Bir Edibe - Fatma Aliye

Büşra ÜNAL Fatma Aliye Hanım'ın hayatını okudu, araştırdı ve bizler için kaleme aldı.

MODERN “BİR EDÎBE” - FATMA ALİYE HANIM  (d. 1862-ö. 1936)

 


 Fatma Aliye Hanım’ın yenilikçi ve modern duruşunu tartışacağımız ana metne geçmeden evvel “modern” kavramı üzerinde durmak gerekir. “Modernizm” tüm mekân ve dönemlerde farklı algılanan ve bu algı üzerine medeniyet inşa edilen bir kavram olagelmiştir. Çalışmamızda modernizm “yeni, yeniye ait olan, en son geliştirilen, çağdaş” anlamıyla ele alınacaktır. Fakat her “yeni” modern midir? Burada kilit noktamız gerçekleşen yeniliğin kalıcı tesirler bırakabilmesi ve “ilerleme”nin bir basamağını oluşturabilmesi olmalıdır.

 

Zamanla birlikte toplumlar,  yaşayış şekilleri,  kurumlar ve kavramlar da değişime uğrar. Modern, bir yanıyla da bu değişikliğe açık olmak, değişiklikle uyum içinde olmak demektir. Değişimler ani kırılmalardan ziyade öncüller, ana taşıyıcılar ve sonlandırıcılardan oluşan bir dizi halinde gerçekleşir. Bu sebeple modernliği son şekli veren bitirici kalıplarından ibaret saymak yanlış olur. Bu dizinin her basamağı modernleşme anlamında atılan bir adımdır. Böyle baktığımızda çoğu zaman 20-21. yüzyıllara ait kabul edilen “modern” kavramı aslında bütün bir insanlık tarihinin gerçeğidir. Her tarihi devir kendi modernine sahiptir.

 

HAYATI

 

Fatma Aliye Hanım devlet adamı, hukukçu, tarihçi ve yazar Ahmet Cevdet Paşa ile Adviye Rabia Hanım’ın kızı olarak 1862’de İstanbul’da doğar. Küçük yaşlardan itibaren okumaya başlar. Ağabeyi Ali Sedat Bey için tutulan hocalardan o da ders alır. Küçük yaşlardan itibaren babasının tayini dolayısıyla Halep, Şam, Yanya gibi yerlerde bulunur. Gittiği yerlerde farklı insanlarla tanışır ve bu tanışıklıklar fikir ve yazın dünyasına tesir eder. Ahmet Mithat Efendi’yle tanışması on dört yaşlarında Letaif-i Rivayat ile başlar. On yedi yaşında Kolağası Faik Bey ile evlenir, önceleri kültürel seviyelerindeki farklılık nedeniyle eşi ile anlaşamaz. Eşi, roman okumasına bile izin vermemektedir. Ancak zamanla değişen Faik Bey yaklaşık on yıl geçtikten sonra Fatma Aliye Hanım’ın George Ohnet’in Volonté adlı romanı çevirip yayınlamasına izin verir. Bu romanı çevirir ve 1890’da “Bir Edîbe” şeklinde imzalayarak Meram adı ile yayımlar. Yayımlama aşamasında babasının desteğini de alır. Bu çeviriden sonra kendisinin kim olduğunu bilmeden onu tebrik eden Ahmet Mithat Efendi ile “Mütercime-i Meram” adı ile mektuplaşmaya başlar. 1891’de birlikte Hayal ve Hakikat’i yazarlar. Fatma Aliye bu romanda “Bir Kadın” imzasını kullanır. Bir yıl sonra Muhadarat’ı yayımlar. Yaptığı çalışmalarda kadın olduğunu vurgulayan imzalar kullansa da uzun bir süre halk onun erkek olduğunu düşünmüştür. Kendi ismini kullandıktan sonra ise eşinin, babasının ya da Ahmet Mithat Efendi’nin tashihinden geçen yazılarını yayımladığını düşünürler. Fakat zamanla Aliye Hanım’ın başarısının kendisine, daha doğrusu “bir kadına” ait olduğunu kabul ederler. Ahmet Mithat Efendi pek çok kez bu yazıların değerli bir hanıma ait olduğunu ve tashihe ihtiyaç duymayacak kalitede olduğunu vurgulayan yazılar kaleme almıştır.

