DERGİCİNİN DİLEMMASI

İnternetin ve sosyal medyanın edebiyat üzerindeki etkilerini edebiyat ve dergicilikle uğraşanların görmesi ve kabul etmesi gerek. Eser üretme ve paylaşmada bu gelişmenin etkisini...

DERGİCİNİN DİLEMMASI

Muhammet Erdevir

 

Modern edebiyatın en vazgeçilmez enstrümanlarının başında şüphesiz edebiyat dergileri geliyor. Bu durum Türk edebiyatı açısından da böyle. 1896’da Tevfik Fikret’in Servetifünun’un başına geçmesiyle başlayan dönemi edebiyat tarihimiz içinde ayrı bir yere koyuyor ve bu dönemi derginin ismiyle “Servetifünun Dönemi” olarak adlandırıyoruz. Dergicilik o günden beri edebiyatımızın belkemiğini oluşturdu. Varlık, Papirüs, Çınaraltı, Kültür Haftası, Hisar, Edebiyat, Sombahar, Kitaplık, Şiir Atı ve yüzlercesi… Türk edebiyatının tarihi, dergiler anlatılmazsa hep eksik kalır.

Aşağı yukarı 2010'dan beri Türkiye'de edebiyat dergiciliği değişti/değişiyor. Birçok dergi ekibi bunu ya göremedi ya da görse bile doğru okuyamadı. Bu tarih hem bir kuşak belirlemesini işaret ediyor hem de internet ve sosyal medyanın ülkemizde geniş kitlelerle buluştuğu bir döneme tekabül ediyor. İnternet yaygınlaşıncaya kadar genç ve tanınmayan edebiyatçılar açısından iyi bir çevre edinmek ve adını duyurmak için dergiler bulunmaz nimetti. Hatta o kadar ki bazen dergiciler elle yazılmış mektupları büyük bir özveriyle bilgisayara aktarıyor ve adını sanını kimsenin bilmediği insanlara okurla buluşma imkânı sunuyordu. Oysa 2010'dan beri Türkiye'de yaygın bir internet ve sosyal medya kullanma eğilimi var. Artık herkesin kişisel bir bilgisayarı ve her yerde/her zaman ulaşabileceği bir internet bağlantısı var. İnsanlar eserlerini onlarca farklı yolla okurla paylaşabiliyor ve kendi çevresini bu şekilde oluşturabiliyor. Sosyal medya, siteler, gruplar derken akla hayale gelmeyecek yüzlerce farklı araçla okura ulaşmak mümkün.

Edebiyat dergileri vazgeçilmezdi çünkü çok uzun bir süre dergiler edebiyat açısından okul görevi görmüştü. Bir metni eleştirmek veya düzeltmek nasıl olur, bunu dergilerden öğreniyordu edebiyata hevesli insanlar. Dergilerin yayın kurulları veya yazıhaneleri birer akademi gibi çalışıyordu kimi zaman. Aşağı yukarı on yıldır bu da değişti. İyisi kötüsü bir yana memleketin dört bir yanında yaratıcı yazarlık atölyeleri var. Bu alanda son yıllarda epey kitap ve çalışma da yayımlandı. Online kurslarla edebiyata dair bilgi ve becerinizi zamanınız ölçüsünde artırmanız da mümkün. Burada nitelik sorununu elbette tartışmıyoruz ama insanlara sunulan imkânın büyüklüğünü ve dahası çeşitliliğini bir düşünün! Artık edebiyat ve sanata dair bir şeyler yapmak, geride kendinden bir iz bırakmak isteyen herkesin önünde çok sayıda seçenek var. Yani dergilerin ikinci kritik işlevi de böylece boşa düşmüş oldu.

Peki, işlevini başka araçlara kaptıran edebiyat dergiciliğinin sonu ne olacak? Dergiciliğin tamamıyla ortadan kalkmayacağını öngörebiliriz. Arif Ay, Edebiyat Ortamı dergisine veda ettiği yazısında uzun yıllar dergicilik yaptığını ama artık dergiciliğin kurumsal çatı altına girmeden yapılamayacağını söylüyor. Ay, veda yazısında eskiden dergilere okurlar sahip çıkardı ama şimdilerde dergiye ürün gönderenler bile dergiyi almıyor, okumuyor minvalinde bir sitemde bulunuyor. Şüphesiz işin mutfağındaki birinin bunları söylemesi çok önemli. Ama ben onun muhtemelen nezaketten ötürü söyleyemediğini söyleyeyim: Bir kurumun çatısı altında dergi çıkarır ve sırtınızı kuruma yaslarsanız belki ekonomik sıkıntı çekmezsiniz ama özgür olamazsınız. Oysa nitelikli dergicilik özgürlük ve bağımsızlık demektir. Hatır gönül yahut paranın gücüyle derginin yayın çizgisine yön verilmemelidir. İçerikle ilgili kararlarda öncelik her zaman edebiyat ve sanat olmalıdır. Aksi olursa, yönlendirme bir kez başlarsa yaptığınız iş yer yer basın bülteni çıkarmanın ötesine geçmez. İşte bu nedenle dergilerin bağımsızlığı önemlidir ve vazgeçilmezdir.

İnternetin ve sosyal medyanın edebiyat üzerindeki etkilerini edebiyat ve dergicilikle uğraşanların görmesi ve kabul etmesi gerek. Eser üretme ve paylaşmada bu gelişmenin etkisini edebiyatçı/yayıncı/okur üçgenindeki herkes ciddiye almak zorunda. Her şeyden önce teknoloji hem maliyeti düşürüyor hem de işleri hızlandırıyor.  Bunun yanında inanılmaz hatta belki gereğinden fazla bir özgürlük alanı sunuyor paydaşlara. İster istemez niteliği gölgeleyen bu durum her açıdan değerlendirilmeli.

Bir dergi iyi satarsa 700-800 adet satıyor. Bunun ne kadarının okunduğunu bilmek zor ama yayıncıların sitemlerinden anlaşıldığı kadarıyla ciddi bir okuma oranına ulaşılmadığını söyleyebiliriz. Buna karşın yaklaşık 1.000 takipçili bir Facebook sayfasının gönderisi rahatlıkla 200-300 kişiye ulaşıyor. Kendi halinde bir internet sitesinde paylaşılan bir yazı en azından 250-300 tıklama alıyor. Dergideki yazı ve şiirlerin okunurluğu şüpheliyken internet ortamındaki her bir paylaşımın kaç kişiye ulaştığı izlenebiliyor. Üstelik sayfada geçirilen ortalama süre de izlenebildiği için yazıların ne ölçüde okunduğu da görülebiliyor. Burada şunu bir kez daha söylemek lazım. İnternet söz konusu olduğunda nitelik her zaman tartışılabilir. Ancak dünya değişiyor ve bu değişime bir şekilde uyum sağlamak gerekiyor. Kendimizi, edebiyatı ve kaliteyi koruyarak elbette.

Dergicilik sona ermeyecek şüphesiz. Ama şekil, işlev, anlam değiştirecek ve kendine yeni bir mecra bulacak. Bu konuda hem dergi çıkaran ekiplerin hem de eser sahiplerinin gelişmelere ayak uydurması şart. Geldiğimiz noktada çoğunun uyum sağladığını söylemek bile mümkün!

2010’lu yıllar dergileri edebiyatın vazgeçilmezi olmaktan çıkardı gibi görünüyor. Bakalım 2020’lerde neler olacak, bekleyip göreceğiz.

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*