ERHAN KARAOĞLAN YAZDI: MİTOLOJİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER II

Erhan Karaoğlan: Günümüzde anlatılan ve dinî kökenli olduğu düşünülen birçok memorat incelendiğinde; içlerinde semavî dinlerin etkisinden ziyade reddedemeyeceğimiz mitolojik tesirler olduğunu görürüz


MİTOLOJİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER – II

Erhan Karaoğlan


İlkel zamanlarda insan ölümün farkına vardığı gün, onu anlamak ve insanın doğumuna bir gaye yüklemek amacıyla mitleri yarattı. Suya dokundu, ateşin yüceliğini keşfetti; hasta oldu, iyileşti; savaştı, mücadele etti. Belki de bir yırtıcının pençesinden bilmediği mistik kuvvetlerin yardımıyla kurtuldu. O, bu anlama sürecinde kendi algısına göre inanç ve eylemler gerçekleştirdi. Ondan çocuklarına, çocuklarından torunlarına ve oradan da kabileşecek olan üç beş kuşak sonraki torunlarına... Şahıslarına mahsus bir kimlik olarak bu mitolojik veriler tevarüs etti. İnsan, hayatın daha büyük bir kuvvet tarafından yönetildiğini ileri sürdüğünde, artık onun için büyük elemlere vesile olan ölümün de amacının ne olduğunu kestirebilmek adına büyük bir adım atmış oldu... Böylelikle insan ilk inançsal verileri olan mitolojileri oluşturarak kendi doğumuna bir anlam yüklemiş ve ölümün farkına vararak kendi yok olma korkusunu bir amaca bağlamak için mitsel metinleri oluşturmuştur. Karen Armstrong bu metinlerin ergenlikten yetişkinliğe geçiş sürecindeki çocuklara anlatıldığını belirterek kutsal metinler gibi büyük bir ihtiram içinde genç kuşaklara aktarıldığını belirtmiştir. Sarahaten de bu metinler insana hayatın manasını ve ölümün esrârlı nihânlarını sunacaktı. Bunun için bir gencin ergenlikten yetişkinliğe geçişi tamamlayarak hayatın zorluklarına göğüs gerebileceğini kanıtlaması gerekirdi. Mitolojilerle aynı anlam çizgisinde semavî dinler de insanlara hayat konusunda rehberlik etti ve onlara ölümün âkıbeti hakkında bilgiler verdi. Peki, insanlar semavî dinlere nasıl ulaştı?

İnsanın kemâle erme sürecinde tekâmül eden toplumlar ise semavî dinleri benimseyerek zihnî tekâmülün göstergesi olan “Tek Tanrı” inancına ulaştılar. Cihânın birden fazla tanrı tarafından değil, her şeyin bir nizâm içinde yalnız tek olan bir kuvvet tarafından yaratıldığı düşüncesi etrafında müttefik oldular. Böylelikle insan tek tanrıya ulaşarak kendi idrak ve icra yetisinin de büyüklüğünü kavradı. Buna uygun olarak da Tanrı'nın ulu ve yüceliğini ihyâ etmek ve tek olanın azametinin remzi büyük sanat eserleri vücûda getirerek büyük medeniyetleri kurdular. Ancak bu hususta bir başka çalışmada Yahudileri ayrı bir çerçevede ele almak elzemdir.

Mitolojik tanrılara imân eden toplumlar tek tanrılı toplumlardan farklı olarak “ilkel” olarak nitelendirilir. Onlar genellikle medeniyet yarışında hep geri kalmışlardır. Bir misâl ile İskandinav kabileleri Hristiyanlık ile tanışmadan evvel ilkel kabileler halinde yaşarken Hristiyanlığın yayılmasıyla belirli bir kültür, sanat ve edebiyatları din temelinde oluşmuştur. Öyleyse insan topluluklarının ilkel ve medeni kıstaslarına temelde tesir eden yegane şey neden inançlardır? Çünkü insanın davranışları inançları zemininde şekillenir. İnançlar emir ve yasaklarla ya da kutsal yahut hurafelerle insana bir davranış disiplini belirler.