 

 

TOPLUMSAL KONUMU

 

Fatma Aliye Hanım içinde yetiştiği zengin kültür ortamında ağabeyi ve babasının desteğiyle oldukça iyi bir eğitim alır. 5 yaşından itibaren okumaya başladığı ve öğrenmeye hevesli bir tabiatı olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple elindeki bütün imkânları okumak ve bilgi edinmek üzere kullanır. Hayatına çok büyük tesir eden Fransızcayı öğrenmesi de ailesinin kızacağı düşüncesiyle gizlice kitaplardan çalışarak başlamıştır. Fark eden babası Fransızca eğitimi almasını da sağlar. Fransızca hayatında oldukça ehemmiyetlidir çünkü bu sayede yabancı kaynakları takip etme ve Batı’da cereyan eden fikir hareketlerinden haberdar olma şansı bulur. Bununla birlikte Batılı seyyahların yanlış tanıttığı Doğu dünyasının doğru şekilde aktarılmasına da Fransızcası olanak sağlar. Nisvan-ı İslam’da bu doğrultuda yaptığı çalışmaları görmek mümkündür.

 

GAZETECİLİK HAYATI

 

Fatma Aliye Hanım devrinde önde gelen hemen hemen tüm gazete ve dergilerde makale yayımlamıştır. Çoğu eseri de ilk olarak gazetelerde tefrika halinde sunulur. Çalışmalarında özellikle kadının eğitimi, kadın hakları, İslam’da kadının yeri, genç kızların doğru eğitilmesi, Batı karşısında tutunulacak tavır, kadın-erkek ilişkisi, evlilik, cariyelik gibi konular üzerinde durur. Tercüman-ı Hakikat, Hanımlara Mahsus Gazete, Malumat, Musavver Fen ve Edebiyat Mecmuası, Servet-i Fünun gibi yayınlar çalışmalarını yayımladığı gazete ve dergiler arasında gösterilebilir.

 

YARDIM DERNEKLERİNDEKİ ÇALIŞMALARI

 

Fatma Aliye Hanım fikir hayatının yanı sıra bir de aktivist denebilecek bir yaşam sürer. Kız kardeşiyle birlikte kurdukları “Cemiyet-i İmdadiye” adlı yardım kuruluşunda faal görev alırlar. İçlerinde oldukları zengin kesimden topladıkları yardımları askerlere, şehit ve gazi ailelerine ulaştırırlar. Ayrıca Fatma Aliye Hanım Hilal-i Ahmer cemiyetinin ilk kadın üyesidir. Fatma Aliye Hanım’ın zaman zaman konferanslar verdiği ve nutukları olduğu da bilinmektedir.  Fikren kabul ettiği hayat şeklini yaşamı ve çalışmalarıyla da tasdik eder.

 

MİSYONU

 

Toplumda gördüğü çöküşün ancak kadın ve erkeğin birlikte çalışması sonucu tedavi edilebileceğine inanan Aliye Hanım, kadınlara sorumluluklarını ve güçlerini hatırlatma, erkeklere de bu faaliyetin destekçisi olmaları gerektiğini va’z etme görevini üstlenir. Savını İslam’ın ve şer’i kanunların böyle bir tutumu yasaklamadığı tam tersine desteklediği temeline dayandırır.

 

İNANCA ve GELENEKLERE YÖNELİK TUTUMU

 

Fatma Aliye Hanım geleneksel İslam anlayışının kimi yönlerini eleştiren tavrıyla akılcı bir İslami bakış açısı geliştirir. İslam’ın kökenlerine ve ilk zamanlarına yönelik yapılacak doğru çalışmaların günümüzde ortaya çıkan sorunları halledeceğine inanmaktadır. Daha çok kültürel İslamcıların benimsediği ilk zamanların inanç şekline dönmeye dayalı fikri Nilüfer Göle “asr-ı saadet miti” olarak adlandırmaktadır. Fatma Aliye, Batılı gezginlerin çokça sorduğu ve akla uygun görmediği değer ve tutumları gerek gelenek içindeki farklılaşmayla gerekse uygulamanın akılcı yönlerini aktararak açıklamaya çalışır.

