiştir. Bu tahrip doğa ile başlamış, zamanla hayvanlar ve nihayet kendi türünü de içine alarak genişlemiş. Bunu durdurabilmek ise; gücü, zekâyı ve teknolojiyi doğru amaçlar için kullanan insana bağlıdır.

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*