AKAD SİNEMASINDA METİNLERARASILIK

BÜŞRA ÜNAL: Türk sinemasının ilk verimleri çoğunlukla uyarlama yoluyla gerçekleşir. Tiyatrodan, romandan, hikâyeden yararlanıldığı gibi halk türkülerinden de yararlanılır.

Ömer Lütfi Akad Sinemasında Metinlerarasılık

Büşra Ünal

 

1916’da İstanbul’da doğan Ömer Lütfi Akad, farklı sebeplerle birkaç yıl gecikmeli olarak eğitimini tamamlar. 22 yaşındayken Galatasaray Lisesinden mezun olur. Oradan Yüksek Ticarete geçerek burayı 1942’de bitirir. Okuldan sonra Osmanlı Bankasında çalışmaya başlar. Burada çalıştığı kırk beş günün ardından Şakir Sırmalı’nın yeni kurduğu yapım şirketinde yapım müdürü olmak üzere buradan istifa eder. Mali işlerle ilgilenir. Daha sonra Lale Filmin muhasebesinde çalışmaya başlar. Lise son sınıfta iken Orhan Hançerlioğlu’nun müdürlüğünü yaptığı Halkevinde tiyatroyla ilgilenir. Bir müddet orada dekor yapar, tiyatrolar sahneye koyar, amatörce birkaç kez sahneye çıkar. Gene o yıllarda Şakir Sırmalı, Orhan Hançerlioğlu, Baha Gelenbevi gibi arkadaşlarıyla “Beş Sanat” dergisini çıkarır. Sinemaya adım atışı Lale Filmde yarım kalan Damga filminin son iki sahnesini çekerek gerçekleşir. Tamamen kendine ait olan Vurun Kahpeye filmi ise 1948 tarihlidir. 1997 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Senatosu kararı ile 'Onursal Profesörlük' unvanı verilen Akad, yurtiçinde ve dışında kazandığı pek çok ödülün yanısıra 1998 yılında 'T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne değer görüldü. Ardında yüzlerce film, belgesel, senaryo, kısa film bırakan, çalışmalarıyla sinema dünyasında bir dönüm noktası olan yönetmen 19 Kasım 2011’de vefat eder.

Türk sinemasının ilk verimleri çoğunlukla uyarlama yoluyla gerçekleşir. Tiyatrodan, romandan, hikâyeden yararlanıldığı gibi halk türkülerinden de yararlanılır. Kimi zaman aynı hikâye; senaryo, tiyatro, roman haline gelebilir. Bahsi geçen bu türler arasında yoğun bir etkileşim mevcuttur. Sinema merkezli gelişen bir diğer metin türü de sinema eleştirileri olur. Nijat Özön, Halit Refiğ gibi eleştirmenler döneme yön verir.

Batı sinemasına karşı Türk sineması oluşturma gayelerinin etkin olduğu ve film çekimlerinin hız kazandığı dönemde sinema senaryoları bulmak bir mesele halini alır. Bu noktada senarist ve edebiyatçıların ortak çabalarıyla edebi eserlerin senaryo olarak uyarlanması faaliyetleri başlar.

Akad uyarlamalarla ilgili şöyle bir yorum getirir: “Sizin edebi eserlerden, bu arada hikâyelerden, oyunlardan ve romanlardan aldığınız şeyler var. Sanatçı için, sinema sanatçısı için bu kaynaklardan yararlanmak her zaman mümkün. Yararlanılmıştır ve yararlanılmaktadır. Yalnız bazı handikaplar var. Mesela tiyatro en büyük handikap. Romandan almak daha iyi. Tiyatrodan almak daha zor. Çünkü aşağı yukarı tiyatronun metni de senaryo metni kadar. Roman kadar geniş değil. Üç günde okuyacağınız roman vardır. Hâlbuki bir piyesi siz iki saatte de, üç saatte de okursunuz. Şimdi senaryo bakımından benzer görünmekle beraber hacmi, aslında yöntemleri çok ayrı bu iki sanatın. Sahneye konuluşları da ayrı, metinleri de hatta... Bir senaryoyla bir tiyatro metni çok ayrı şeyler. Birçok kimse oyundan senaryo çıkarırken, metni olduğu gibi alıyor. (…) bilmediği için ikisi arasındaki farkı...

Bu sözleriyle uyarlama anlayışını belirten Akad oldukça titiz çalışır. Çekim için gelen hemen hemen hiçbir senaryoyu aynıyla uygulamaz. Kendine göre şekillendirir, biçim verir, rengini katar. Roman uyarlamalarında metne, olaya sadık kalmadığını, anlatılmak isteneni sinema diline, en tasarruflu şekilde nasıl aktaracağına yoğunlaştığını söyler.