 

 

NEDEN MODERN?

 

Fatma Aliye Hanım’ı araştırmaya bizdeki ilk müşterek romanın sahibesi oluşu sebebiyle başlamıştık. Batı’da örnekleri görülen bu edebi yaklaşımın bizdeki ilk örneğini Fatma Aliye Hanım, Ahmet Mithat Efendi’yle birlikte yazdığı Hayal ve Hakikat eserinde gösterir. Sonrasında Mahmud Esad Efendi’yle gazete üzerinden gerçekleştirdiği yazışma da bir kitap haline getirilir. Taaddüd-i Zevcat’a Zeyl adıyla yayımlanan bu eserin ikinci müşterek eser olarak gösterilmesi mümkündür. Bu eser, bir “kadın” yazarın erkek bir muharrirle gazete üzerinden tartışma yürütebilmesi konusunda da örnek teşkil eder ve dönemine bir yenilik getirir. Hayal ve Hakikat’te olay örgüsü iki mektup üzerinden aktarılır. Mektup, dönemde gerçekçiliği hissettirmek adına çokça yararlanılan bir yöntem olmuştur. Fatma Aliye Hanım ve Ahmet Mithat Bey de bu yöntemden yararlanarak kendilerine gönderilen mektupları gazetede yayımlıyormuş gibi bir tavır sergileyerek inandırıcılığı sağlarlar. Bu aynı zamanda metne bir üstkurmaca havası katar. Eserde isim sembolizasyonu ve anlatıcısına göre şekillenen hisli/akılcı yaklaşımlar dikkat çeker. Fatma Aliye Hanım’ın kaleme aldığı Vedad bölümünde ruh hali ve mekan tasviri arasında ilişki kurduğu görülür. Mutluluk baharla, hastalık ve hüzün sonbaharla iç içe geçer. Romanın kadın kahramanı Vedad kültürlü, eğitimli bir hanım olmasına rağmen karşılıksız aşk neticesinde hastalanıp ölür. Gelenekte hastalanıp ölme motifi çokça işlenir. Eseri farklı kılan, kadın karakterin “muhakkak unutması gerektiği” fikrine sahip olmasıdır. Fakat bunda başarılı olamaz. Eserde bu vasıtayla eğitimin tek başına bir anlam ifade etmeyeceği, ahlak ve yüksek karakterle, faziletle birleşmeyen eğitimin yine hüsrana sebep olacağı vurgulanmaktadır. Eserin sonunda Ahmet Mithat Efendi’nin eğitimci vasfı yine öne çıkar ve “İsteri” başlıklı bölümde kadınların yakalandıkları bu hastalığın sebepleri ve tedavi yöntemlerini anlatır. Fatma Aliye Hanım’ı bu eserde ve diğer gazete çalışmalarında farklı kılan bir diğer mesele ise “Bir Kadın” müstear ismini kullanmasıdır. Hararetli tartışmalara sebep olan bu ad Aliye Hanım’ın bir kadın olarak toplumda var oluşunun ilk başkaldırısı olarak görülebilir.

Hayal ve Hakikat’te farklı bir kadın imgesi oluşturulmaya çalışılsa da Aliye Hanım’ın sonraki eserlerinde asıl hayal ettiği kadın tipi daha da belirginleşir. Muhadarat’ın kadın kahramanı Fazıla(isim sembolizasyonu), yine geçiş dönemi örneği sayılabilecek bir karakterdir. Olaylar karşısında akılcı tutumlar sergilese de akışı değiştirecek güçlü bir hareket gerçekleştirmez. Yine de sahip olduğu eğitim, faziletli davranışları, İslam’ı ve kadını algılayışıyla yeni bir döneme işaret etmektedir. Fatma Aliye Hanım’ın bu eserde fiziksel özellik ve karakter ilişkisine yönelik tasvirler yaptığı göze çarpar. Aliye Hanım’ın tasvirlerinde psikoloji, tabiat ve fiziksel özellik arasında kurduğu ilişki Servet-i Fünun döneminde yoğunlaşan bu yaklaşımın öncüsü sayılabilir.

