DOĞAYA ÖVGÜ

Elif Yavaş, Doğaya Övgü adlı yazısıyla Edebiyat Daima'da

DOĞAYA ÖVGÜ

Elif Yavaş

Kelimelerimden itizar eden gönül alfabemin masumane heceleriyle diz çöktüm öykümsü satırlarda. Küçük mutlulukların alevlenmesine hayran kaldı hırçın deniz ve deli rüzgâr da. Rengin saçlarını yemyeşil çimlerde savurdu masmavi dalgalar. Eleğimsağmanın renklerine vurgundu yakamoz parıltıları bile. Gözleri hep intizarla yanıp durdu hasretimin. Sen yoksun diye bu şehir bize küstü ey güneş! Ay yüzlü simalarımıza randevu verircesine tabak gibi ısıttın altın saçan ışınlarını.

Ne güzeldi güneş yüzlü satırlar, ay ışığına damga vuran şiirsel şarkılar. Sait Faik’in deniz öykülerine randevu verircesine şımarttım benzi atan düşlerimi. “Düş peşime!” der gibi emredercesine düş peşine düştüm de düşler diyarıyla yüz yüze görüştüm. Düşeyazdı maziye dair karamsarlıklar, öleyazdı modası geçen hatıralara. Susam tanesine bereket olurcasına gökten “sen” düştü, nefesi kesildi mısralarımın. Şipşirinsin ey güneş! Zarif mi zarifsiniz inci misali yere düşen sevgili kar taneleri. Siz olmasaydınız doğmazdı hiçbir mısra, siz varsınız diye kelime oyunlarından usandı şu doğa. Duamın duasına yetişir de zinciri olur düşlerimin tepetaklak hayalleri.   

Ansızın Ömer Seyfettin’in edebî hikâyelerine yolcu oluverir yüreğimdeki kar taneleri. Kalemimden sevgi damlar da esiri olurum gökyüzünün. Sevdim seni bir kere, edebiyatsın diye seçtim tabiata bakan gözlerini. Ellerinin sesi oldum bir gram ilham uğruna. Bir kucak dolusu hasrete büründü vuslat saatim. Ne hoşsun ey gökyüzü! Dolunaydan güneşe, yıldızlardan kar tanesine dek roman yazasım var nedense. Bir gece vakti ilham gelir de mum ışığımın kelebeği olurum. Mum ve kelebek timsali aşka kavuşur ellerim. Mevlana’nın altın değerindeki sözlerinin konuğu olur şu dilim. Ah dil’im! Dilim dilim dil/imle beni, ne gelirse başıma senden gelir dil’im. Tatlı sözün de kötü sözün de kurbanı olur şu inci dişlerimin ardına gizlenen dil(im).

Kuşların çığlığına gelin olur şarkılar, gül dalına asılı kalıverir unutulmuş mısralar. Orhan Veli’nin Boğaziçi’ne olan sevdası misali anamın ninnisinin tutkunu olurum an gelir. An gelir çocukluğumu kucaklar ellerim, gün gelir maşuku olurum geçmişimin. Papatya sarısı düşlerde birken özlem, nasıl da şımarmak ister gökten sağanak boşanırken. Sicim gibi yağan yağmur damlacıklarının gölgesinde duaya uzanır merhamet elleri. Yeryüzü seccade olur, selâma durur ağaç dalları. Ne muhteşemsin ey yeryüzü! Bir avuç tohum eksem bir yerine bin verir toprak kokulu ellerin. Kara toprağın sancısını çeker şu yeryüzü. Topraktan geldi, yine toprağa dönecek âdemoğlu. Esiri olduk şu fani dünyanın, makyaj yapıp da aldattı bizi dünya hayatı.

Naifsin, muhteşemsin ey gökyüzü! Her şeyinle inci gibisin, doğalsın. Güzelliklerden yana tüm güzellikler benden sana armağan olsun. Çocukken gökteki pamuk beyaz bulutlara bakıp hayaller kurardık. İşte biz o tertemiz neslin çocuklarıydık. Bulutların üstünde kitap okumayı, sonsuzluğa kanatlanmayı, meleklerle komşu olmayı hayal ederdi minik kalbim. Kucakla bizi gökyüzü, tabiat ananın kucağına sımsıkı sarıver. Yok olsun tüm kötülükler, şu fani dünya pamuk misali düşlere bürünsün. Her zıtlığa rağmen yaşamak güzel şey doğrusu…

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*