Dinin topluma etkilerini değerlendirirken farklı bir konuyu daha ele almak gerekir. Semavî dinleri insanoğlunun mitolojik eğilimlerine göre incelediğimizde şöyle bir sonuca ulaşabiliriz. İnsan toplulukları yeryüzünde görülmeye başladığında onların toplumsal şekillenmesinde tesirli olan inançları ve eylemleri sonucunda ortaya çıkan kültürleri her zaman için içinde barındırdığı ilkel inançsal motiflerle semavî dinlere derinden tesir etmiştir. Günümüzde anlatılan ve dinî kökenli olduğu düşünülen birçok “memorat” incelendiğinde; içlerinde semavî dinlerin etkisinden ziyade reddedemeyeceğimiz mitolojik tesirler olduğunu görürüz. Bu aynı zamanda kendi mitik karakterimizin suret değiştirerek devam etmesinden başka bir şey değildir. Derinden bir düşünecek olduğumuzda semavî dinler içerisinde bulunan mezheplerin de ortaya çıkmasında her toplumun o dinî kendi mitik karakterine uyarlamasından başka bir sebep göremeyiz.

Dinî memoratlardan birine şöyle bir misâl verebiliriz. Bir sarhoş her vakit içer ve geceleri evinin yolunu şaşıradururmuş. Bir gün yine berduş bir hâlde evine giderken hafız çocukların kaldığı bir evin önünde yıkılıvermiş. Genç hafızlar bu adamı evlerine almışlar. O gün de Ramazan ayı imiş ve sahur amacıyla çocuklar yemek yapmak isteğinde bulunmuşlar ancak evlerinde ateşin tükenmesi neticesinde bu isteklerini hakikate erdirmekte muvaffak olamamışlar. Bunun üzerine sarhoş cebşnden çıkarmış ateş yakmak için kullanılan bir âleti bu çocuklar vermiş. Alın bununla ateş yakın, yemeğinizi yapın, demiş. Bir hafta sonra sarhoş vefât ettiğinde ahali kendi rüyasında sarhoşun ateş vesilesiyle cennete girdiğini görmüş. Hâsılı bizim sarhoş ateş vesilesi ile cennetlik olmuş.

Metni yazının girişinde verdiğimiz bilgiler dâhilinde tahlil edelim. Mitler insanları doğru yola iletmek ve onları ölümün mukadder sonucuna hazırlamak için oluşturulmuşlardı. İlkel zamanlarda nasıl ki gençleri hayatın zorlu mücadelesine hazırlamak ve onları ölümün nihânına ulaştırmak için bu metinler kutsal olarak anlatılıyorsa şimdi de semavî sûrette aynı memoratlar aynı inanç ve amaç ekseninde anlatılıyor. Metinde bulunan ateş ise mitsel metinlerin ana kaynağıdır ve her zaman için mitsel metinlerin baş unsuru tabiatta bulunan dört unsurdur. Çünkü insan için dört unsur hayatlarının temel kaynakları, zarurî ihtiyaçlarıdır. Ona cihânda hayat bahşeden yaşam ve ölüm çizgisinde bir hayat sunan ateş, su, toprak ve havadır. Toprak, dişildir. İnsan, gök ile toprağın çiftleşmesinden elde ettiği gıdalarla yaşamda kuvvet bulur. Aynı zamanda toprak tanrısal maddedir. Tanrı insanı topraktan yarattırmıştır. Hava, canlılar için olmazsa olmaz bir yaşam kaynağıdır. Görülmeyen ve şekli olmayan bu unsur tamamen tanrısal olmalıdır ki insana yaşam için kuvvet verebilsin. Su, dünyadaki bütün içeceklerin özüdür. O, yaşamın simgesidir. Kutsaldır. Onu kirletmek, tanrıyı küstürmek ve onun gazabını üzerine çekmektir. Ateş ise temizleyici unsurdur. Tanrı ve insan arasındaki bir iletişim kaynağıdır. İnsan, tanrı ile irtibata ateş sayesinde geçer. Her türlü kötülük ve pislik temizlenir. Ateş, tanrının insana gökten düşürdüğü bir armağandır. Dört unsurun kutsal metinlerde yahut mitolojilerde karşımıza çıkması onların mukaddes değerlere sahip olmasındandır. Hâsılı, insan dinini değiştirse dahî mitolojik varlığını değiştiremez. Bundan dolayı o mitsel karakterine çağa göre kaftan biçerek yaşatır. Âdeta o mitsel bir ritüel ile dünyaya gözlerini açar ve ataları gibi yine mitik bir ritüelle merak ettiği bilinmeyene doğru gözlerini ebediyen kapatır.

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*