Buraya kadar verilen eserlerde kadın karakterler olayların akışına kapılıp gider. Refet’te ise binbir zorlukla karşılaşan genç bir kadının yılmadan okuyup meslek sahibi oluşu ve hayata kimsenin desteği olmaksızın tek başına tutunması anlatılır. Ayrıca Anadolu’ya öğretmen olarak giden kadın tipi Çalıkuşu’ndan önce bu eserde karşımıza çıkar.

Udi adlı eserinde de kadının çalışarak ayakta kalması ve hayata tutunması meselesi işlenir. Bu kadın tipi dönem için devrim niteliğindedir. Dönem fikri yapısı okuyan kadını bile henüz kabullenememişken okuduklarıyla faaliyete geçen, hayata atılan kadın tipi oldukça farklı ve yenilikçidir.

 

Fatma Aliye Hanım’ın getirdiği yeniliklerin çoğu içerikle alakalıdır. Eserlerinde biçime yönelik ufak değişikliklere rastlanır. Bununla birlikte Levayih-i Hayat’ta hem biçim hem içerik açısından farklılıklar olduğu görülür. Bu eser baştan sona mektuplardan oluşmaktadır. Mektupları ve olayları birbirine bağlayan ya da sunan bir anlatıcı yoktur. Toplam 11 mektup 5 ayrı kadının ağzından yazılır. Farklı hayat şartlarına sahip bu kadınlar üzerinden evlilik ve boşanma, severek evlenme, maddiyat üzerine evlenme gibi konular tartışılır. Bu eserle birlikte Aliye Hanım bir yenilik daha getirir. O da döneme hakim olan “müdahil yazar-anlatıcı”nın ortadan kalkmış olmasıdır. Yazarın doğrudan metinle baş başa kalması modern dönem eserlerinin bir özelliğidir. Oysa modern romanların ortaya çıkmasından çok önce Aliye Hanım bu nitelikte bir eser vermektedir.

 

Bunlarla birlikte biyografi türünde eser veren ilk kadın yazarımız olma unvanını da taşımaktadır. İslam’ın alim kadınlarını ve Osmanlı’nın kadın şair&yazarlarını tanıtmayı bir görev bilir. Bu tanıtımlarda amaç kadınlara kendilerine örnek olacak şahsiyetleri tanıtmak ve kültürlü, eğitimli, faal Osmanlı kadını oluşturmada bir basamak oluşturmaktır. Hakkında biyografi yazılan ilk kadın muharriremiz de yine Aliye Hanım’dır.

 

Aliye Hanım’dan önce yazın hayatında bulunan kadın eser sahipleri kadın mevzusunu konu edinse de bu daha çok şikayet havasında gerçekleştirilmiştir. Kadının çilesi, hüznü, aile içindeki sıkıntısı, annelik vasfı (tek tük) şiirlere yansımıştır. Kadını bilimsel düzlemde ve akılcı temellere dayanarak açıklayan ve haklarını savunan ilk kadın Fatma Aliye Hanım olmuştur.

 

Fatma Aliye Hanım dönem kadınlarından farklı olarak Batı’daki feminist hareketlerden haberdardır. Fakat eserlerinde “radikal feminizm” olarak adlandırılabilecek fikirlere rastlanmaz. Buna karşılık İslam merkezli bir fikir yapısı geliştirir. Batı’daki hareketler bir kadın-erkek çatışması doğurmakta ve bu çatışma evliliği reddeden bireylerin meydana gelmesini sağlamaktadır.  Aliye Hanım ise meseleyi kadın-erkek çatışması olmaktan çıkarıp İslam’ın yanlış anlaşılması temeline dayandırır. Çözüm yolu olarak ise erkekleri reddetmeyen, kadınların haklarını kazanması noktasında erkeklerin de destekleyici olduğu bir sistem sunar.

