BANA BAKMAYIN SİZ

Derdi mutluluk olan insan için saniyeler baş döndürücü bir hızla birbirini kovalar. Zaman çok hızlı geçer. Ömür çabuk tükenir. Huzur öyle mi? Saatler tadında ilerler.

BANA BAKMAYIN SİZ

Fuat Oskay

Huzur mu mutluluk mu ikileminde ben tarafımı huzurdan yana seçerim.

Mutluluk dış kaynaklıdır. Dışardan gelir ve istediklerinizin gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bir dilek tutarsınız örneğin; gerçekleşir, mutlu olursunuz. Kucağınızda oyuncak, balon ve çikolatalarla gidersiniz; sizi gören çocuklar, mutlu olur. Hastanız iyileşir; mutlu olursunuz. Zor bir sınavı geçersiniz, mutlu olursunuz. Yağmur yemiş, ıslanmışsınızdır; sobanın başına geçer, ısınır, mutlu olursunuz. Liste böyle uzayıp gider. Bazen bir küçük tebessüm de mutlu eder insanı.

Hayatta istedikleriniz olmadıysa, beklentileriniz yerine gelmediyse ne olur peki? Ne olacak! Bir büyük çukur oluşur ruhunuzda, mutsuz olursunuz. Oyuncak ile mutlu olan çocuğun elindeki oyuncağı alın, dünyası başına yıkılır. Baş etmek için ne yapar peki? Ruhunda her an oluşan küçük çukurları doldurmak umuduyla ömrünü tüketir insan. Çünkü mutluluk aslında umut etmektir.

Huzurlu iseniz dışa bağımlı değilsinizdir. Duvarı içten örmüş, kapıyı içten açmışsınızdır.  Kendinizi tamamlamış, ruhunuzda medcezirlere, fay hatlarına, tektonik hareketlere, hendeklere yer bırakmamışsınızdır.

Huzurlu insan hiç mi üzülmez, kırılmaz, gözyaşı dökmez? Elbette bunların hepsi olur. Daha fazlası da olur. Huzuru arayan insan, ruhunu terbiye etmeye çalışır. Mutlu olmak için tutunacak bir dal aramaz. Yalnızca kendine dayanır, kökleri üzerinde dik durur. Değerlerine, deneyimlerine, inançlarına sarılır. Urfalı Nabi, ne güzel söylemiş:

“Bağ-ı dehrin hem hazânın hem baharın görmüşüz

Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmüşüz”

 

Şair, doğanın niteliğinden yola çıkarak yaşadıklarına ilişkin değerlendirmede bulunuyor. Bir bahçeye benzettiği dünyada” biz neşenin de kederin de bize uğrayıp geçtiği zamanları biliyoruz” diyor. İnsan yaşamının maddi-manevi yönden mutlu-mutsuz, acı-tatlı, kederli-neşeli, sevinçli-üzüntülü dengesi üstünde kurulduğunu belirtiyor. Hayat, bazen hazan bazen de bahardır diyor.

Huzur, etrafını çepeçevre saran fırtınaların ortasında sükûnetini koruyabilmektir. Dışardaki hava ne olursa olsun içinde bir sıcak iklimi yaşatabilmektir. Bu, umursamazlık veya tedbir almayı, mücadele etmeyi öteleyen kuru bir kadercilik anlayışı değildir. Tam aksine, eskilerin, yüreklerinin ta derinlerinden gelen bir inancın edası ile dile getirdikleri “Lütfun da hoş, kahrın da.” kalıbında biçimlenen duru bir teslimiyettir.

Huzur, hazır olmayı içerir. Huzurlu insan, hayatta her an her şeye, her duruma hazırdır. Umut ettiklerinin gerçekleşmesini ister ancak olumsuzluk durumunda da gemileri batırmaz; tahammül katsayısını düşürmez. Her şeyi olduğu gibi kabul etme erdemini gösterir. Hayatın doğal mecrasında aktığını ve kendisine düşman olmadığını bilir.

Derdi mutluluk olan insan için saniyeler baş döndürücü bir hızla birbirini kovalar. Zaman çok hızlı geçer. Ömür çabuk tükenir. Huzur öyle mi? Saatler tadında ilerler. Yaşanan her gün, içinde “ama”lar, “belki”ler, “keşke”ler beslemeden gönül rahatlığıyla mazinin emanet sandukasına teslim edilir. Huzurlu insanda son nefes bile meltem esintisinde verilir.

Mutsuzluk, mezarda da kıvrandıracağına göre bir yudum huzur sizi mutlu etmeye yetecektir.

Arkanıza yaslanın, huzurun tadını çıkar.

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*