BAŞKALDIRI VE ÇÖMLEKLER: MODERN ZAMANA BOYUN EĞMEYEN YAŞLI ÇÖMLEKÇİNİN ÖYKÜSÜ

Uğur Karabürk yazdı: "Bizler modern zamanlarda tıpkı Platon’un mağarasındaki insanlar gibi sadece duvara yansıyan gölgeleri gerçek zannediyor ve gerçekliğin özünden giderek uzaklaşıyoruz."

BAŞKALDIRI VE ÇÖMLEKLER: MODERN ZAMANA BOYUN EĞMEYEN YAŞLI ÇÖMLEKÇİNİN ÖYKÜSÜ

Uğur Karabürk

 

‘‘Platon’un Mağarası çok yakında açılıyor. Dünyada eşi benzeri olmayan bu olayda şimdiden yerinizi ayırtın.’’

Mağara, José Saramago

 

Cipriano Algor, kızı ve damadıyla beraber yaşayan, altmış yaşını devirmiş bir çömlekçidir. Dışarıdan bakıldığında sessiz, sakin ve kendi halinde bir yaşantısı vardır. Fakat bir gün çömleklerini sattığı ve ‘‘Merkez’’ denilen yer ile ilgili sorunlar yaşar. Çünkü artık kaliteli kilden yapılmış tabak çanağın yerini daha hafif ve maliyeti nispeten daha ucuz plastikler almıştır. Tabii ki bu çömlekçi adına büyük bir yaşam sorunudur.

Portekizli José Saramago Platon’un “mağara” alegorisine göndermeler yaptığı bu eserinde, günümüz dünyasının yükselen trendleri olan tüketimi ve steril yaşam mekanlarını sıcak bir ailenin ayakta kalmaya çalışmasıyla açıkça eleştirir. Mağara eserinde; ‘‘Kent içinde Kent,’’ diye nitelendirdiği ‘‘Merkez’’ devasa reklamların bulunduğu, hapishaneyi andıran kapalı dairelerin olduğu kaotik bir yapının bütünüdür. Cipriano Algor bir yandan geleceğini kara kara düşünürken öte yandan da “Merkez”e karşı kendince bir başkaldırıya geçer. Eğer çömlekler artık satılmıyorsa minik heykelcikler belki onun yerini alır diye elinden geldiğinde roman boyunca çırpınır durur. Zekasıyla bir kitaptan bulduğu altı çeşit heykelciği kendi atölyesinde işlemeye başlar. Heykelcikler; sakallı bir Asurlu, hemşire, Eskimo, Mandarin, soytarı ve bir palyaçodan ibarettir. Hemen hepsi dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanları yansıtır.  Üretken yaşamı sembolize eden yaşlı çömlekçi Cipriano Algor bu başkaldırı da bir köpeğin de desteğini alır. Okuyucular sık sık köpeğin düşüncelerini okuyarak olaylara bağlı kalır ve bu köpek aynı zamanda ölen eşin bir tamamlayıcısı gibidir. Okurken hiç bitmesin diyeceğiniz duygusal baba-kız paragrafları, aile bağlarının nasıl olması gerektiğini de bizlere değişik motiflerle sunar. Yer yer Portekiz’in pek güvenlikli olmayan arka sokaklarındaki hırsızlara göndermeler yapılır. Dil ustalığıyla bilinen Nobel ödüllü yazar, hayvanların artık modern zamanda giderek azaldığını da bizlere hatırlatmaktan geri kalmaz. Böylece buna benzer göndermelerin bulunduğu Mağara eseri çok katmanlı bir yapıdan oluşur.

Bizler modern zamanlarda tıpkı Platon’un mağarasındaki insanlar gibi sadece duvara yansıyan gölgeleri gerçek zannediyor ve gerçekliğin özünden giderek uzaklaşıyoruz. Eseri okurken ‘‘Tüketilen şeyler bir gölgeden ibaret değil de nedir?’’ diye bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz. Mağara'da bir de insanoğlunun topraktan yaratılışını benzetmeler vardır. Çömlekçi Algor önce hamur gibi yoğurduğu kile şekil verir daha sonra atölyesindeki fırına atarak onu pişirir ve en sonunda detayları vermek için heykelciklerin sağına soluğuna doğru üfler, tıpkı yaratıcının topraktan yarattı insanın göğsüne üflediği gibi…

Basit gibi duran bir durumu sempatik karakterleriyle bezeyerek hayranlık uyandırabilecek felsefi bir alegoriye dönüştüren Saramago’nun Mağara romanını okumadan geçmeyin. 

‘‘Proust’ta olduğu gibi, Saramago’nun cümlelerinden birinin içine çekilmek de bir dolambaçtan biçim alan bir dünyaya çekilmektir.’’ The New York Times

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*