 

Bir diğer mesele cariyelik-kölelik konusuna yönelik bakış açısıdır. Dönem yazarları biraz da hürriyet fikrini desteklemek amacıyla cariyelik-kölelik konularını olumsuz niteliklerini öne çıkararak işler. Aliye Hanım bu konuda farklılaşır. Cariyelik ve köleliğin Batı’ya lanse edildiği gibi sömürüye dayalı bir sistem olmadığını eserleri vasıtasıyla anlatır. Kölelerin ve cariyelerin sahip olduğu hakları açıklayarak Batı’daki hizmetçilikle kıyaslar ve hizmetçilikten çok daha avantajlı olduğunu vurgular.

 

Cariyelik, çokeşlilik ve örtünme konularını Nisvan-ı İslam adlı eserinde tahkiyeli olarak işler. Batılı gezginleri bizatihi ağırlayarak zihinlerindeki yanlış düşünceleri gösterir ve düzeltir. Hristiyanlıkla kıyaslamalar yapar. Bu yöndeki çalışmalarında Fransızcası çok büyük kolaylık sağlamıştır.

 

Onu farklı kılan bir diğer mesele Osmanlı ev hayatı hakkında hem yabancılar hem Türkler için kaynaklık ediyor oluşudur. Osmanlı’da kapalı bir özellik gösteren ev içi düzen, özellikle harem bölümü en iyi ve doğru olarak bir kadın tarafından aktarılabilecektir. Bu noktada Fatma Aliye Hanım’ın eserleri yol gösterici olur.

 

Tüm bunlarla birlikte Fatma Aliye Hanım fikirleri ve eserleriyle dünya çapında yankı uyandıran ilk Türk kadınıdır. Kitapları İngilizce, Fransızca ve Arapça’ya çevrilir. Şikago Dergisi’nin müellifler kısmından mükafata mazhar olur. Yurtdışında kimi çalışmalarda eserleri kullanılmış ve konuşma yapmak üzere davet edilmiştir. Ayrıca Abdülhamit tarafından bir şefkat nişanesi almıştır.

 

Büşra ÜNAL

 

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Ahmet Mithat. Fatma Aliye Hanım Yahud Bir Muharrire-i Osmaniye’nin Neşeti. İstanbul: Kırk Anbar Matbaası, 1311.

Topuz, Fatma Aliye. Levâyih-i Hayât: (1897-98) Hayattan Sahneler. Haz., Tülay Gençtürk Demircioğlu. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2002.

Topuz, Fatma Aliye ve Ahmet Mithat. Hayâl ve Hakîkat: (1891-92) Hayal ve Hakikat. Haz., Semih Doğan. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2014.

Topuz, Fatma Aliye. Muhâdarât: (1891-92) Muhadarat. Haz., H. Emel Aşa. İstanbul: Enderun Kitabevi, 1996.

Topuz, Fatma Aliye. Ref’et: (1896-97) Refet. Haz., Şahika Karaca. İstanbul: Kesit Yayınları, 2012.

Topuz, Fatma Aliye. Nisvân-ı İslâm: (1891-92) İslam Kadınları. Haz., Ayhan Pekin, Amine Pekin. İstanbul: İnkılab Yayınları, 2009.

Topuz, Fatma Aliye ve Mahmud Esad. Ta’addüd-i Zevcât’a Zeyl: (1898-99) Çokeşlilik=Taaddüd ü Zevcat. Haz., Firdevs Canbaz. Ankara: Hece Yayınları, 2007.

Aşa, H. Emel. “Fatma Aliye Hanım: Hayatı-Eserleri-Fikirleri.” Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 1993.

Canbaz, Firdevs. “Fatma Aliye Hanım’ın Romanlarında Kadın Sorunu.” Yüksek Lisans Tezi, Bilkent Üniversitesi, 2005.

Oylubaş, Duygu. “Fatma Aliye Hanım’ın Düşünce Dünyası.” Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi, 2014.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1 Yorum

  1. Başarılarının devamını diliyorum Büşra’cığım, emeğine sağlık...

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*