DERYA GÜNDOĞDU YAZDI: "ÇOCUK KALBİNDEN DÜNYAYA - BEYAZ GEMİ"

“İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez."

 

ÇOCUK KALBİNDEN DÜNYAYA: BEYAZ GEMİ

Derya GÜNDOĞDU

 

İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır.

Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi

 

Destan, efsane, masal ve atasözleri gibi birçok şifahî ve millî unsuru içinde barındıran “Beyaz Gemi” romanı; Aytmatov’un, insanın içinde bulunduğu dünyayla olan ilişkisini bir çocuğun -evet ismini bile öğrenemediğimiz bir çocuk kahramanın- kalbinden bizlere yansıttığı buruk bir hikâye etrafında gelişir.

Beyaz Gemi’nin yaslandığı hikâye buruktur çünkü roman boyunca vicdanımıza seslenen, kalbimize işleyen iki kişinin de yaşamı son bulmaktadır: Kıvrak Mümin ve torunu. Çocuk… Aytmatov eserinde, iyi-kötü çatışmasının adaletli ve iyi tarafını bu iki kişi üzerinden işlemiştir.  Çocuğun dedesi olarak tanıdığımız “Kıvrak Mümin” , insanî vasıfları kendisinde fazlasıyla barındırsa da romandaki fiziksel tasvirler ve hadiselere karşı verdiği tepkilerden hareketle hayalimizde hayat bulduğunda ancak zavallı denilebilecek türden bir roman kişisidir.

Mümin sadece kıvraktı, becerikliydi, başka bir şey değil. Onun tek üstünlüğü bundan ibaretti. Başkalarının gözünde küçük düşmekten korkmamasıydı (Ne oturmasını bilirdi, ne konuşmasını, ne cevap vermesini ve gülmesini... Yoo, yoo, yapamazdı bunları). Bu bakımdan, gözden düşmekten korkmaması bakımından, kendisi bilmese de, çok şanslı sayılırdı. Oysa birçokları hastalıktan değil de, kendini daha büyük gösterme ihtirasından ölürlerdi. (s.18)

 

İyilik ve adaleti temsil eden Mümin dedenin torununu hayal dünyası çok geniş bir çocuk olarak betimlenir. Öyle ki çocuk yüreği ve içsel yaşantısıyla iletişim kurduğu ve her birine birer isim verdiği cansız nesneler olduğuna şahit oluyoruz. Terk edilmenin trajik duygusunu çocuk masumiyeti ile omuzlamaya çalışan ve müşfik dedesinden başka gerçek bir arkadaşı olmayan yapayalnız bir çocuktur. Bu terk edilmişliğin, yalnızlığın çocuğa boyunu da yaşını da aşan bir akıl, olgunluk ve bilgece tavırlar bahşetmiş olduğu şüphesiz. Hayal gücünün bu denli kuvvetli ve geniş olması da yine aynı sebepten: Yalnızlık.

Gerçek dünyada gerçekleştirmek istediği tüm eylemleri hayalinde yaşar çocuk. Romanın belki de en dramatik bölümlerinden biri, balık olduğunu, yüzerek Beyaz Gemi’ye ulaşıp babasına olup bitenleri baştan sona anlattığı ve kavuşmayı nihayete erdiremediği satırlardır zannediyorum. Romandaki çatışmanın kötü tarafında olanlar da var. Kadın roman kişilerinin bu konuda daha pasif rol aldıklarını düşünüyorum. Kıvrak Mümin’in eşi buna verilecek en güzel karakter örneği zannediyorum.

Terazinin kötü tarafında yer alan en belirgin ve güçlü kişi Orozkul’dur. Kıvrak Mümin’in damadı. Gözü yükseklerde olan, hırsları ve öfkeli duruşuyla ürkütücü bir portre çizen Orozkul’un en büyük sıkıntısı çocuk sahibi olamaması. Dünyayla ve kendisiyle olan kavgasını buna bağlar ve acısını eşinden, fiziksel ve ruhsal şiddet uygulayarak çıkarır.

 Romanda kurgunun merkezinde “Boynuzlu Maral Ana” efsanesi bulunur. Aytmatov “Beyaz Gemi” üzerine yaptığı açıklamalarda masal, efsane gibi unsurların; bir ulusun anıtı, yaşantının özü, felsefesi ve tarihidir der ve ekler: “Bunlar gelecek kuşaklara birer vasiyettir.”

