GAMZE KOÇ-HASTA KELİMELER

Gamze Koç "Hasta Kelimeler" adlı yazısıyla Edebiyat Daima'da

HASTA KELİMELER

Gamze Koç

Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi

           

3. gün

Hastayken öyle yemek memek değil de en çok “yazmak” çekti canım. Şöyle fırından yeni çıkmış, dumanı üstünde tüten ekmekler gibi, içimden çıkmayı bekleyen kelimeleri özledim. Bir doğrulup yazabilsem dedim hep. Bir yazabilsem…

                                                                         ***                                                                            

7. Gün

Yazmak, o avuç avuç içtiğim ilaçlardan beni daha hızlı iyileştirebilir, diyemedim doktorlara. Tıbba ters düşen komik bir teklif olurdu bu biliyorum. Yan yana bi geliverse kelimeler, hele içimdekiler sayfalara bi dökülse bir “ohhh” der, rahatlar, ayağa bile kalkardım. Belki bu bile iyi gelirdi ama diyemedim. Konuşmakla sayıklamak arasında en çok yazmak istediğimi söylemişim.

                                                                           ***

11. gün                                                                                                                                                                                                 

Uzun uyutmuşlar beni. Bitmek bilmeyen rüyalar gördüm.  Rüyamda, dizlerimi karnıma doğru çekip masa yaptım kendime. Durup dururken “yazmak için masa şart mı?” demişim bir ara. “İlla beyaz sayfalar olsun diye diretmem, sayfalar bile olmasa olur” diye sayıklamışım. Gözlerimi yarı baygın açtığımda masalarla perdelerle konuşmuştum. Biraz doğrulmaya çalıştığımda yattığım yerden sararmış hastane duvarlarına alıcı gözüyle baktığımı hatırlıyorum. Ne de güzel, gözüme devasa boş sayfalar gibi görünmüştü perdeler. Sonra perdeleri yerlerinden bir çekişte sıyırıp üstlerine yazılar yazmak istedim gönlümce. Kapı kollarını saymazsak hem enine hem boyuna kapılara da yazabilirim diye düşündüm.

                                                                            ***

15. gün

Ne yaptıysam olmadı, yazamadım. Sadece tek kolumu kaldırabilirsem, ağır sıklet bir halterci gibi kendimi güçlü hissedecektim. Ama yok, o bile olmadı, yapamadım. Sırf kolum olsa yine iyi, başım tonlarca ağırlıkta bir yük gemisiydi sanki. Bir iki yeltendim, kaldıramadım. Bir tek gözlerimi oynatabildim o kadar.                  

                                  

                                                                           ***

 

 

17. gün                                                                                                                                              

Hastanedeyken en çok, içime hapsolmuş kelimelerime üzüldüm. Yazık, hiçbiri   dışarı çıkacak bir yer bulamamışlar. Öfkesinden hepsi saç diplerime asılmış kalmış sanki. Her biri saç tellerime tutunmuş olduklarından başım çok ağrıdı herhalde. İlaçlar, iğneler, serumlar kelimelere de çok ağır gelmiş olmalı ki ben gibi gündüz vakti yerli yersiz uyumuş hepsi. Kaç defa koluma doğru yol almışlar ama parmak uçlarıma kadar gelememişler bir türlü. Gövdem çıkmaz bir sokak olmuş; bütün harfler, birbirlerine toslayıp durmuşlar içimde. Meğer kelimelerim de benimle birlikte hastalanmış.

                                                                           ***

22. gün

Son kontroller… Bu seferki tahlil sonuçları nihayet temiz çıktı. Ben de diyordum ki içimdeki bu hareketliliğin bir sebebi olmalı. Sonunda, parmaklarıma can yürüdü.  Bayram öncesi bir hazırlık var sanki bedenimde diye düşünüyorum.

                                                                           ***                                                                       

36. gün                                      

Eve çıktık. Onca kutu ilaç neredeyse bitti. Kahverengi şurup şişelerinin dibinde, azıcık kaldı. Çocukken ilaç içmemek için nazlanıp niyazlandığımı hiç hatırlamam. Ağzımı sımsıkı yumup “Ben acı ilaç içmem!” demeyi hiç bilmedim. Şimdi de değişen bir şey yok. Sevmesem de mecburum. Zaten ağzım da yanmıştı hayattan, ilaçlar ne kadar yakabilirdi ki canımı. Saati saatine de içtim bitirdim hepsini.

                                                                            ***                                                                                

43. gün

İçimde bir şehrin kalabalığı birikmiş gibi. Kollarımda, dahası parmak uçlarımda bir kıpırtıdan fazlası var. Yüreğimin caddelerinde şenlikli bir gürültü duyuyorum. Masamın üstüne çiçekler ve sayfalar çok yakışıyor. Bu sesler sevinçli bir şeyin habercisi olmalı. Büyük bir koro eşliğinde korna sesleri yükseliyor sanki. Bir stadyum çıkışında, kazanılmış bir maçın sonrasındaki çılgın araba konvoylarının hali var içimde, hissediyorum. Tozu dumana katarak gelen atların yeleleri uçuşuyor kulağımın dibinde. Besbelli bu bir zafer sevinci.  Ellerinde bayraklar, marş söyleyerek yürüyen bir taraftar güruhunu zor tutuyorum. Elini yumruk yapmış, ağzı kulaklarına varmış, tanıyorum bunu. Bu, göğü yumruklayan kelimelerimin sesi. Kazandım mı yani şimdi,  kazandık mı?

                                                                  ***                                                                                

45. gün

Bu sefer de atlatmışım hastalığı. Öyle dedi doktorlar. Taburcu olmuş kelimelerim. Yani, İyileşmişim. Yazma vaktim gelmiş yine. Tel dolabımın içine atıyorum elimi rastgele. Kapaklarını açıyorum sanki reçel kavanozlarımın. Mis gibi kokuyor ortalık. Taze kelimelerim var hem de hasta değiller artık.  

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*