DAMLA NUR AKKİRPİ-ÖLÜMÜ DÜŞLEŞTİRMEK YAHUT DÜŞÜ ÖLÜMSÜZLEŞTİRMEK

Damla Nur Akkirpi "Ölümü Düşleştirmek yahut Düşü Ölümsüzleştirmek" adlı öyküsüyle Edebiyat Daima'da

ÖLÜMÜ DÜŞLEŞTİRMEK YAHUT DÜŞÜ ÖLÜMSÜZLEŞTİRMEK

Damla Nur Akkirpi

18 katlı bir gökdelenin, 17. katındaki penceresinin önünde durdu. Pencereden aşağı yarı beline kadar sarkıp, buradan atlayıp yere çakıldığı anın sonrasında bir parçası bulunur mu bulunmaz mı onu hesap etmeye çalışıyordu, yerdeki kanalizasyon çukuruna gözlerini dikip. Bir kat daha çıkmalı mıydı? Kıymık gibi ruhuna batan yaşam arzusu en yükseğe çıkıp, göğün en yakınında duran katta mı feda edilmeliydi?

Hâlâ yaşamak için bir yol arıyordu. Ölünce parçalarının bulunması gerekmez ki dedi, kendi kendine. Ölü bedenine, kemiklerine duyulan saygı ve sevgiyi yaşatmak için sembolik bir mezar kazarlar, boş kefen parçasının üzerini tahtalarla kapatıp her bayram arifesi dua ederler sembolik mezarının başında, diye geçirdi içinden. Seni seviyorlar Ruhsar, sevmeseler sembolik de olsa bir mezar kazıp sürekli yâd ederler mi? Kıymetlisin onlar için, diye fısıldadı kendi iç sesine.

Hâlâ yaşamak için bir yol arıyordu. Ne var eskisi gibi üretemiyorsan, tıkandığın yer en duru sularla kalbini yıkadığın yer olacaksa bir süre sonra? Hem illa hissederek yazman gerekmez ki. Bir cinayet romanı yazarı, illa kan mı koklamalı romanı yazma sürecinde? Kan kokusu aldığını düşünerek yazamaz mı? Hissetmek için kendi elini mi kesmeli, kestiğini farz ederek yazamaz mı? Tüm bunları söylerken kendi iç sesiyle, iç sesinin ardına saklanan kurnaz bir şeytan aldı sözü çaktırmadan ve söylemeye devam etti: Güldürme dedi. Güldürme beni, ne olur. Bak, yok olmaya başladığın an geldi işte. Birazdan buradan atlayacak ve bir daha asla yaşarken görünmez olmayacaksın. Görünmediğin için görünmez olacaksın. Gerçek bir görünmezlik bu, sevin.

Hâlâ yaşamak için bir yol arıyordu. Yazmak istediği kitapların hayaline daldı. Gözleri, kanalizasyon çukuru üzerine düşen bir kitap kapağını arıyormuşçasına açıldıkça açıldı. Biraz daha sarkıttı kollarını, başını eğip. Yazsan ne olacak? dedi, kurnaz şeytan. Kimi kurtaracak, kimin ruhunda yankı uyandıracak yazdıkların? Biber değil ki, kurutup saklanılsın. Elbet unutulacaksın Ruhsar, dedi.

Hâlâ yaşamak için bir yol arıyordu. En azından ailem var geride kalan, diye düşündü. Hiç kimsenin kalbine temas edemesem bile onların kalbiyle hep haşır neşir oldum. Hemhal oldum anlatamadığım durumlarda, sessizlikleriyle dedi. İç ses fısıldadı ona, kurnaz bir şeytan olarak fısıldayan ses değil, gerçek iç ses: Gerçekten ne kadar temas edebildin? Ne kadarıyla hemhal olabildin Ruhsar?

Hâlâ yaşamak için bir yol arıyordu. Kurnaz şeytan konuşmaya başladı yeniden: Hadi, 18.kata çık. En yüksekten atla. Zira sen sıradan biri değilsin, görkemli bir ölümün olmalı. Uçuşu test etmiş olacaksın ölürken ve bir uçuşu test etmek için en iyi yer, en yüksek yerdir dedi. Kadın, iç sesi sandığının söylediği şeyi yaptı. 18. Kata çıktı ve yarı beline kadar aşağı sarktı pencereden.

Hâlâ yaşamak için bir yol arıyordu. Peki, ama ben buradan atlarsam gökdelenin sahibi, gökdelende çalışan şirket grupları ve yere çakıldığın an rögar kapağını açık bırakan belediye işçileri sorguya alınacak. Şüphe duyulacak bir cinayet girişimi olabileceğinden. Bu kadar insanı yakmaya değer mi, dedi. Kurnaz şeytan güldü bu söylediğine. Ölürken bile kendin olamıyor, hep başkalarını düşünüyorsun. Demek ki hiç kendin için yaşayamadın. Onurluca ölmeyi bile beceremiyorsan eğer neye yarar, dedi yüksek sesle.

Hâlâ yaşamak için bir yol arıyordu. İç sesi sandığı şeytanın vesveselerine karşı kendini müdafaa edebilecek kadar dostluk göremiyordu kendinde. Sonra ansızın başı döndü, gözleri karardı. Düşmüştü. Her yer karanlıktı. Gözlerini açtığında bir şarkı duydu, yaşarken en çok dinlediği şarkıydı. Korktu. Ürperdi içindeki şeytan bile. Karşısındaki yüz gülümsedi ona ve dedi ki: Yine bir rüyanın ortasında intihar ettin.  Karyolanın kırılan tarafı yüzünden, yuvarlanmadan önce duyuluyor düşmeye hazırlanan vücudunun temkinli sesi. Ben de geç kalmış olmuyorum böylelikle seni tutmak için, dedi. Şaşırdı Ruhsar. Ne olduğunu anlayamamıştı. Adam, karısını kaldırdı.

Hadi hayatım kahvaltı edelim. Önce bir elini yüzünü yıka, sonra çay demleyelim.

Kadının zihni silinmiş gibiydi, allak bullak hissetti. Gidip elini yüzünü yıkadı. O sırada oğlu koşup geldi yanına. Anne, dedi. Sinir ilaçları yüzünden hâlâ kâbus görmeye devam ediyor musun?

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*