ASİYE SELAY KESKİN - BİLGELİĞİN GÖZ PARILTISI

Asiye Selay Keskin "Bilgeliğin Göz Parıltısı" adlı öyküsüyle Edebiyat Daima'da

BİLGELİĞİN GÖZ PARILTISI

Asiye Selay Keskin

 

“Söyleyin, vazgeçmek erdem sayılmaz mı bazı durumlarda?” dedi o gün bilge adam. Ahmet şimdiye dek tersini düşünmüştü belki ama bir yanı -kırılgan, mütevazı tarafı- hak vermiyor değildi, bazı vazgeçişlere… Hayallerden vazgeçmek değildi aklındaki, hayatın her anında “hep ben” diye diretmemekti. “Zamanı geldiğinde insanın kendine yabancılaşmaya mahal vermemesi önemsiz mi? Öz saygısı, kaybetmeye değecek bir şey mi, söyleyin.” diye devam ediyordu bilge, sözlerine. Ahmet, etrafındakilere sorular soran bilgenin peşinden koştu, hayatında ilk kez eline geçen bu fırsatı kaçıramazdı.

“Hayatım boyunca hem hayattan soğumayıp hem de ciddi bir mücadelenin esiri olmamaya çalıştım. Bazen düşünüyorum da, haddimi bilememekten korktum belki de. Aslında küçük vazgeçişler diyebilir miyiz bunlara, bilmiyorum. Yalnızca ‘oldum’ demekten korkar mı insan, buna karşıt tavırlar sergilemek bile bir nevi ego göstergesi midir yoksa? Bu gibi durumlarda insanın egosu galip gelir çoğu zaman, bir bakarsınız her şeyi yerle bir etmiş; ardında kalıcı hasarlar bırakıp gitmiş… Demem o ki, ego karşısındaki her vazgeçiş mübah geliyor bana. Bir de kabul edemeyeceğim vazgeçiş var ki o, zora gelememekten başka şey değil. Acılar çekilmek için değil midir zaten? Gelişmek, yetişmek isteyenin seçeceği yol, pes etmek değildir.” Ahmet’in bu sözleri, karşısındakini memnun etmişe benziyordu. Oldukça yavaş yürüyen bilge, hareketlerini iyice ağırlaştırdı.

“Bazı durumlarda bizim vazgeçmek sandığımız, aslında kurtuluş oluyor. Kendini kurtarıyorsun, vazgeçerek. Geleceğini, hayallerini; kendi hayatını kurtarmış oluyorsun, yaptığın seçimle. Bir seçim yapıp vazgeçtiğinde, yanılgıya düşeceğinden korkuyor çevrendekiler. Sen korkmuyorsun ama onun da zamanı geliyor elbet. Her şey, bir yere kadar. İnsan, varoluşunun ilk zamanlarından bu yana, hatalarıyla bir gelişim içinde değil midir? Karşılaştığımız olguları tüm boyutlarıyla değerlendirmeye elverişli bir yapımızın olmaması, yanılgıyı hayatımızda baki hâle getirmez mi?.. Büyümek için hata yapmak gerekir. Hatalarımızın, bizler büyüdükçe azalacağını varsaymak akıl kârı sayılmasa da bu hatalar sonucunda farklı bakış açıları kazanmak mutlaktır. Hem zaten, insan kendi yanlışlarından çok şey öğrenmez mi?” Bu açıklamaları yapıp sorularını soran bilge; artık dinleme sırasının kendine geldiğini seve seve kabul etmiş gibi birleştirdi dudaklarını, Ahmet’in anlatacaklarını bekledi.

“Çay bardağının sıcak olduğunu idrakte zorlandığım zamanlardı, bu görüntüyü apaçık kazımışım hafızama. Elimi yakmam belki de an meselesi. Babam elimden tutup beni sehpada duran bardağa yaklaştırıyor. Hem cesur hissediyorum o an hem de korkak. Net olansa, heyecanım… Babam bardağı eline alıp yavaşça dokunduruyor parmağıma. Parmağımın en ucuna, sanki elime dâhil olmayan bir kısmına… Sıcak. Anlamakta zorlanmıyorum. Cesaretim artıyor, hayata dair fikirlerim çoğalıyor, hemen büyüyorum oracıkta. Bana sorarsanız, yanımda babam gibi bir emniyet kemeriyle sonsuza kadar yaşayabilirim. Tüm tehlikelerden bu şekilde muaf tutulamam, elbette biliyorum. Elimi yakmadan öğrenemeyeceğim şeyler olacak, şüphesiz. Yolumu şaşırmadan aklımı başıma alamayacağımı söyleyen ısrarcı bir ses duyacağım, kulağıma fısıldayan. Doğru olan da bu, nihayetinde; farkına varalı çok oldu.” Duygulanmaktan alıkoyamıyor Ahmet kendini o an. Bilge, bunu fark ediyor etmesine ama sohbet derinleşti, tam da olması gerektiği gibi…

“Bunların tersi olsa, hayali kurulacak şeyler olmazdı ki... Yanlışsız öğrenci, hatasız bir evlat; anne, baba… pek mümkün görünmüyor. Ancak hiç sınava girmemiş öğrenci; anne-babalığı tatmamış kimseler bu alanlarda hatasız olup öyle de kalabilir. Yani denemeyenler... Bu nedenle, hata yapmadığını söyleyen birinin, tecrübe edinmeye açık olamayacağını varsayarız. Tecrübeden uzak geçirilmiş bir hayat, hiçbir zaman dinamik kazanamaz. Başına geleceklerin hem en mükemmelidir bu hem de seni bekleyen en büyük felaket… Hâl böyleyken de sorunlar karşısında afallayan, savunma mekanizması dahi oluşmamış biri çıkar karşımıza. O kişi, olduğu yerde saysa da; bir süre sonra toplumca kabul görmemiş, yeterli bulunmamış bir birey olacaktır. Böyle biri, insan olmanın gereklerini tamamen yerine getirememiş sayılır. İnsan, yanılmadan tamamlanamaz Ahmet. Bunu ne yazık ki hepimiz biliyoruz. Düşmeyen ve düştüğü yerden doğrulmayı öğrenmeyen kimse, gerçek bir hayat yaşamamıştır bile. Kaç yaşına gelirse gelsin, onun için yapabilecek bir şey, hayatını ona geri kazandırabilecek türden bir gücümüz yok.”