“Boynuzlu Maral Ana” efsanesinin temelinde de yer alan geyik veya geyik cinsinden bir hayvanın şekline girme -don değiştirme- motifini işleyen pek çok Türk efsane, masal ve menkıbesinin mevcut olduğu malûmdur. Türklerin kutsiyet yükledikleri at, kurt, geyik gibi hayvanların Türk kültür ve geleneğinde özel bir yeri vardır. Ahmet Yaşar Ocak,  ”Alevî ve Bektaşi İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri” adlı kitabında “Geyik, kuş yahut başka herhangi bir hayvanın şekline girmeye dair inançlar, bir kısmı bize Şamanizm ile intikal etmiş gibi görünmekle beraber gerçekte tipik Budist inançlardır ve büyük bir ihtimalle, daha Orta Asya’da  Budizm’in Türkler tarafından kabulü esnasında Şamanizm’e geçmiş bulunmaktadır.” der. “Oğuz Kağan” destanında Oğuz Kağan, ormandaki canavarı yakalamak için yemlik olarak bir geyiği ağaca bağlar. Moğol ve Tatarlarda da geyik, yol gösterici ve kurtarıcıdır. (Armutak 2002: 424) diğer yandan Kırgızlarda da "geyiğin avlanması her şeyden önce Kırgızların dinî inançlarına ve millî kültürlerine ihanet" olarak görülür. (Nemutlu 2008: 499)

Av folklorunda geyik veya alageyik avcıyı dağlara çeken ve kaybolmasını sağlayan; bazen de avcıya yol gösterici bir imge olarak karşımıza çıkar. Ala geyiğin aslında don değiştirmiş insan olduğu (Bayat 2007: 203) düşüncesi dolayısıyla da öldürülmesinin iyi olmayacağı fikri yaygındır. Geyik kutsal sayılan bir hayvan olduğundan dolayı "geyik avı günah sayılır, uğursuzluk getireceğine inanılır. Bir bakıma geyiğe hem ilahi bir kutsallık hem de insani özellikler yüklenir ve geyik avlamanın karşılığı da lanetlenme olur. (Ögel 1993: 104)

Bu durum Yaşar Kemal'in “Alageyik”inde de oldukça belirgin bir şekilde işlenmiştir:

“Ben de gittim bir geyiğin avına

Geyik çekti beni kendi dağına

Tövbeler tövbesi geyik avına

Siz gidin kardaşlar kaldım kayada”*

Yine bu münasebetle bazı Türk menkıbelerinde geyik kılığına giren ermişlere rastlarız. Hacı Bayram Velî’nin Menâkıb’ında geçen Seyyid Battal Gazi, Abdal Musa menkıbeleri ve Sultan Şucâuuddîn’e ait menkıbe bu durumun en güzel örneklerindendir.

Çocuk ve dedesinin Maral Ana’ya duydukları hürmet, muhabbet ve bağlılık insanın zulme karşı korunma arzusunu gösterir. Bu iki masum karakter okurun vicdanına seslenir ve okuyucuyu zulümden nefret etmeye çağırır. Romanın en sevdiğimiz, iyi yürekli temiz kişileri kötülük karşısında hayatlarını devam ettiremezler ancak yazar, romanında çocuğa veda ederken ona kendisini teselli eden iki şeyin olduğunu söyler: Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddetmesi ve çocuk vicdanı. Aytmatov da romanında bu noktaya değinmiş “Boynuzlu Maral Ana” efsanesini eserinde kullanarak “insan-doğa” arasındaki bağı vurgulamaya çalışmış, doğayı kendi kendinden koruyamayan insanın, dünyanın güzelliklerini ve zenginliğini hırs ve şahsî menfaatleriyle yok ettiğini gözler önüne sermiştir. Orozkul’un içinde bulunduğu doğaya karşı da zalim tavırlar içinde olması bunun en güzel örneğidir.

Romanın kahramanı kötülüğü reddetmiş ve ölümü bir sığınak olarak görmüştür. Bu durum kötülüğün zaferi değil bilakis ahlakî üstünlüğü her zaman karakterinde barındıracak olan çocuğundur. Zafer ahlakî üstünlüktedir. Zafer tefessüh etmemiş vicdanların, doğayla savaşmayan ona zarar vermeyen insanoğlunundur.

 

Derya Gündoğdu

 

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

OCAK, Ahmet Yaşar, Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Kökenleri, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000.

ARMUTAK, Altan. (2012). "Doğu ve Batı Mitolojilerinde Hayvan Motifi, I. Memeliler," İstanbul Üniversitesi Vet. Fak. Dergisi, 28 (2), 2002: p. 411-427.

BAYAT, Fuzuli. (2007). Türk Mitolojik Sistemi, 2. Cilt. İstanbul: Ötüken.

NEMUTLU, Özlem (2008). "Cengiz Aytmatov’un Eserlerinde Av Teması/ The Theme of Hunt in Cengiz Aytmatov's Pieces", TURKISH STUDIES -International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, ISSN: 1308-2140, Volume 3/7, Fall 2008, p.495-507, www.turkishstudies.net, Doi Number: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.515

ÖGEL, Bahaeddin. (1993). Türk Mitolojisi: Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar, 2. Cilt. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

Yaşar Kemal, Üç Anadolu Efsanesi, "Alageyik," 6. Basım, Cem Yayınları, İst.1981.

 

1 Yorum

  1. Merhaba.Siteniz Ekim'de mi yayına başladı? Geç mi fark ettim anlayamadım.Edebi, güzel paylaşimlar buldum sayfada.Okuduğumuz kitapların yorumları, deneme yazısı da beğenilirse göndermek isterdim.Hangi yazarlar var göremedim, anca birkaç yazıya ulaştım.

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*