DÜŞ SERİNLİĞİ

Bir kuşun kanadında, bir papatyanın baygın kokusunda, sabahların tatlı ve eşsiz serinliğinde seni bulurum. Kapına kadar gelirim, bilmezsin.

DÜŞ SERİNLİĞİ
Muhammet Erdevir

Ben sana küçük mektuplar bırakırım mesela. Her mektup ucunu yaktığım gönlümün kâh serzenişi kâh özlem nağmesidir. Küçük mektuplar, bir ucu sende sözcüklerimin bir ucu bende. Ufkumun yarısı sen, yarısı ben. Sonra bütün bütün çiçek tarhları aramızda uzanan… Vakitsiz bir ayaz gelip de kavurmasın diye dua dua beklediğim. Sana anlatacağım çok şey var çünkü. Bir de senden dinleyeceklerim…

Ben bir hazine avcısıyım. Ömrüm bir büyük sırrın peşinde kendimi yollara vurarak geçti. Sonra bir an, bir eylül sabahı, iki şimşek parlaması… Buradayım dedi. Buldum. Bildim. Anladım. Bir eşik gördüm. Başımı o eşiğin tozlu mermerine yatırdım gelen geçen çiğnesin, isterse kurban etsin diye. Çünkü hissettim ki benim yerim orası, bir adım ötesi değil. Hissettim ki eşiğin dışında hiçbir yerde bulamam huzur denen o kutlu hazineyi.

Zaman zaman kedere çalıyor kalemim, sözcüklerimin rengi hüzün oluyor. Sararıyor benzim, kekeliyor dilim, ellerim titriyor. Uzakların, uzaklığın, erişememenin tesirleri bunlar. Vakitsiz yağan kar gibi, zamansız açıp tipiye yakalanan zerdali çiçeği gibi. Üşümek bir ateşin kıyısında ve hatta yanarken için için ıssızlığın ortasında.

Ben seninle kaderimin kayıp parçasını buldum. Ruhumun, kalbimin, ömrümün eşini buldum. Seninle çiçeklendi yamaçlarım, gökyüzüm seninle bulutlandı. Bozkırıma yağmurlar yağdı sen güzelliklerini benden esirgemeyince. Sevgi sözcükleri saçlarına inci mercandan taçlar örerken dünyam dünyaya benzedi, ilk kez bir bütün olduğumu hissettim. İlk kez kendimi eksik ve yorgun değil de mesut ve bahtiyar hissettim, bildim.

Çok düşünüyor, düşlüyorum seni... Belki inanamayacağın kadar çok. O kadar çok ki yağmurda da güneşte de aklımda sadece sen oluyorsun. Geceye seninle merhaba deyip sabahı seninle selamlıyorum. Gün içinde kaç kez anıyorum adını bir bilsen... Ruhumu ruhunda arıtmak isterdim, yağmur altında seninle yürümek. Her şey sende başlayıp sende çoğalıyor ve ben ismini bir tılsım gibi taşıyorum kalbimde.

Hiç şikâyet etmedim, hiç dert bilmedim seni. Ne zaman canım yansa gözlerini düşündüm, ne zaman fırtınalara savrulsam ismine sığındım. Ellerin dünyamı güzelleştiren bir çift meşale, parmak uçların saadet... Sesin, serin sabah meltemi gibi yalnızca huzur getiriyor kıyılarıma.

Sana kendimi getiremem
Ama şiirler bırakıyorum, şarkılar ve hikâyeler sonra
Arada birkaç çiçek, kurutulmuş
Ve birtakım işaretler, yalnız senin bileceğin
Kılavuz çizgileri gibi bir ucu
Bana ulaşan o emin yolun işaretleridir
Kapında bulduğun

Mısralar biriktirdiğimsin, hep uzaktan gördüğüm ve elimi dahi uzatamadan seyrettiğim. Kavuşma hayali bile kuramadığım. İsmini söylerken bile kalbim deli gibi çarpar, nefesim kesilir. Ruhum, varlığına ulaşmak için rüzgârda dalgalanan ipekli bir kumaş gibi çırpınır durur. Bir kuşun kanadında, bir papatyanın baygın kokusunda, sabahların tatlı ve eşsiz serinliğinde seni bulurum. Kapına kadar gelirim, bilmezsin. Pencerenin karşısına geçer, saatlerce beklerim günün herhangi bir saatinde. Görmezsin. Ben de seni göremem zaten. Kolay mı seni görmek, kolay mı ha deyince karşımda bulmak gölgeni?

Nasıl özledim ben seni?
Bir başağın güneşe doğru uzanması gibi, sonra eğmesi yere doğru kendini. Yere, kendini var eden gerçekliğe.
Bir gülün sabah serinliğinde goncasını çatlatması ve kendini göstermesi hava ısınırken. Bir gül, göründükçe şanı yürür diyar diyar.
Bir çocuk annesine doğru atar ilk adımlarını hani, herkes heyecanla izler. Bir çocuk... Ürkek heyecan, çırpınıp duran zaman. Çırpındıkça çoğalan...
Göçmen kuşlar baharda sılaya döner, neşeyle şakıyarak kutlarlar o muhteşem olayı.
Sular çağlayanlarda kendini oradan oraya vurur ya hani derûni bir şevk içinde, bir aşığa benzer hâli damlaların, öyle umarsızdır.
Rüyadan uyanışın tatlı tatlı olur da hiç bitmesin, sürsün istersin. Öyle ki mümkün olsa keşke tekrar tekrar görmek o düşü.

Yarının hesabını yapmadan düşlerime katıyorum seni
Yarının benim, yarınlar bizim
Hatta öbür gün, tüm öbür günler de
Her doğan gün bir vuslata gebeyse bu cennet bahçesinde
Gözlerimi kapatır seni düşünürüm
Bugün hayalimde olursun, yarın düşümde
Arasındaki farkı şairler bilir, bir de sen.
Yeter de atar bile.

Muhtaçlığım asırlık, muhtaçlığım sonsuz. Bir giderilmez susuzluk, bir açlık, bir çaresizlik... Muhtacım o şarkıyı tekrar tekrar mırıldanmaya, biliyorum ki söylemezsem öleceğim. Sana çeken bir şey var içimi, sen olan, seni çağıran, seni arzulayan bir şey var. Ah o bitmek bilmez hasretim ah! Dermanı yok böyle kavrula kavrula ah çekmenin. Elden gelir bir şey yok, elinden gelen bir şey yok. Beklemek kaderimin bir parçası ve ah o “beklemek”... Kaderimin ta kendisi.

 

 

 

Tablo: Ivan Kramskoi, detay.

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*