Örneğin Kızılırmak-Karakoyun filmi, Nâzım Hikmet’in Ercüment Er imzasıyla hazırladığı ve Muhsin Ertuğrul’un Doğan Film adına filme çektiği bir senaryodan esinlenerek gerçekleştirilir. Aynı zamanda bu senaryonun iki kaynağı Kızılırmak’ta sele kapılan bir kadının ağıtı ile Karakoyun’un yine bir türkü olan öyküsüdür. Özetle, türküler hikâyeleşip senaryolaşmış; daha sonra senaryo üzerinden yeni bir kurgu yapılarak başka bir senaryo haline gelmiştir. Akad sinemasında bu gibi metinlerarası etkileşim oldukça fazladır. Dikkat çekici bir başka örnek de Yangın Var filmine aittir. Filmin senaryosu Necip Fazıl'a aittir. Akad bu filmle ilgili; "Onu sinema yapısına sokmak bana düştü. Yani senaryosunu ben yazdım." -Tulumbacılar. "Yani tulumbacıların davranışlarının mizahını yapmaya çalıştım. Aslında yangın söndürmekle bir ilgisi yoktu bu teşkilatların. Belki ilk zamanlarda biraz faydalı olmuş ama sonradan yangın söndürmede yetersiz kalmışlardı. (...) Bir spor, bir kulüpçülük ve yangını körüklemekten başka bir işe yaramayan bir teşekkül haline gelmiş.”  değerlendirmesinde bulunur. Bu ifadesiyle; filmlerindeki toplumsala yönelik vurguyu da gözler önüne serer.

Akad’ın “Kent Üçlemesi” olarak adlandırılan filmlerinin ilki olan Vesikalı Yârim filmi de bir senaryolaşma öyküsü geçirir. Vesikalı Yarim’in senaryosunu Safa Önal, Sait Faik’in Menekşeli Vadi adlı hikâyesinden yola çıkarak yazar. Senaryoda bilinçli olmasa da La Da me aux Camelias tesiri vardır. Elbette Akad filmi çekerken kendi dokunuşlarını da ekler. Böylece anlaşıldığı üzere senaryolar çoğu zaman birden fazla parçanın birlikteliğiyle meydana gelir.

Kimi zaman filmlerin senaryosu yapımcılarca kaleme alınır. Ekonomik kaygılar sebebiyle böylesi filmlerin bazılarına Akad hiçbir ekleme çıkarma yapmaz. Filmlerin yapımcı filmi olduğunu belirtir. Örneğin Bulgar Sadık filmi için; “Bulgar Sadık'ı yaptık. O da kendi tarzına uygun bir macera filmidir. Onun da senaryosunu Osman yazdı. Tam yapımcı filmidir. Konusunu romandan almadı, hikâyeyi kendi yazdı, senaryosunu da kendi yazdı.” der.

Sinemacılık açısından önemli olan eleştiri türü de Akad için bahse değerdir. Birçok kez farklı şekillerle özellikle Halit Refiğ’in eleştiri metinlerinden faydalandığını belirtir. “Halit'in filmi eleştirmesi, bana yapmam gereken bir takım şeyler hususunda ışık tuttu. Mahalli oluşu insanların... Ondan sonra bir takım şeyleri kısa anlatmış olmam üzerinde durdu, bir eleştiri olarak... Eleştirinin faydalı olduğu yerler vardır. Halit'in rastlantı diyebilirim -yahut rastlantı değildir belki- benim filmlerim için yaptığı bir sürü eleştiri belki benim sağduyuyla, içgüdüyle yaptığım bir şeyi, Halit o yaptığı eleştirilerle aynı meseleleri bilinçli olarak yeniden ele almama sebep olmuştur.” Eleştirmene hakkını teslim etmenin önemini bildiğinden olsa gerek şöyle der Akad; “Gerçek bir eleştirmen, sanatçıyı bir bakıma yaratan adam da olabilir.

Filmleri ve sinema hakkındaki görüşlerinden anlaşıldığı üzere Akad’ın sinema dünyasında sinema, toplum, roman, tiyatro, eleştiri gibi sanat dalları yoğun bir alışveriş halindedir. Akad iddialı bir söylem geliştirerek sinemanın edebiyatın yerini almakta olduğu ve alacağı öngörüsünde bulunur. Gidişata bakılarak söylemin haklılık payı olduğunu kabul etmek mümkünse de sinemanın edebiyatın yerini tamamen alacağını söylemek yanlış olur kanısındayım.

 

KAYNAKLAR

Ayça, Engin. "Yeşilçam'a Bakış", Türk Sineması Üzerine Düşünceler. Haz. Süleyman Murat Dinçer. Ankara: Doruk Yayımcılık, 1996.

Battal, Sadık. Asıl Film Şimdi Başlıyor. Ankara: Vadi Yayınları, 2006.

Onaran, Âlim Şerif. Lütfi Ö. AKAD. İstanbul: Agora Kitaplığı, 2013.

Özön, Nijat. Karagözden Sinemaya, 1.Cilt. Ankara: Kitle Yayınları, 1995.

 

 

İlk yorumu sen yap!

Yorum Yap

Mail adresiniz görüntelenmeyecek


*

*