Vazgeçiş, yenilgi ve yanılgılar… Ahmet’in belki de canını en çok acıtan kavramlardı bunlar. Kiminle konuşsaydı, şimdiye dek? Hep okudu hep yazdı, bunları. Hatırladıkça yazdı, yazdıkça hatırladı; canı yandı. Erkekti bir kere, ağlayamazdı. Yazmak yakışırdı bir erkeğe, ağlamayan ama her duyguyu tüm çıplaklığıyla yazan bir erkek olmaktı makbul sayılan. Belki de ilk ve son kez bunları konuşma imkânı tanınmıştı ona, karşısındaki bilgeye ne kadar teşekkür etse az olduğunu biliyordu ama Ahmet’in buna da cesareti yoktu.

“Yine geldik, vazgeçmenin cazibesine… Bu dünyaya rahat etmek için gönderilmedik. Bir direniş değil miydi yaşamak? Karşılığındaysa büyük ödül: hayatı kazanmak! Sonraları dönüp baktığımızda, ‘başardım’ diyebilmek kadar değerlisi var mı? ‘Öylesine gelip geçmedim, çok şeyler yaşadım ve sonunda içi dolu bir ömür geliyor gözlerimin önüne.’ diyebilmek, hayallerin en güzelinden... Yazarken ya da söylerken kolay oluyor, hatta keyifli geliyor kulağa. Gel gelelim hayat öylesine zorluyor ki insanı… Bir süre sonra vazgeçmenin cazibesine kapılıveriyor insan. Yine de her vazgeçiş; insanın boğazında bir yumru, gözlerinde bir buğu… İyi mi yapıyor yoksa her zamanki gibi yanılgıya mı düşüyor, bilinmez.” Peki ya Ahmet ne diyordu buna karşılık olarak? Ben iyice merak etmiştim bunu.

“Gücümün farkındayım. İrademin ve koşulların da keza… Vazgeçmediğimde gücümü kanıtlayacağım; o gücü tüketen de ben olacağım, zorlu koşullarda. Yine de vazgeçersem ellerimden uçup gidecek, sahip olduklarım ve olamayacaklarım. Başkalarına kulak asarsam doğru kararı veremem, yaşadıklarımdan bu dersi çıkaralı çok oldu. Her şeyi ilmek ilmek örmeye kalktığımda düğümleniyor bir yerde, fark edip kontrol altına almaksa en zoru. Şöyle etraflıca bir düşünmek mi lazım? Böyle mi verilir hayata dair kararlar? Daha önce etraflıca düşündüğüm olmuş muydu, iyisi mi ben etraflıca bir düşüneyim…”

“En iyisi düşünmeyi bırakmak, yorulmaktan korkmayı bırakıp bir an evvel yola koyulmak. Bir şeyi aşkla isteyip de başaramayan görülmüş mü?”

“Gerçi bizdeki şans da malum, görülmediyse de görülür artık sayemizde; yine de bundan daha onurlu bir yenilgiye şahit olabilir mi neslimiz?” Ahmet’in son sözleri, bilgenin gözlerinin parlamasını sağladı. Aklınızda olsun diye söylüyorum, bir bilgenin ve bir çocuğun gözlerinin parıltısını birbirinden ayırmak mümkün değildir. Her iki durumda da hayatta bir şeylerin gerçekten yolunda gittiğine, gidebildiğine dair inancınız artar. Hem de nasıl artar… İşte, Ahmet de o an bunu yaşadı. Bir daha bilgeyi gördü mü onunla konuşabildi mi, kim bilebilir? Bazı konuşmalar, sanki hayat boyu devam ediyor gibidir. Karşınızdakinin bir bilge olduğunu nereden anlayacağınız konusunda ipucu vermiştim. İçinize attığınız, bir şekilde yükünüz hâline gelmiş mevzularda sizi can kulağıyla dinleyen; bunlar karşısında gözlerindeki parıltıyı, bu küçük mucizeyi görebildiğiniz biri yoksa karşınızda, üzülmeyin. O zaman, belki de bu kişi olma yolunda ilerleyen sizsinizdir. Yeter ki küçük vazgeçişlerden, yanılmaktan korkmayın.

Benim de kaybetmeye dair en büyük umudum bu. Hepimize sunulan seçeneklerden hangisini seçerseniz seçin, size iyi şanslar dileme görevini verdi bana, sözünü ettiğim bilge. Dilerim küçük vazgeçişler ve önemsiz yenilgiler; dönüp baktığınızda iyi hatırlayacağınız, tüm anlarında gözlerinizin parlayacağı bir hayat hazırlasın sizlere.

2 Yorum

  1. Kalemine sağlık güzel kızım 👏👏👏yine muhteşem olmuş hikayen. Yazma isteğin ve azmin ile gurur duyuyorum. Seni çok ama çok seviyorum. Yolun açık şansın bol olsun tatlım.💜💜💜💜😘
  2. Sevgili Asiye Selay, bilgeyi dinlediğin günlerde yazıya hep böyle sarılmalısın! nice güzellikler dilerim...

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*